Ev 34. Sayı Üniversiteler Gerilerken Türkiye Yükselebilir Mi?

Üniversiteler Gerilerken Türkiye Yükselebilir Mi?

Tarafından Uyanış

Asıl soru şudur: Türkiye neden bilgi üreten değil, bilgi tüketen bir ülke görünümüne sürüklenmektedir?

Neden genç beyinlerini koruyamamakta, yetiştirdiği insan gücünü başka ülkelere kaptırmaktadır?

Feyyaz İRFAN

Dünyanın en iyi üniversiteleri sıralaması açıklandı. Her yıl olduğu gibi birkaç gün boyunca bu konuda bazı rakamlar konuşulacak, sıralamalar tartışılacak, sosyal medyada çeşitli değerlendirmeler yapılacak ve sonra konu unutulacaktır.

Oysa üniversitelerle ilgili açıklanan tablo, birkaç üniversitenin başarı veya başarısızlık hikâyesinden çok daha fazlasını ifade etmektedir.

Bir Sıralama Değil, Bir Medeniyet Göstergesi

Mesele, Türkiye’nin hangi medeniyet tasavvuruyla geleceğe yürüdüğü meselesidir.

Çünkü üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar değildir. Üniversiteler bir ülkenin bilimsel kapasitesinin, entelektüel derinliğinin, araştırma gücünün ve geleceğe ilişkin iddiasının aynasıdır. Üniversitelerin gerilediği bir ülkede yalnızca eğitim sistemi değil, kalkınma hayali de yara alır.

Bu nedenle üniversitelerin gerilemesi, sadece eğitim sisteminin değil, bir medeniyet iddiasının da gerilemesi anlamına gelir.

Bugün karşımızda duran soru şudur: Üniversiteleri gerileyen bir Türkiye gerçekten yükselebilir mi?

Sıralamalardaki Düşüş Sebep Değil, Sonuçtur

95 ülkeden 21 bin 291 üniversitenin değerlendirildiği son sıralamada Türkiye’den en yüksek sıradaki üniversite Hacettepe Üniversitesi olmuş ve O da ancak 666’ncı sırada yer bulabilmiştir.

Daha önce 85. sırada yer alan ODTÜ 736. sıraya, 139. sıradaki Boğaziçi 785. sıraya ve 165. sırada yer alan İTÜ 813. sıraya gerilemiştir

Bu durum yalnızca bir prestij kaybı değildir. Sıralamalarda Türkiye’nin en başarılı üniversitesi dahi ilk 500’e girememiştir.

Bir zamanlar dünyanın saygın bilim merkezleri arasında gösterilen ODTÜ, Boğaziçi ve İTÜ gibi kurumlarımızın yüzlerce basamak gerilere düşmesi yalnızca akademik bir sorun değildir.

Bu tablo, bilgi üretiminde yaşanan aşınmanın, araştırma kültüründeki zayıflamanın ve bilim hayatındaki daralmanın dışa vurumudur.

Üniversite sıralamaları sebep değildir. Onlar yalnızca daha derindeki sorunların sonuçlarıdır.

Asıl soru şudur: Türkiye neden bilgi üreten değil, bilgi tüketen bir ülke görünümüne sürüklenmektedir?

Neden genç beyinlerini koruyamamakta, yetiştirdiği insan gücünü başka ülkelere kaptırmaktadır?

Neden bilimsel üretim ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi hâlâ yeterince kuramamaktadır?

Bu sorulara cevap vermeden sıralamalara üzülmek, aynadaki görüntüye kızıp yüzündeki yarayı görmezden gelmeye benzer.

Nurettin Topçu’nun Maarif Davası

Merhum Nurettin Topçu yıllar önce Türkiye’nin asıl meselesinin okul açmak değil, insan yetiştirmek olduğunu söylemişti.

Topçu’ya göre maarif, teknik bilgi aktarmaktan ibaret değildi. Maarif, şahsiyet inşasıydı.

Bugün eğitim sistemimiz büyük ölçüde meslek üretmeye odaklanırken insan yetiştirme meselesini ikinci plana itmektedir.

Diplomalar çoğalmaktadır. Ancak fikir adamları azalmakta, eğitimde kalite düşmekte, bilim insanları azalmakta, hakikat aşkıyla çalışan nesiller yetiştirmekte zorlanılmaktadır.

Topçu’nun ifadesiyle maarif bir ruh meselesidir. Ruhunu kaybeden eğitim sistemleri bir süre sonra yalnızca diploma dağıtan mekanizmalara dönüşür.

