Ev 34. Sayı Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Tarafından Ali Kamil YILDIRIM

Bu yılın ilk ayında icra edilen Münih Konferansında Almanya Başbakanı’nın konuşması çok şeyi özetliyor; “Bildiğimiz dünya düzeni artık yok, en parlak dönemlerinde bile kusurlu olan bu düzen artık mevcut değil”. Önümüzdeki Temmuz ayında Ankara’da icra edilecek olan NATO zirvesi de bu tespitlerin gölgesinde icra edilecektir. NATO’nun “Amiral Gemisi” konumundaki ABD’nin önceliği Avrupa’dan Pasifiğe kaydığına göre Ankara Zirvesinden çıkacak olan kararlar, Türkiye’yi de ilgilendiren yeni bir dünya düzeninin habercisi olabilecektir. Zirve kararlarının Türkiye’ye muhtemel etkilerini 8-9 Temmuz sonrasında analiz etmeye çalışacağız. Ancak Zirve’den çıkması en muhtemel sonucun “Avrupa’nın Güvenliği”nin öncelikle Avrupa tarafından sağlanması olduğunu tahmin etmek güç değildir. O nedenle şimdilik bu sayıda AB Ordusunun mümkün olup olmadığına bakacağız.

Avrupa Güvenliğinde “Stratejik Özerklik”

Avrupa ülkeleri II. Dünya Savaşı’nın sonundan beri Avrupa’yı savunma konusunda yeterli olmadılar, çünkü kendilerini korumak için yabancı bir güç olan Amerika Birleşik Devletleri’ne güvendiler. O günden beri Avrupa’nın güvenlik garantörü olarak hareket eden ABD, 2025 yılından itibaren garantörlükle ilgilenmediğini açıkça ortaya koydu. Avrupa artık kendisini savunmak için Amerika Birleşik Devletleri’nin doğrudan desteğine güvenemez durumdadır. İkinci Dünya Savaşından beri ilk kez Avrupa devletleri şimdi muhtemel bir Rus saldırganlığına karşı savunmasız ve tek başına kalıyor.  Geçen yıl bu yalın gerçekle yüzleşen Avrupa’nın NATO ülkeleri 2035 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nın %3,5’ine çıkarmayı kabul ettiler. Bunun anlamı 27 Avrupa ülkesinin savunmaya yıllık 400 milyar avro tahsis etmesi demektir.

Ancak sadece harcamayla güvenlik sağlanamaz. Finansal desteğin Avrupa’nın savunma ve güvenliğine katkı sağlaması için  bu amaçla kurumsallaşmış bir yapılanmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bağlamda bazı Avrupa kaynaklarında ABD’siz ve Türkiye’siz “Avrupa Stratejik Özerkliğinden” bahsedilmektedir. Böyle bir otonomi Avrupa’ya yönelik tehdidi caydırmaktan uzak olacağı gibi, olası bir savaşı da kazanma şansı yok derecesindedir.

NATO Varken Neden Avrupa Ordusu?

Hem ABD ve hem de Avrupa ülkelerinin NATO gibi bir güvenlik kurumuna ihtiyacı var ve bu ihtiyaç devam ediyor. Buradaki asıl sorun ABD’nin Avrupa Güvenliğinde öncü rolünü Avrupalılara bırakmasıdır. ABD Avrupa Kıtasının savunması için kullandığı ekonomik yükün, yine Avrupalılar tarafından karşılanmasını istemektedir. ABD bir yandan NATO üzerinden Avrupa savunmasına konvansiyonel ve nükleer caydırıcılığı ile birlikte uzay, istihbarat ve iletişim gibi alanlarda katkıda bulunurken, kıtanın kolektif savunma gücünün yine kıta tarafından sağlanmasını istemektedir. Bu amaçla ABD ve bazı AB kaynaklarınca önerilmekte olan sistem şu şekilde tanımlanmaktadır: Tüm Avrupa adına AB Avrupa’nın savunma ve güvenliğini sağlayacak kurumsal bir yapı kazanmalı, NATO bünyesindeki yüksek komutanlıklar dahil olmak üzere üst NATO kadrolarını Avrupalılar devralmalıdır. ABD kaynakları bu yeni yapılanma için “AB’nin Avrupa’nın Pentagon’una dönüşmesinden” bahsederken, bazı Avrupa Bakanları “Avrupa Birleşik Devletleri” ifadesi kullanmaya başlamıştır.

Esasen AB 1993 Maastricht Antlaşması ile “Ortak Dış ve Güvenlik Politikası”nı ilan etmişti. Yani AB kurumsal yapısı altında Avrupa’nın savunma ve güvenliğinin sağlanması öngörülmekteydi. Ancak ABD talebi ve etkisiyle bu politika 1998 yılında rafa kaldırılmıştır. Çünkü bu görev ABD’nindi ve onun NATO içindeki önceliği ve hamiliği korunacaktı. Özetle AB’nin savunma işleriyle uğraşmaması gerekiyordu. Bu sayede AB ülkeleri kaynakları kendi toplumlarının refahına yönlendirmişlerdi. Halen 450 milyon nüfuslu AB ülkelerinin Çin ekonomisi büyüklüğünde ekonomisi bulunmaktadır.

