Ev 34. Sayı Mutlak Butlan Siyaseti Temizler Mi?

Mutlak Butlan Siyaseti Temizler Mi?

Tarafından Hacı Ali ÖZDEMİR

Siyasi bir iddiası ve davası olan herkes, temiz siyasetin savunucusu olduğunu dile getirmektedir. Ancak bugünlerde, siyaseti kirleten ilişkilere karşı arınma ve temiz siyaset söylemini öne çıkaranlar, ülkenin siyasi gündemini belirlemektedir.

Siyasi Partiler Kanunu’nun 4. maddesinde, “Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır” denilmektedir. Aynı hüküm, Anayasa’nın 68. maddesinde de yer almaktadır.

Son günlerde yaşanan olaylar göstermiştir ki parlamentoda yer alan ve şahsiyetli, ilkeli siyaseti rehber edinen tek bir parti dahi kalmamıştır. Parlamento içindeki siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olmaktan uzaklaşmıştır. Bugün parlamentoda bulunan partiler, otoriter sistemi meşrulaştırma yolunda kendilerine siyasi pay çıkarmaya çalışan ve görev bekleyen yarı resmî kuruluşlar görünümündedir. Bu noktada mevcut yapıdan, vazgeçilmez olan ilkeli ve demokratik bir tutum beklemek saflık ya da cehalet olur.

İktidar partileri, demokrasinin nimetlerinden yararlanarak çoğunluğun oylarıyla iktidar olduklarını övünerek söylemekten kaçınmamaktadır. Çoğunluk gücünü arkasına alan bu anlayış, her türlü siyasi manevrayı kullanarak muhalefet partileriyle adeta kedi-fare oyunu oynamaktadır. Oysa muhalefet partileri de demokrasinin vazgeçilmezidir. Muhalefet, iktidarın bir aparatı değildir. Hiçbir iktidar, “Kuralları istediğim gibi kullanırım, istediğim partiye yön veririm” anlayışıyla hareket ederek herkese demokrasi rolü biçemez. İktidarlar muhalefet partilerine nasıl ve hangi sınırlar içinde muhalefet yapacağını dayatamayacağı gibi, kamu görevi yapan memurlara da tarafsızlık ilkesine aykırı biçimde görevlerini nasıl yapmaları gerektiğini tarif edemez.

Özellikle adalet mekanizmasını kullanarak ülke yönetimini kendi hukuksuz emellerine göre şekillendirme alışkanlığı, zamanla kanıksanmış bir rejimin kökleşmesine neden olmaktadır. “Astığım astık, kestiğim kestik” anlayışı demokrasi değildir; bunun adı başka bir şeydir.

Ne denmiştir? “Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır.” Adaletsiz bir yönetim sadece kötü bir yönetim değildir; aynı zamanda can acıtan bir zulümdür. Zulüm kelimesi bazılarına göre abartılı gelebilir. Dışarıdan bakıldığında bu değerlendirme aşırı bulunabilir. Ancak meselenin özüne inildiğinde durum farklıdır.

Bir belediye başkanının yolsuzluk yapması elbette bir suçtur. Ancak burada basit bir hatadan söz etmiyoruz. Siyaset ve demokrasilerde vatandaş ile devlet arasındaki görünmeyen sözleşmeden bahsediyoruz. Bu sözleşmenin temel dayanağı adalettir. Eğer adalet ortadan kalkarsa sistem sadece bozulmakla kalmaz; aktif şekilde vatandaşlarına karşı bir eziyet mekanizmasına, yani zulme dönüşür.

Mesele, birilerinin siyasi kanaldan soygun düzeni kurarak sadece bireyselmanada zengin olma hayali değildir. Asıl mesele, sistemin bizzatbireysel çıkarla beraber eş, dost,akraba ve yandaşa menfaat sağlamak için kullanılmasıdır. Hakkı olanın değil, tanıdığı olanın kazandığı bir düzen kurarsanız; bu düzenin dışında kalan sıradan insanlar için her gün ve her saniye yaşanan bir zulüm ortaya çıkar. Başka bir ifadeyle bürokratik bir şiddet uygulanmış olur.

Zulüm içeride vatandaşı ezerken, zillet ise uluslararası boyutta milleti küçük düşüren tabloyu ifade eder. Adaletin olmadığı bir devlet, uluslararası platformlarda ciddiye alınmaz ve güven vermez. Kurumları çökmüş, ehliyet ve liyakatin ortadan kalktığı bir sistem, dışarıdan bakıldığında saygınlığını ve itibarını kaybetmiş bir yapı olarak görülür. Zilletin anlamı budur.

Bu karanlık tabloyu özetlersek; belediyelerdeki ahlaksızlık örnekleri, ardından adaletin çöküşü, içeride zulüm ve dışarıda zillet ortaya çıkarken, bunun üzerine bir de mutlak butlan kararı eklenmektedir.

Ancak umutsuzluk ve çözümsüzlük siyasette asla kabul edilemez. Önemli olan, vazgeçilmez unsur olarak tanımlanan siyasi partilerin gerçek demokrasiye ve siyasallaşmamış hukukun üstünlüğüne samimiyetle inanmalarıdır.

Adalet çöktüğü zaman siyaset kaçınılmaz olarak zulme dönüşecektir. Peki, mutlak butlan kararlarıyla yüksek mahkemeler tek başlarına bir toplumu ahlaki çöküşten kurtarabilir mi? Kirlenmiş siyaseti düzeltebilir mi?

Yoksa hukuk da, içi boşaltılmış ahlak söylemleri gibi, asıl sorunu çözen ve insanları iyileştiren bir mekanizma olmaktan ziyade; yalnızca ortaya çıkan felaketlerin sonuçlarına çare arayan, enkazı temizleyen teknik bir araç mıdır?

Eğer bir toplumun vicdanı gerçekten zedelenmişse, onu mahkeme koridorlarında verilen bir kararla yeniden inşa etmek mümkün müdür?

Bu nedenle mesele yalnızca mutlak butlan kararı değildir. Asıl mesele; siyasetin, hukukun ve toplumun yeniden adalet, ahlak ve liyakat temelinde inşa edilip edilemeyeceğidir. Çünkü adaletin kaybolduğu yerde hukuk zayıflar, hukukun zayıfladığı yerde ise demokrasi anlamını yitirir.

Mutlak butlan siyaseti temizleyebilir mi bilinmez; ancak adalet, ahlak ve hukuk bilinci olmadan hiçbir karar tek başına siyaseti temizlemeye yetmez.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00