Ev 33. Sayı BAŞYAZI: Ahlaksız Bir Temel Üzerine Siyaset İnşa Edilemez! #33

BAŞYAZI: Ahlaksız Bir Temel Üzerine Siyaset İnşa Edilemez! #33

Tarafından Cuma NACAR

 

Saygıdeğer Okur,

Uyanış’ın bu sayısındaki yazımızı ahlaki erozyon, özellikle siyasi ahlak üzerine yazmıştık. Ne var ki CHP hakkında verilen mutlak butlan kararı üzerine yazımızda birtakım değişiklikler yapmak şart oldu.

AHLAKİ EROZYONUN SONU YOK OLUŞTUR!

Ahlakın, her türlü sosyal davranış kurallarında yok sayılması anlayışının, yani ahlaksızlığın hâkim olduğu bir yerde siyasi ahlaktan bahsedilemez. Hele hele dinin ve dince kutsal sayılan her değerin hoyratça istismar edildiği; siyasi, ekonomik amaçlara veya şan, şöhret, makam, mevkiye ulaşmada ahlaksızca bir araç olarak kullanıldığı bir yerde siyasi ahlaktan söz etmek mümkün değildir.

Kendisini İslamcı olarak kabul eden veya dini, referans aldığını iddia eden bir siyasi partinin 24 yıllık iktidarı boyunca ülkemizdeki ahlaki dejenerasyon medyanın bütün imkanları kullanılarak maalesef akıllara durgunluk verecek şekilde, bu kadar da olmaz/olamaz dedirtecek boyutta devam ediyor. İğrençlikleri burada sayıp dökerek, bu güzelim derginin sayfalarını kirletmek istemiyoruz elbette. Zaten kitle iletişiminin bu kadar yaygınlaştığı bir zamanda, değerli okur da bunları biliyor ve görüyor.

Şunu özellikle ifade etmek gerekir ki yaşanan ekonomik, siyasi kriz uygulanacak isabetli politikalarla aşılabilir. Ancak toplumsal olarak yaşanan ahlaki bozulmanın kısa sürede ortadan kaldırılması ve güzel ahlaka sahip olunması için en az on yıllar gerekecektir ve bu hiç de kolay olmayacaktır. Özellikle siyasi iktidarın kendisini İslam, politikalarını da İslamcı politikalar olarak lanse etmesi nedeniyle toplumda, özellikle gençlerde, İslam’dan uzaklaşma ve kopmaların olduğu göz önüne alındığında tehlikenin boyutları daha iyi anlaşılmaktadır.Çünkü toplumun güzel ahlak sahibi olması için gerekli hayat pınarlarımızın da kurutulmaya çalışıldığı ve böylelikle yeniden ayağa kalkma umudunun ortadan kalkacağı sosyolojik bir gerçeklik olarak yüreğimizi dağlamaktadır. Türk Milleti tarih boyunca ağır yenilgiler, büyük fetret devirleri yaşamış olsa da hayat pınarları kurumadığı için yeniden ayağa kalkmasını bilmiş, yeni bir uyanış ve diriliş ile varlığını ve yeryüzünün ıslahı hedefine yönelebilmiştir. Unutulmamalıdır ki bu dönemler, onu var eden ve ayakta tutan hayat pınarlarının kurumadığı, dimdik ayakta olduğu zamanlardır. Bu yönüyle sorun ne yazık ki bir beka meselesi haline gelmiştir.

Bütün bunları siyasi ahlaktan söz edebilmek için “önce ahlaktan” söz etmek zarureti nedeniyle anlatıyoruz.

AHLAKSIZ BİR TEMEL ÜZERİNE SİYASET İNŞA EDİLEMEZ!

2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri ile 2024 mahalli seçimlerinden bu yana milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyeliğine seçilenlerin partilerini terk ederek, başka siyasi partilere transferinin hızlanması ile birlikte siyasi ahlak, siyasette etik tartışmaları alevlendi.

Cumhuriyet dönemi boyunca her dönem bu transferlere şahit oldu bu güzelim ülke. Şimdi kendilerinden giden seçilmişler üzerine kıyamet koparanların, kendilerinin de bu transferleri kabul etmesi büyük bir çelişki arz etmektedir. Özellikle ana muhalefet partisi eski genel başkanının;“siyasette akıl, vicdan, haram, temizlik, namus borcu, kirlenmişlikten arınma, ahlak kavgası” vurgusu, belediyelerde yaşanan skandallar, ana muhalefet partisinin de siyasi iktidar gibi şapkasını önüne koyup düşünmesi gereken uyarılarıdır.