Avrupa Ordusu Önündeki Engeller

Avrupa Ordusu kurulması bağlamında İlk engel Avrupa ülkelerindeki savunma anlayışıdır. Avrupa ülkelerindeki savunma anlayışı “kıta” savunması üzerine değil, ulusal savunma sorumluluğu üzerine inşa edilmiştir. İkinci engel AB’nin böyle bir sorumluluğu üstlenebilecek kurumsal yapısı olmamasıdır.  Üçüncü engel Avrupa genelindeki ülkelerin ulusal egemenliklerinden vazgeçme eğiliminde olmaması ve orduları üzerindeki egemenliklerini korumak istemesidir. Dördüncü engel yapısal bir engeldir. Avrupa orduları ulusal ordular olup, ABD ordusu olmadan kıtayı savunmak için yapılandırılmamıştır. Yani bu ordular kıtayı savunacak ABD orduları ile işbirliği yapacak tarzda oluşturulmuşlardır. Diğer bir engel ise Avrupa ülkelerinin NATO’ya verdikleri savunma harcamalarını GSYİH’nın %3,5’ine çıkarma sözünü yerine getirmesi de zor görünüyor.  Cephe hattında olmayan ülkelerin iç politikaları için bu pek de popüler değil. En önemli engel ise NATO mensubu olup, AB üyesi olmayan ülkelerin AB Ordusu olarak Avrupa kolektif savunmasında nasıl yer alacağı sorunudur?

AB Avrupa Ordusu Kurabilecek mi?

Yukarıda sıralanan engeller dikkate alındığında Avrupa’nın NATO’dan müstakil ayrı bir ordu kurması yakın gelecekte mümkün ve pratik görülmemektedir. Yapılacak şey NATO ittifakını daha fazla Avrupalılaştırmak olacaktır. Eğer Avrupa ülkeleri 1993 Maastricht hükümlerine dönerek AB’ye kurumsal olarak Avrupa’nın savunma güvenliğini dizayn etme yetkisini devrederse; AB’nin işi, Avrupa savunma birliklerinin finansmanı ve örgütlenmesini yönetmek olacaktır. Böylece “Kurumsal AB” üye ülkelerin savunma tedarik süreçlerini birleştirecek, büyük savunma alımlarını yönetecek ve üye ülkelerin savunma sanayini entegre edecektir. NATO, Avrupa’nın Muharip Komutanlığı olarak kalacak, ancak ittifak giderek daha fazla Avrupalılaşacaktır. Özetle Avrupa kıtasının savunma yükünü Avrupalılar üstlenecek, NATO içinde daha çok yetki ve karar sahibi olacaktır. Ancak sahadaki gerçekler Avrupa Birliğinin bu hedeften oldukça uzak olduğunu göstermektedir. Nitekim Avrupa’nın iki başat ülkesi Almanya ve Fransa, geleceğin savaş uçağının ortak geliştirilmesi projesini ulusal tercihler nedeniyle akamete uğrattılar.

Türkiye

AB üyesi olmayan üç önemli NATO ülkesi bulunmaktadır; Türkiye, İngiltere ve Norveç. İngiltere ve Norveç’in Avrupa kolektif güvenliğinde ya da Avrupa Ordusu yapısında nasıl yer alacağı elbette kendi tercihleridir. Ancak Türkiye’nin Avrupa kolektif güvenliğinde görev alıp almaması “milli bir stratejik bir tercih” haline gelmektedir. AB açısından üye yapılmak istenmeyen Türkiye’nin Avrupa kolektif savunmasında yer alması önemli görülmektedir. AB’nin pusulası işte burada şaşmaktadır: AB Türkiye’yi asli üyeliğe uygun görmezken, kıtanın kolektif savunmasının Türkiyesiz olamayacağı görüşündedir. Bu tercihin elbette önemli nedenleri var. İlki Türkiye’nin Jeopolitik konumunun Avrupa savunması için hayati değerde önemli olduğudur. İkincisi ise Türk Ordusunun Avrupa’nın en saygın konvansiyonel gücü olması ve bunun Avrupa güvenliğine sağlayabileceği eşsiz katma değerdir.

Türkiye elbette Avrupa’nın savunmasında yer almadan önce, özellikle AB ile tıkanan süreçlerin çözüme kavuşmasını talep etme hakkına sahiptir. AB ile kısa, orta ve uzun vadeli sorunlar yıllar içinde birikmiş ve yüksek bir meblağ teşkil etmektedir. AB ile duraksayan üyelik süreçleri, Gümrük Birliği Anlaşmasının güncellenmesi, vize sorunu, kitlesel göç sorunları, AB savunma fonlarından Türkiye’nin yararlanmasının önlenmesi bu sorunların başında yer almaktadır. Diğer yandan AB’nin son dönemde hayata geçirmekte olduğu “Made in Europe” ilkesi ile, Çin ve Hindistan’la yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarının kapsamında, AB’ye ihraç edilmekte olan Türk ihraç mallarının geniş ölçüde yer alması Türkiye ihracatını olumsuz etkileyecektir.

AB bu sorunları dondurup Türkiye ile sadece savunma bağlamında ortaklık yaparak Mehmetçiği nöbete çağırmak isteyecektir. Türkiye’nin Avrupa kolektif savunmasında yer alması için bu sorunların çözüme kavuşması hem milli bir mesele, hem de jeopolitik zorunluluktur. Görünür gelecekte bu sorunların çözümü mümkün görülmemektedir. O halde Türkiye Batı ile savunma güvenlik ilişkilerini, AB ülkelerinin de üye olduğu ve veto hakkına sahip olduğu NATO ile sınırlaması en doğru ve onurlu seçenek olacaktır.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00