Ev 34. Sayı BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Tarafından Cuma NACAR

Türkiye bir aydır CHP hakkında verilen mutlak butlan kararı ve sonuçları ile yatıp kalkıyor. Dünya düzeni yeniden kurulurken ne oluyor ne bitiyor diye bir haber dinleyeyim, bir gazete okuyayım veya dijital bir alana bakayım deseniz, hemen karşınıza mutlak butlan kararı ile ilgili tartışmalar çıkıyor. Olan vatandaşa olmakta ve ekonominin, ahlakın, eğitimin, kültürün dibe vurmasına rağmen gündemde kendine yer bulamamaktadır. Konu elbette ki önemsiz değil. Türk demokrasisi, milli egemenlik, hukuk devleti, siyasi ahlak başta olmak üzere temel demokratik değerler ile yakından ilgili. Bu değerlerin nasıl içinin boşaltıldığı da yürek yaralayıcı. Ne var ki yine, sorunun temel sebepleri ve çözüm yolları üzerine konuşulması gerekirken, kayıkçı kavgası görüntülerini izliyor vatandaşlarımız.

HAKLI MUHALEFET, DÜRÜST İKTİDAR İÇİN VELİNİMETTİR

Siyaset ahlak üzerine inşa edilirse iktidar mevkiinde bulunanların da muhalefet edenlerin de icraatları hakka ve varlık sebeplerineuygun olur. Bütün siyasi partiler demokratik ve meşru yollarla iktidara gelerek, programlarının hayata geçirilmesiniamaç edinir. Siyasi partiyöneticilerinin bu programa ve seçim bildirgelerine bağlı kalmaları asgari bir ahlak kuralıdır. Gerçek amaçları şan, şöhret, makam, mevki, para, pul ve programları da bir paravan ise ahlaki sapma nedeniyle baştan itibaren yapılan iş sakattır, çürüktür, değersizdir. Dolayısıyla ahlaki bir siyasetten söz edebilmek için öncelikle daha ilk başta niyetin sağlam olması gerekir. Bu özelliğin korunması için azami titizlik şart olduğu gibi zaman içerisinde yozlaşmalara izin verilmemelidir. Tarih tam milli ve iyiniyetle yola çıkılmış iken, vesayet altına alınmış olanların örnekleri ile dolu. Dolayısıylaiktidarı ile muhalefeti ile siyasi partilerhak üzere olmalıdır. İktidarın, varsa doğruları, elbette ki bu inkâr edilmemeli ama hataları da dürüstçe ve cesurca haykırılmalıdır. Sırf muhalefet etmek için tutarsız, yersiz, dayanaksız ve gerçeğe aykırı muhalefetin haklılığından söz edilemez. Aksi halde gülünç duruma düşüleceği gibi haksız bir yönetimin ekmeğine yağ sürülmüş olacaktır. Kimbilir böyle bir muhalefet, siyasi iktidar tarafından desteklenecek, belki de örgütlenecektir. Öyle olduğu içindir ki haklı bir muhalefet, dürüst bir iktidar için paha biçilmez değerdedir. İş başına geçerken ve yönetimde iken; doğrulukla, dürüstlükle, ehliyet ve liyakatla, ilim, hikmet ve kamu yararı ile ülkeyi yönetmesi gereken iktidarın da böyle bir muhalefeti gerçekten velinimet olarak görmesi, baş tacı etmesi, hürmetle karşılaması gerekir. İşte ancak böyle bir tabloda siyasi ahlaktan söz edebiliriz.

Demokratik ülkelerde iktidarın denetlenmesinde siyasi partilerin rolü tartışmasızdır. Nitekim anayasada ve kanunlarda demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmişlerdir. Gerçekten konu denge, denetim ve fren mekanizmaları sadece yasama ve yargıya bırakılamayacak kadar hayatidir. Bütün demokratik ülkelerde siyasi iktidarın denetimini sağlayacak yapılar mevcuttur. Demokratik siyasi hayatın ahlaka, adalete ve hukuka uygun devam edebilmesi için birtakım emniyet supapları vazgeçilmez bir zarurettir. Aslında bu mekanizmalar dürüst bir siyasi iktidar tarafından başarılı icraatlara, hatadan dönülmesine olanak sağlayacak imkanlar, dünya ve ahreti için de bir kurtuluş yolu olarak kabul edilmek zorundadır. Aksi halde demokratik bir hukuk devletinin yerine otoriter, totaliter rejimlerden söz edilir.  Mecliste çoğunluğa sahip iktidar ve ortaklarının HSK eliyle yargıya, finansman boyutu ile medyaya, YÖK başkan ve üyelerini, rektörleri aynı zamanda bir parti genel başkanı olan cumhurbaşkanının ataması ile akademiyehâkim olunuyorsa, farklı ses çıkaranlar yargı sopası ile cezalandırılaraktoplumsal muhalefet yok ediliyorsa,geriye siyasi partilerin muhalefeti dışında ne kalıyor ki?

