Ev 34. Sayı Fetih Ruhuna Ne Oldu?

Fetih Ruhuna Ne Oldu?

Tarafından Selami YILDIRIM

Bir zamanlar ideal sahibi olmak, dava sahibi olmak, millet ve medeniyet adına düşünmek gençlik için bir değerdi. Bugün ise tüketmek, eğlenmek, görünmek ve gündemin peşinden sürüklenmek öne çıkarılıyor. İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Gençlere büyük hedefler gösterilmezse küçük heyecanlara mahkûm olurlar. Bir medeniyet tasavvuru sunulmazsa küresel kültürün sunduğu hazır kimlikleri benimserler. Bu yüzden gençliği eleştirmekten önce ona ne verdiğimizi sormak zorundayız.

İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümünü geride bıraktık. Fatih Sultan Mehmed’i, fetih ruhunu, Ayasofya’yı, surları ve bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılışını yeniden konuştuk. Peki, konuştuğumuz kadar düşündük mü? Asıl sorulması gereken soru budur.

Çünkü milletler yalnızca toprak kaybettikleri zaman değil, ruh kaybettikleri zaman da yenilirler. Fetih denildiğinde çoğu insanın aklına kılıçlar, surlar ve ordular gelir. Oysa fethin özü bunlardan ibaret değildir. Fetih, önce insanın kendi nefsini aşmasıdır. Bir medeniyet iddiası ortaya koymasıdır. Bir değerler sistemini hayatın merkezine yerleştirmesidir.

Bugün ise karşımızda farklı bir manzara bulunmaktadır. Bir yanda tarihin en büyük medeniyet hamlelerinden biri olan İstanbul’un fethi anılırken, diğer yanda milyonlarca insanı etkileyen küresel popüler kültür endüstrisi bütün gücüyle genç nesilleri kuşatmaktadır. Mesele bir konser, bir sanatçı veya bir etkinlik meselesi değildir. Mesele, hangi değerlerin toplumun merkezine yerleştiği meselesidir.

Kültürel Kuşatma ve Kimlik Sorunu

Modern çağın savaşları artık top ve tüfekle yapılmıyor. Bugün kültür, medya, eğlence sektörü ve dijital platformlar üzerinden yürütülen görünmez bir mücadele yaşanıyor. İnsanların neyi seveceği, neyi önemseyeceği, neye hayranlık duyacağı büyük ölçüde bu araçlar tarafından şekillendiriliyor. Bunu fark eden Edibali ve arkadaşları 1960 yıllarda “Yeniden Milli Mücadele’ye karar veriyor ve bu yoldan asla asla dönmemek üzere bir yemin ediyorlar…

Bir zamanlar ideal sahibi olmak, dava sahibi olmak, millet ve medeniyet adına düşünmek gençlik için bir değerdi. Bugün ise tüketmek, eğlenmek, görünmek ve gündemin peşinden sürüklenmek öne çıkarılıyor. İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Çünkü kimliğini kaybeden toplumlar, sahip oldukları maddî imkânları korusalar bile manevî varlıklarını koruyamazlar. Tarihte bunun sayısız örneği vardır. Nice devletler askerî bakımdan güçlü oldukları hâlde kültürel ve ahlâkî çözülme sebebiyle yani hayat pınarlarını kurutmaları sebebiyle tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Sorun Başkalarında Değil, Kendimizde

Çocuklarına dinini öğreten ama ekranların eğitimine teslim eden biziz. Ahlâktan söz edip tüketim kültürünün bütün alışkanlıklarını sorgulamadan benimseyen biziz. Medeniyet iddiasından bahsedip günlük hayatımızı başka medeniyetlerin değerleriyle şekillendiren yine biziz. Bu sebeple mesele dışarıdan gelen bir saldırıdan çok içeride yaşanan bir çözülme meselesidir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” (Haşr, 59/ 19)

İnsan Rabbini unuttuğunda önce kendisini unutur. Kendisini unutan ise kim olduğunu, neden yaşadığını ve hangi ideale hizmet ettiğini de unutur.

Fetih Ruhu Nedir?

Fetih ruhu yalnızca geçmişi hatırlamak değildir. Fetih ruhu adaleti savunmaktır. İlim üretmektir. Ahlâklı nesiller yetiştirmektir. Güçlü kurumlar kurmaktır. Kimliğini koruyarak dünyaya açılabilmektir. Madde ile manayı birlikte inşa edebilmektir.

Fatih Sultan Mehmed’i büyük yapan yalnızca İstanbul’u alması değildir. Onu büyük yapan, büyük bir medeniyet tasavvuruna sahip olmasıdır. Bugün bizim de ihtiyacımız olan şey budur. Bugün ihtiyacımız olan kendi medeniyetimizi yeniden inşa etmektir.

Bir konserin kalabalığına bakıp insanları suçlamak değil; o kalabalıkları ortaya çıkaran kültürel boşluğu anlamaya çalışmaktır. Bir nesli yargılamak değil; ona yeniden ideal, hedef ve istikamet göstermektir.

Yeni Fetihler ve Yeni İşgaller

Tarih boyunca şehirler iki şekilde ele geçirilmiştir: Ordularla ve zihinlerle… Ordular bir şehri işgal edebilir; fakat zihinleri ele geçiremez. Zihinleri ele geçirmek için daha uzun, daha sabırlı ve daha derin bir çalışma gerekir.

