Milli Eğitim Bakanı, Sayın Yusuf Tekin, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını verdikleri yeni müfredat programını açıklayarak, gelecek eğitim öğretim yılında okullarda uygulanmaya geçeceklerini kamuoyuyla paylaştı.
Bu açıklamayı duyunca, bu çalışmamın amacına da ışık tutacak iki anekdot aklıma geldi.
Birincisi.
Mesleki Teknik Anadolu Lisesinde yöneticiliğimin ilk yıllarıydı. Geçirdiğimiz olağan ve periyodik bir denetim sonrasında Bakanlık Başmüfettişi diğer müfettiş beyler ve okulumun diğer yöneticileriyle birlikte idari bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başmüfettiş toplantı sonrasında,“Sizce Türk Milli Eğitimin temel sorunu nedir?” diye de ortaya serbest bir değerlendirme sorusu attı.
Kendilerine ve huzura naçizane şöyle bir cevap vermiştim ogün. “Eğitim sisteminin temel sorunu, a’dan z’ye, bütün konu başlıkları itibarıyla, siyasetin etkin ve yetkin vesayetinin baskısı altından bir türlü kurtulamamasıdır.” Katılımcı paydaşların hep birden ve ne cevap verecek diye yüzüne baktıkları Bakan adına yetkili Başmüfettiş beyin buruk bir tebessümle, “Müdür bey, haksızsınız diyemem, ancak bu konu derin bir konu, dolayısıyla hiç girmeyelim bence.” Dediğini hâlâ hatırlarım.
Diğer anekdotuma gelince.
Yaklaşık on yıl kadar önceydi, henüz emekli olmamıştım. MEB yeni bir yönetici atama yönetmeliği yayımlamıştı. Okuyup incelediğim kadarıyla da oldukça adil ve hakkaniyetli bir yönetmelik olduğunu fark ettim. Tam o günlerde, hükümete yakınlığı (1) ile de bilinen eğitim iş kolundan bir sendikanın il şube başkanı ziyaretimize gelmişti. İlk sorusu şu oldu; “Müdür bey yeni atama yönetmeliğini nasıl buldunuz?” Kendisine dedim ki. “Sayın Başkan, dikkatlice okudum ve inceledim. Ancak, önce size bir soru soracağım ve cevabınıza göre de ben cevabımı vereceğim. Yönetmeliği gayet adil ve hakkaniyetli buldum. Ancak, uygulama sürecinde iktidara yakınlık uzaklık, hısım akrabalık, ya da siyasi görüş farklılığı gibi indi ve ilgisiz kriterleri gözetmeden şartları uygun olan herkese bu yönetmelik harfiyen ve adil bir şekilde uygulanacak mı, uygulanmayacak mı?” Biraz da samimiyetimize sığınmış olsa gerek ki, hinlik ve hileyi gizleyemediği esprili bir tebessümle ; “Eee. O kadar da olacak. Geçmişin bir rövanşı var tabi.” Deyince. “Öyleyse şimdi cevabımı verebilirim Sayın Başkan. O zaman bu yönetmelik de yönetici atamalarında ki sorunlara çare olmayacaktır.” Demiştim.
NİCELİKLER NİTELİKLERLE ANLAM VE DEĞER KAZANIR.
Şahsen ve prensip olarak, hemen her sorunu ve çözüm yollarını şahıslar, kurumlar, isimler, adresler ve nicelikler üzerinden değil, nitelikler ve ilkeler üzerinden okumayı ve kritik etmeyi tercih etmek gibi bir doğrum vardır.
Ayrıca, yasa, yönetmelik ve müfredat gibi bütün yazılı metinlerin içerik doğruluğu ve dolgunluğu kadar, uygulayıcıların bu metinlere bağlı kalıp kalmayacakları hususunun önemli olduğunu her zaman savunageldim.
Gerçekte ve genellikle, sorunlar yazılı yasal metinlerin yanlışlıklarından ya da yetersizliklerinden değil, uygulayıcıların taassubi ve katı bir siyasi, ideolojik ve menfeat, anlayışı ve yaklaşımının baskın rol oynamasından kaynaklanır.
Bu görüş ve düşünceler doğrultusunda, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli.” Konu başlığı ile ilgili müfredat düzenlemesine ilişkin, eleştiri ve önerilerimi sıralayabilirim.