Siyasi ahlak söylemini en zengin bir biçimde Kur’an-ı Kerim’de ve Hazreti Peygamber’in hayatında görmek mümkün ise de muharref kitaplarda da izlerine rastlıyoruz. Teolojik verilerin dışında, antik çağdan itibaren Sokrates, Platon ve Aristoteles’te değişik tonlarda karşımıza çıkıyor. Özellikle Sokrates’in idama mahkûm edilmesi sırasında ve sonrasında yaptığı savunmalar son derece önemlidir. Sokrates’in savunmalarında hikmetin aydınlık yüzünün izini görmek mümkün. İslam Dünyasında ise Farabi, İbn Sina, İbn Rüşd gibi alimlerin de üzerinde önemle durduğu bir konudur. Özellikle Farabi’nin Medînetü’l-Fâzıla’sı son derece değerlidir.

Bu minvalde merhumbilge lider Aykut Edibali’nin siyasi ahlak anlayışını ifade etmeden geçmek büyük bir vefasızlık olurdu. Artık özlü sözler arasına giren tespitleri Türk siyaseti açısından bir ışık, umut ve rehberdir. Özellikle; “Bir ahlaki prensip için binlerce koltuğu feda ederim”, “Rahmani siyasete evet, şeytani siyasete hayır”, “Dürüst, samimi ve çalışkan olunursa, çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur”, “Siyaset ibadet temizliğinde, ibadetin öz kardeşi gibi yapılıyorsa yapılmalıdır, değilse yapılmamalıdır.” Bu sözlerin her biri altın değerindedir. İşte günümüz siyasetinin açmazları ve çözüm yolları bu cümlelerde ve yüzlerce makale ve hitabetindeki ifadelerinde saklıdır.

CHP HAKKINDAKİ MUTLAK BUTLAN KARARI VEYA NE YAPILABİLİR/YAPILMALIDIR?

Millet Partisi hareketi kurulduğu günden itibaren bitip tükenmeyen kin ve nefret dalgasına muhatap olmuştur. Kötünün, iyinin düşmanı olduğu hatta iyinin daha iyinin düşmanı olduğu sosyolojik bir gerçek. Nasıl ki aydınlık ve karanlık birbirine tahammül edemez, birbirini kovalar ise adalet de zulmete tahammül edemez ve onu kovalar. İkisinin bir arada olması düşünülemez. 2007 seçimlerinde haksız ve hukuka aykırı bir şekilde Millet Partisi’nin seçimlere girmesi engellenmişti. Rahmetli Bilge Lider’in genel başkan olarak yapmış olduğu girişimler de bir sonuç vermemişti. Sonraki süreçte çok şükür bu engeller de aşıldı ve Millet Partisi seçimlere girebildi. Bu sefer de başka bir oyun devreye sokuldu. Denildi ki “il ve ilçe başkanlıklarında sadece kuruluş yetmez, ayrıca kurultaylarının da yapılması gerekir.” Oysaki ilgili kanun son derece açıktı ve böyle bir zorunluluk yoktu. “Dediğim dedik, çaldığım düdük” misali YSK böyle bir zorunluluk icat etmişti. Bu da yetmezmiş gibi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da seferber edilerek, Millet Partisi’nin il ve ilçe başkanlıkları, bir il veya ilçede bulunan en alt seviyedeki Sulh Hukuk Mahkemeleri aracı kılınarak feshedilmeye başlandı. Bunu şunun için anlatıyoruz. Acaba Millet Partisi kadar haksızlık yapılmış başka bir siyasi parti var mıdır? Bu davalardaki savunmalarımız işte bugün CHP hakkında verilen mutlak butlan kararında ortaya çıkan, temel problemlerin ortadan kaldırılmasına yönelik savunmalardı. Bugüne kadar neler yapılmalıydı ve bundan sonra neler yapılmalıdır?