Bugün üniversitelerimizin yaşadığı krizin önemli bir kısmı da burada yatmaktadır. Bilgiyi metalaştıran, eğitimi yalnızca kariyer basamağına indirgeyen anlayış, üniversitenin ruhunu aşındırmaktadır.

Erol Güngör ve Kalkınmanın Kültürel Temeli

Türkiye’nin yaşadığı sorun yalnızca ekonomik değildir.

Merhum Erol Güngör’ün dikkat çektiği gibi kalkınma meselesi her şeyden önce bir kültür meselesidir. Bir toplumun bilim üretme kapasitesi, o toplumun kültürel yapısından bağımsız düşünülemez.

Disiplin, çalışma ahlakı, eleştirel düşünce, araştırma merakı ve bilgiye saygı gibi değerler güçlü değilse ekonomik kalkınma da sürdürülebilir olamaz.

Bugün sık sık teknoloji üretmekten, yüksek katma değerli sanayiden ve küresel rekabetten söz ediyoruz. Ancak teknoloji laboratuvarlarda doğar. Laboratuvarlar üniversitelerde gelişir. Üniversiteler ise ancak güçlü bir kültürel iklim içerisinde yükselir.

Bu nedenle üniversitelerdeki gerileme, yalnızca eğitim politikalarının değil, kültürel iklimimizin de yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Cemil Meriç’in Aynasında Zihniyet Krizi

Cemil Meriç’in en sert eleştirileri çoğu zaman kurumlara değil, zihinlere yönelmiştir. Ona göre toplumları çökerten şey çoğu zaman ekonomik yoksulluk değil, fikir yoksulluğudur.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehlike de budur.

Daha çok bina yapmakla övünüyoruz. Daha çok kampüs açıyoruz. Daha çok üniversite kuruyoruz.

Ancak şu soruyu yeterince sormuyoruz: Daha çok düşünebiliyor muyuz? Daha çok araştırabiliyor, daha çok yeni teknoloji geliştirebiliyor muyuz? Daha çok üretebiliyor muyuz?

Meriç’in ifadesiyle “irfanı hür” nesiller yetiştiremediğimiz sürece üniversiteler çoğalsa bile ilim hayatı büyümeyecektir.

Çünkü mesele bina değil zihniyettir. Mesele nicelik değil niteliktir. Mesele kurumların sayısı değil, ürettiği fikrin derinliğidir.

Medeniyetler Üniversiteleri Kadar Güçlüdür

Bugün dünyanın önde gelen ülkelerine baktığımızda güçlü ekonomilerin arkasında güçlü üniversiteler görüyoruz.

Harvard, MIT, Oxford, Cambridge, Stanford veya Tokyo Üniversitesi sadece eğitim kurumları değildir. Bunlar aynı zamanda ait oldukları medeniyetlerin bilgi merkezleridir.

Bilgi üretmeyen bir toplum teknoloji üretemez.

Teknoloji üretemeyen bir toplum ekonomik gelişmesini ve ekonomik bağımsızlığını koruyamaz.

Ekonomik bağımsızlığını koruyamayan bir toplum ise medeniyet iddiasını sürdüremez.

Dolayısıyla üniversite meselesi doğrudan doğruya bir medeniyet ve bir istiklal meselesidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Bugün açıklanan üniversite sıralamaları sadece bir başarı ya da başarısızlık tablosu değildir. Bu tablo Türkiye’nin geleceğine tutulmuş bir aynadır.

Ve o aynada yalnızca üniversitelerin durumunu değil, aynı zamanda maarif anlayışımızı, kültür iklimimizi ve medeniyet tasavvurumuzu görüyoruz.

  • Nurettin Topçu’nun ruh ve şahsiyet vurgusunu,
  • Erol Güngör’ün kültür ve kalkınma ilişkisini,
  • Cemil Meriç’in zihniyet muhasebesini yeniden hatırlamadan bu tabloyu değiştirmemiz mümkün değildir.

Çünkü mesele birkaç üniversitenin sıralamadaki yeri değildir. Mesele, nasıl bir insan yetiştirdiğimizdir.

Mesele bir maarif ve medeniyet meselesidir. Yani, nasıl bir toplum kurduğumuz ve nasıl bir medeniyet hayal ettiğimizdir.

Ve unutulmamalıdır ki; Bir milletin kaderi bütçe cetvellerinde, borsalarda değil; laboratuvarlarda, kütüphanelerde ve sınıflarda yazılır.

  1. yüzyılda zenginliğin kaynağı yeraltı kaynakları değil araştırma merkezleri ve üniversitelerdir.

Üniversiteleri gerilerken Türkiye’nin yükselmesi mümkün değildir.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00