1.Öncelikle, böyle bir adlandırmada hemen her yasal düzenlemenin başına klişe bir tabirle monte edilen, ”Türkiye Yüzyılı.” Tabirinin yanlışlığına dikkat çekmek isterim. Zira, bu model siyasi iktidarın kendinden menkul icat ettiği bir tabirle değil, Türk Milleti’nin tarihi ve kültürel kodlarına uygun düşen, “Türk Milli Eğitim Maarif Modeli” ismiyle kayda geçmeliydi bence.
Ayrıca, sürdürülebilir yerli ve evrensel bir medeniyet iddiası olması lâzım gelen Büyük Türk Milleti’nin yönetim erkinin her konuyu ve çalışmalarını adeta bir yüzyılla sınırlayarak tolera etmesi, dar ve ufuksuz bir öngörüsüzlüğün ifade ve itirafından başka bir şey de değildir.
- Türk siyasetinde, ıslah ve tedaviyi gerektiren bir zihniyet sorunu yaşıyoruz bugün. Bu zihniyetin felsefi temel zaafı gündemlerine aldıkları sosyo yasal düzenlemelerde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Büyük Türk Milleti’nin istiklâl ve istikbalini korumaya ve geliştirmeye yönelik, ahlâk ve adaletin nitelikleri ve ilkelerini gözetmek yerine adeta, şahsi ve zümrevi varlıklarını koruma ve devam ettirme endişesini taşımaları etkili olmaktadır.
- Köklü, medeni, ilkeleri ve ufku olan devletlerde, şahısların, partilerin, grupların, eğitim ya da diğer alanlarda ayrı ve ayrıcalıklı politikaları olmaz, toplumun tamamını kucaklayacak ve kavrayacak devlet politikası olur.
Nitekim, kadim tarihimiz bu pratiklerin örnekleriyle doludur.
- Türk Milli Eğitim Modelinin felsefi kodları, ahlâk ve adalet zemininde insanı merkeze alan akli, ilmi, milli, insani nitelikli, evrensel boyutlu kavrayıcı, kuşatıcı, kucaklayıcı değerlere oturmak zorundadır.
- Adıyla müsemma, Türk Milli Eğitim Sistemi, Türk Milletinin müktesebatını, aklı, bilimi, tekniği, teknolojiyi, sormayı, sorgulamayı, araştırmayı ve profesyonelliği önceleyen; sosyolojik ihtiyaçları karşılayan, evrensel yeni bir barış medeniyetini amaçlayan nitelikli bir yapıya kavuşturulmalıdır.
- Yine, Türk Milli Eğitim Sistemi, Türk Milleti’nin vesayeti haricinde, bütün vesayetlere imkân ve fırsat vermeyecek, yasal ve yapısal bir güvenceye kavuşturulmalıdır.
- Türk Milli Eğitim Sistemi’nin, yardımcı personeli, eğitimcileri ve her kademedeki yöneticilerine kadar bütün görevlileri siyasi takdir ve tasarruflarla değil, kendi yönetim ve yönetişim anlayışı ve iç dinamikleri içerisinde belirlenecek bir sistemle yürütülmelidir.
- Türk Milli Eğitim Sistemi, Türk Milletinin eğitim sistemi olacağına göre, sistemin her kademesinde uygulanacak eğitim öğretim müfredatı, salt ve sadece siyasi iktidar partisinin yönetim, gözetim, denetim ve koordinesinde değil, bütün bir toplumun kurumsal ve gerektiğinde bireysel iç dinamiklerinin görüş ve ihtiyaçlarını ortaya çıkaracak ortak akılla hazırlanmalıdır.
Kısacası ve klasik bir ifadeyle, mesele ilk düğmeyi doğru düğmeleme alışkanlığını kazanma noktasında kendimizi bir türlü eğitmeye ve tedavi etmeye kayıtsız kalınmasıdır.
SONUÇ.
Geçmişten bugüne yaşanan deneyimler göstermiştir ki, eğitimde yaşanan başarısızlıkların iki ana nedeni vardır.
- Fıtri, milli, ilmi, insani, ahlâki, adil, evrensel, nitelik, içerik ve ilkelere uymayan müfredat ve modeller.
- Siyasi ve ideolojik anganjmalardan kurtulamayan, basiretsiz, ehliyetsiz ve liyakatsiz uygulayıcılar.
Bu iki esasın biri diğerine tercih edilmeden, birlikte var ve fonsiyonel olmadığı sürece eğitim başta, her alanda yaşayacağımız sorunlar canımıza, malımıza, paramıza ve en önemlisi itibarımızın canına okumaya devam edecektir.
- ‘yandaş’ sözcüğünü hiç sevmediğim ve sempatik de bulmadığım için yakınlık sözcüğünü kullanmayı tercih ediyorum.