İlk önce ‘normlar hiyerarşisi’nde en üstte, tepede yer alan Anayasanın hazırlanışı, hükümleri ve kabul edilişi demokratik olmalıdır. Yani, ahlaki ve toplumsal uzlaşı ile olmalıdır. Yürürlükte olan ve bugüne kadar 16 kez değiştirilerek, kırk yamalı bohçaya çevrilen 1982 Anayasası, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ürünüdür. Anayasanın, kanunların, hukukun askıya alındığı olağanüstü bir dönemde, ciddi baskı ve tehditlerle vatandaşın %92’sinin oyu ile kabul edildi. Ancak özgür ve bağımsızca her türlü tartışmanın yapıldığı, farklı kanaatte olanların fikirlerinin dinlendiği, değerlendirildiği bir oylamadan söz edilmesi mümkün değildir. Buna rağmen demokratik bir anayasa olmasa da yürürlüktedir ve tepeden tırnağa herkesin hükümlerine uyması gerekir. Ne var ki cumhurbaşkanının, milletvekillerinin sadık/bağlı kalacaklarına namus ve şerefleri üzerine yemin ettikleri anayasaya bağlı kaldıklarından söz edilmesi mümkün müdür? Veya devletin bütün kurumlarının ve vatandaşlarının haklarının, menfaatlerinin koruyucusu ve teslim edicisi olması gereken yüksek mahkemelerin, anayasaya bağlılıklarından söz etmek mümkün müdür? İşte anayasal bir emir olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi’nin kararları hâlen uygulanmadan beklemektedir. Hâl böyle iken hangi siyasi ahlak veya etikten söz edilebilir ki? Anayasada devletin temel organları olarak kabul edilen yasama, yürütme ve yargının yetkilerini Türk Milleti adına kullandığı aşikâr iken bu üç temel kuvvetin bir kişinin elinde toplanmasına sebep olacak düzenlemeler veya uygulamaların demokratik olduğundan veya ahlaki olduğundan söz edilemez. Bu üç organ arasında denge, denetim ve fren mekanizmasının yok edilmesi; otoriter, totaliter yönetimlere kayma sonucunu doğuracağından ahlaki değildir ve son derece tehlikelidir. Tarihte Almanya, İtalya örnekleri tehlikenin boyutlarını göstermesi bakımından unutulmaz derslerle doludur.

İkinci olarak siyasi hayatı düzenleyen kanunların eşitlikçi, adil ve demokratik olması ve istişare ile yapılması zarurettir. Anayasa toplumsal uzlaşı ile kabul edilmiş demokratik bir anayasa olsa bile, devletin en önemli iki organı olan yasama ve yürütmenin seçimini düzenleyen siyasi mevzuat öyle değilse, yine insan hak ve özgürlüklerine dayalı demokrasiden ve siyasi ahlaktan söz edilemeyecektir.  Bir fikir vermesi bakımından temel siyasi kanunlardan; 2972 Sayılı Mahalli İdareler İle Mahalle Muhtarlıkları Ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un Kabul Tarihi: 18/1/1984 olup, bugüne kadar 6 kez değiştirilmiştir. 298 Sayılı Seçimlerin Temel HükümleriveSeçmenKütükleriHakkındaKanun’unKabul Tarihi: 26/4/1961olup, 85 kere değiştirilmiştir.2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun Kabul Tarihi: 22/4/1983 olup, 25 kez değiştirilmiştir. 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun Kabul Tarihi: 10/6/1983 olup, 23 kez değiştirilmiştir. Uyanış’ın dikkatli okurunun gözünden kaçmamıştır. Ancak yine de ifade etmekte yarar var. Mevcut Seçim Kanunu 1961 tarihli olup 1961 Anayasasından önce, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe yönetimi zamanında çıkarılmıştır. Aradan geçen 65 yıllık zaman içerisinde 85 kere değiştirilmiştir ve halen seçimler bu kanuna göre yapılmaktadır.

Seçim mevzuatı o kadar önemlidir ki buna göre mecliste elde edilecek çoğunluğa göre anayasayı bile değiştirmek mümkündür. Nitekim bazı Avrupa ülkelerinde bu kanunların kabulü ve değiştirilmesinde nitelikli çoğunluk aranmaktadır. Mecliste çoğunluğa sahip siyasi partiler, mevzuatta diledikleri gibi değişiklik yapmak suretiyle kendi menfaatlerine uygun hale getirmişlerdir. Ne kadar da ahlaki ve etik değil mi? Bu sebeple olsa gerektir ki seçim mevzuatı siyasi partiler arasında eşitlikçi olmayıp, antidemokratiktir ve adil değildir. Bazı siyasi partilere verilen hazine yardımından tutun da özellikle siyasi iktidar veya ortaklarına devletin bütün imkanlarının, belediyeleri kazanan partilere de belediyelerin bütün imkanların sunulduğu, bir de kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyen iş adamı ve müteahhitlerin nakdi, medya kuruluşlarının sınırsız propaganda destekleri ile milli iradenin manipülasyonu birlikte değerlendirildiğinde seçimlerin haksız ve adaletsiz bir şekilde yapıldığı, sonuçların da haksız ve adaletsiz olduğu gün gibi ortaya çıkıyor. Öyleyse siyasi ahlak ve etik ile milli irade bunun neresindedir? Tam bir garabet olan YSK ve yapısı da eşit, adil ve demokratik ahlaki siyasetin önündeki en büyük engellerdendir. Bu nedenle mutlak surette seçim mevzuatı barajsız, adil, ahlaki, eşit ve demokratik hale getirecek yasal değişiklikler yapılmalıdır. Yine YSK’yı sorumsuz ve denetimsiz, kesin olmaktan çıkaracak ve kararlarına karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolunu açacak yasal düzenlemeler kaçınılmaz bir gerekliliktir. Adalete dayanmayan siyasetin sonu zulümdür ve zillettir. Çözüm üretme yerine bizatihi sorunun kaynağı olmaya mahkumdur.