ANA MUHALEFETTE NELER OLUYOR NE YAPILABİLİRDİ?

Anayasa ve diğer siyasi mevzuatımızdadaha önce yapılan değişiklikle ana muhalefet kavramı yerine TBMM’nde en çok üyeye sahip ikinci parti kavramının yerleştirilmesinin amacı ve meydana getireceği psikolojik etkinin tartışılması ayrı bir yazı konusu olabilir. Ancak mevzuatta adına ne denirse denilsin, biz yine de ‘ana muhalefet partisi’ demeye devam edilmesinin doğru olacağı düşüncesindeyiz.Eğer ana muhalefet partisinin İstanbul İl Kurultayı’nda ve sonrasında da Büyük Kurultayı’nda dolarlarla, hediyelerle, iş vaatleriyle delege satın alındı ve seçim fesada uğratıldı ise bu iddialar daha yargıya taşınmadan yapılacak iş her iki tarafın kılıçlarını çekerek birbirine saldırması olmamalıydı. Ellerinde delillerin olduğunu düşünen tarafın diğer tarafla bir araya gelmesi ve aralarında bu meseleleri halletmesi gerekirdi. Varsa, bu işe karışan kim olursa olsun gereği yapılmalıydı. Bu iddialar ispatlanamıyor ise de ileri sürenler en ağır bir şekilde kamuoyu önünde mahkûm edilmeliydi. Sorun yine de çözülemiyorsa; adil, tarafsız ve bağımsız anayasal yargı (Anayasa Mahkemesi) tarafından çözülmeliydi. Ne yazık ki şu anda yargı da bu gücünden mahrum bırakılmıştır. Dürüst, çalışkan, samimi, adil yargı yerine, siyasallaşarak iradesini siyasi iradeye teslim etmiş bir yargı olursa bu sorunun çözümü de imkânsız hale gelmekte ve siyasi iktidar olanları ellerini oğuşturarak seyretmekte, anayasa değişikliği, yeni ortaklıkarayışları ile baskın erken seçim hesabı yapmaktadır. Siyasi Partiler ve Seçim Mevzuatı adil, eşit ve demokratik hâle getirilmelidir. Siyasi partiler dernek değildir. Özellikle siyasi mevzuatta hüküm bulunmayan hallerde Dernekler Kanunu hükümleri uygulanır maddesinin derhal değiştirilmesi gerekir. Ana muhalefet partisi yaşananlardan bir an evvel sıyrılmak, ülke ve dünya gündemine dönmek zorundadır.

YENİ DÜNYA DÜZENİ DE SÖMÜRGECİ İŞ BİRLİĞİNE DAYANMAKTADIR!

Türkiye ekonomik, teknolojik, sosyal, kültürel, ahlaki ve hukuki hâsılı tüm alanlarda derin yarılmalar yaşarken, toplumsal yapının çürümüşlüğe, kokuşmuşluğa sürüklenmesi, tehlikenin çok katmanlı varlık ve yokluk meselesi haline geldiğini inkâr edilmez biçimde haykırmaktadır. Bütçe açığı, cari açık, enflasyon, borçlanma, faiz oranları had safhaya ulaşmıştır. Vatandaş çalışanı, çalışamayanı, emeklisi ile perişan edilmiştir. Gelecek yabancı sermayeye 20 yıllık vergi muafiyeti, kirli servet sahiplerinin Türkiye’yi üs haline getirmesine sebep olacağı gibi yerli sermaye ile gireceği haksız rekabette yerli sermayenin boğulmasına yol açabilecektir. Zaten güzelim vatanımız suç şebekelerinin merkezi ve hesaplaşma arenasına dönüştürülmüş durumdadır.