Bugün dünyanın güçlü devletleri yalnızca askerî güç üretmiyor. Aynı zamanda kültür üretiyor, müzik üretiyor, film üretiyor, moda üretiyor ve hayat tarzı ihraç ediyor. Bu yüzden modern çağın en etkili silahı tank değildir. Algıdır. İmajdır. Özendirmedir. Hayranlık üretmektir.

Bir millet kendi kahramanlarını unutup başkalarının kahramanlarına hayran olmaya başladığında tehlike çanları çalmaya başlar. Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç’in dediği gibi, milletler savaşta değil, düşmana benzediklerinde yenilirler. Çünkü insan önce hayran olur, sonra benzemek ister, ardından ait olduğu kimliği sorgulamaya başlar. Kültürel çözülme işte böyle başlar. Bu süreç bir günde gerçekleşmez. Yıllar sürer. Sessiz ilerler. Ve çoğu zaman fark edilmez.

Eğlence Endüstrisinin Görünmeyen Gücü

Elbette müzik dinlemek suç değildir. Sanatla ilgilenmek de yanlış değildir. Mesele sanat değil, sanatın hangi dünya görüşüne hizmet ettiğidir. Bugün küresel eğlence endüstrisi yalnızca şarkı satmıyor. Hayat tarzı satıyor. Kimlik satıyor. Arzu satıyor. Tüketim alışkanlığı satıyor. İnsanlara fark ettirmeden yeni değerler sistemi sunuyor. Çünkü sanat insanı kalbinden yakalıyor.

Gençler yalnızca bir sanatçıyı dinlemiyor; onun kıyafetini, tavrını, dilini, dünya görüşünü ve hayat anlayışını da bilinçaltında satın alıyor. Bu yüzden kültür meselesi hafife alınamaz. Medeniyetler çoğu zaman savaş meydanlarında değil, kültür alanında yenilir. Bizans ordularla büyüdü ama ahlâkî çözülmeyle çöktü. Endülüs kılıçla yıkılmadan önce ruhunu kaybetti. Osmanlı askerî yenilgilerden önce zihinsel durgunluk yaşamaya başladı. Tarih bize aynı gerçeği tekrar tekrar göstermektedir: Ruh çökerse devlet de çöker.

Gençlik Nereye Gidiyor?

Bugünün gençliği suçlanacak bir nesil değildir. Aksine en fazla ihmal edilmiş nesildir. Bir taraftan dijital dünyanın sınırsız etkisi altında büyüyor, diğer taraftan kendisine büyük hedefler gösterilmiyor. Bir zamanlar gençlere İstanbul’un fethi anlatılırdı. Çanakkale anlatılırdı. İstiklâl Harbi anlatılırdı. Bir medeniyet kurmanın ne demek olduğu anlatılırdı. Genç Millet evlatlarının yüreğini ortaya koyarak hazırladıkları anma gecelerini hatırlayalım!

Bugün ise gençlerin önüne çoğu zaman yalnızca tüketim hedefleri konuluyor: Daha çok kazan, daha çok harca, daha çok eğlen, daha çok görünür ol… Oysa insan yalnızca tüketerek mutlu olamaz. İnsan anlamla yaşar. İdeal ile büyür. Mefkûre ile güçlenir.

Gençlere büyük hedefler gösterilmezse küçük heyecanlara mahkûm olurlar. Bir medeniyet tasavvuru sunulmazsa küresel kültürün sunduğu hazır kimlikleri benimserler. Bu yüzden gençliği eleştirmekten önce ona ne verdiğimizi sormak zorundayız.

Uykudan Uyanışa

Bugün yaşadığımız duygu öfkeden çok hicrandır. Çünkü mesele insanlarımızı kaybetmek değil; onların içindeki medeniyet iddiasının zayıflamasıdır. Fakat hicran umutsuzluk değildir. Her büyük uyanış önce bir fark edişle başlar. Eğer bir toplum kaybettiğini fark edebiliyorsa, yeniden bulma ihtimali de vardır.

İstanbul’un fethi yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer değildir. Aynı zamanda geleceğe bırakılmış bir emanettir. O emaneti korumak ise surları değil, ruhları muhafaza etmekle mümkündür.

Yeniden Fetih Ruhu

Peki, ne yapmalıyız? Öncelikle fetih ruhunu romantik bir nostalji olmaktan çıkarmalıyız. Fetih ruhu geçmişe ağlamak değildir. Fetih ruhu geleceği kurmaktır. Bugün yeni surlar vardır: Cehalet surları, tüketim surları, bağımlılık surları ve kimliksizleşme surları… Bu surları aşacak olan da yine inançlı, ahlâklı, bilgili ve şuurlu nesillerdir. Eğitimde fetih ruhuna ihtiyaç vardır. Bilimde fetih ruhuna ihtiyaç vardır. Ekonomide fetih ruhuna ihtiyaç vardır. Kültürde fetih ruhuna ihtiyaç vardır, ahlakta fetih ruhuna ihtiyaç vardır.

Fatih Sultan Mehmed’in bize bıraktığı en büyük miras İstanbul değildir. İmkânsızı mümkün gören iradedir. Asıl fetih, şehirlerin değil; zihinlerin, kalplerin ve geleceğin fethidir. Bugün bize düşen görev şikâyet etmek değil, yeniden inşa etmektir. Çünkü fetih ruhu bir hatıra değildir; bir çağrıdır. Ve o çağrı hâlâ duyulmayı beklemektedir: “Haydi, davran yaş artık mühim değil.”

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00