Siyasi partilerle ilgili yargılamayı adli veya idari yargıya bırakmak; demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olarak kabul edilen siyasi partilerin elini, ayağını bağlamak olacaktır. Bunun yerine Anayasa Mahkemesi’nde bu yargılamayı gerçekleştirecek yeni bir daire ihdas edilmeli ve bu daire kapatma dışındaki yargılamalara bakmakla görevlendirilmelidir. Dolayısı ile Anayasa Mahkemesi tarafından verilmeyen mutlak butlan kararı hukuksuzdur.

Müslümanlıklarına toz kondurmayanlar bu hususlarda Müslüman olduklarını hatırlamakta mıdırlar? Değilse namazda, oruçta, hacda Müslüman olanlar siyasette vesayetçilik, BOP eş başkanlığı ve yabancılardan meşruiyet alarak karanlık siyaset anlayışı ile aksini mi iddia etmektedirler? Siyaset ancak milli olursa ahlaki siyaset olur. Diğer yandan şimdilerde yargılamayı ve kesin hükmü gerektiren belediyelerdeki yolsuzluk iddialarını dillerine pelesenk edenler, üç bakanlarının karıştığı ahlaksız yolsuzluk, vurgun karşısında veya seçilmiş belediye başkanlarını istifaya zorladıklarında ne yaptıklarını hatırlamakta mıdırlar? Bunları adil ve bağımsız mahkemelere mi teslim etmişlerdir, yoksa cezalarını (?) siyaseten liderlerinin vermesi ile mi yetinmişlerdir? Adalet ve ahlak bunun neresindedir. Görüyorsunuz değil mi siyasi etik veya ahlak nasıl olurmuş?

Siyaset çözüm bulma sanatı, pratiği olduğuna göre çözümün adresi Millet Partisi’dir.  İktidarı ile muhalefeti ile kayıkçı kavgasına dönen bu çıkmazdan ülkeyi kurtarmanın ve siyasete kaybolan ahlak ve hukuku tekrar kazandırmanın yolu; siyaseti ibadet temizliğinde, başta o niyetle, büyük fedakarlıklarla Ankara merkezli politikalar yürüten ve ne Amerika-Avrupa, ne de Rusya-Çin diyen, manevi ve ahlaki değerleri siyasetin temeli gören, adaleti siyasi ikballerine feda etmeyen Millet Partisi’nin iktidar olmasından geçmektedir. 

ATATÜRK’A ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI KUTLU OLSUN.

 

Bütün milli bayramlarımız gibi 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı da içi boşaltılmış, ruh ve mana kökünden koparılmış; sadece bir tatil günü, oyun ve eğlence olarak kutlanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra cennet vatanımızın her bir köşesinin işgal edildiği o karanlık günlerde sadece ‘din, vatan, millet, devlet, özgürlük ve bağımsızlık’ diyen; içinde velilerin olduğu insan kadrosunu yiğit, kahraman, cesur ve korkusuz vatan evladı haline getirerek, yakılan kurtuluş meşalesinin ilk adımıdır. Açlık, yokluk, yoksulluk, perişanlık içinde gece gündüz demeden, durmadan mücadele eden, çeteden düzenli orduya kadar kurtuluş savaşını zaferle taçlandıran bu insan kadrosunun her biri hakkıyla şehittir, gazidir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu kahramanları rahmet ve minnetle anıyorum. Tarihe altın harflerle yazılan bu kahramanlık destanının ve kahramanların hatırlanması hem bir vefa hem de gelecek için yolumuzu aydınlatacak bir ışık olması bakımından zarurettir.

 

BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN, ALLAH HACCINIZI KABUL BUYURSUN!

Bütün okurlarımıza hayırlı bayramlar diliyoruz. Hacı adaylarına da sağlık ve afiyetler diliyor, haclarının mebrur olmasını niyaz ediyoruz!

 

You may also like

2 Yorumlar

Zafer Kodal 17/06/2026 - 12:41

Adalet, bir gün herkese gerekebilir. Düşmanına, sevmediğine dahi adil olmak zorundayız.

Cevap
Zafer Kodal 17/06/2026 - 12:42

Adalet, bir gün herkese gerekebilir. Düşmanına, sevmediğine dahi adil olmakla emrolunduk.

Cevap

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00