Dünyada ve özellikle bölgemizde güç merkezlerinin amansız savaşları, anlaşmaları yaşanırken, dünya düzeni/düzensizliği yeniden kuruluyor. Türkiye’ye biçilen rol ve bu role kayıtsız şartsız teslim olmuş veya biçilen rolü biz daha iyi oynarız, biz daha kullanışlı bir aparatız yarışına girmiş iktidar ve muhalefet anlayışı devletimizin-milletimizin tarihi büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldığını göstermektedir. Oyun kurucu küresel güçlerin her türlü insan hak ve özgürlüğünü, zenginliği, insan onuruna yaraşır bir hayatı sadece kendilerinin, artanın da kendi halklarının hakkı olduğuna inanmaları, diğer insanların ise köleliğe mahkûm varlıklar olduğu sapkın görüşü dünya siyasetine hâkim olmayı sürdürüyor.

Siyasi arenada ise Ankara merkezli, Türk Milletinin hak ve menfaatlerini önceleyen politikalar yerine her biri farklı güç merkezinin borazanlığı yapılmaktadır. ABD’nin bölge üzerindekiprojelerine sessiz kalarak, bölgede oluşturulmaya çalışılan triumvirliğin parçası olmaya dünden razı olanları mı dersiniz, Londra merkezli güçlerin Avrupa’dan bölgeye uzanan egemenliklerinin sözcülüğüne soyunanları mı dersiniz, Rus-Çin ittifakının içinde edilgen bir figür olarak yer almayı bir çare olarak görenleri mi dersiniz? Ne ararsanız var, derde devadan gayrı. Türkiye’nin, Körfez ülkelerini kapsayan güvenlik düzeni inşa etmek istediği açıklamaları insana,“Kimin adına?” sorusunu sordurtuyor. Biz bölgesel paktların zaruretini ifade ederken; tam bağımsız, etkin,Türk milletinin ve bölge ülkelerinin hak ve menfaatlerini önceleyen bir oluşumdan söz ediyoruz. Paktın olmazsa olmaz şartı budur. Aksi halde küresel sömürgeci güçlerin bölgede jandarmalığına soyunmuş bir anlayışla oluşturulacak paktlar milletimizin ve bölge insanlarının hayrına olmayacaktır. İşte Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Körfez İşbirliği Konseyi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın bölge ülkelerinin hayrına bir siyaset geliştirme ve uygulama imkanıelinden alınıp, acze düşürüldüğü gibi…

Bölgenin Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan üçlüsünün oluşturduğu bir yapı ile küresel güç odakları adına yönetilmesinin kabul edilemez olduğunu ülkeyi yönetenler aklından çıkarmamalıdır. Bu üçlü yönetime ilerleyen zamanlarda İsrail’in dahil edilmesi ile İsrail merkezli bir yönetim inşaasının hedeflendiği sır değildir. Trump’ın buyurgan bir üslupla, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan ve Fas’tan sonra Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye’nin de İsrail ile yapılan Abraham Anlaşmaları’nı kabul etmek zorunda olduklarına dair açıklaması gerçek niyetin ne olduğunu ortaya koymaktadır. Halbuki İsrail’in yapılan anlaşmaları bir çırpıda yok sayması alışılmadık bir durum değildir.Nitekim İsrail’in yapılan anlaşmalara rağmen değişik bahanelerle Gazze’deki soykırımı ve Batı Şeria’da Yahudi yerleşimcileri eliyle yürüttüğü işgali devam etmektedir. Netanyahu, Gazze’nin %60’ının işgal ettiklerini, %70’inin işgali emrini verdiğini açıklamıştır. Öyleyse imzalanan anlaşmaların İsrail yönetimi için ne değeri var ki?

İNSAN VE MEYDANA GETİRDİĞİ BİRLİKLERİN VARLIK SEBEBİNİ HATIRLAMAK!

İnsan dünya hayatının kısacık olduğunun bilinci ile zulmü ortadan kaldırmak; hak, adalet ve barış üzerine kuruludüzeni yeniden inşa etmekle görevlidir. Bu amaç insanın yeryüzünde halife olması ve varlık sebebinin bir gereğidir. Görevi sadece kendi ülkesi, bölgesi ile sınırlı olmayıp bütün insanlığa adaleti, özgürlüğü getirecek barış medeniyetini hâkim kılmaktır. İnsanın meydana getirdiği siyasi, sosyal, kültürel birliğin değişik fonksiyonları ve etkileri olmakla birlikte bunların içinde, varlık sebebine uygun amacı gerçekleştirecek ve diğerlerini etkisi altına alacak olanı siyasi mücadeledir ve adalet, emniyet ve barış kurucu bir siyasi mücadele vazgeçilmez ve müstesna bir konumdadır. İşte Millet Partisi’nin yürüttüğü siyasi mücadelenin tam olarak anlamı budur.

 

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00