Ev 18. Sayı BAŞYAZI: Hukuk Devleti Özlemi ve Çifte Samimiyetsizlik #18

BAŞYAZI: Hukuk Devleti Özlemi ve Çifte Samimiyetsizlik #18

Tarafından Cuma NACAR

Ülkede uzunca bir zamandan beri hukuk devleti ilkesine aykırı uygulamalar, geçtiğimiz ayda da artarak devam etti. Bu nedenle hukuk devletine olan zaruretin bir gereği olarak konuyu farklı bir yönüyle ele almak ciddi bir ihtiyaç oldu.

Daha önceki yazılarımızda hukuk devletinin ne olduğu, ne olmadığı ile ilgili gerekli açıklamalar yapıldığından, Sayın Okurun konu ile ilgili önceki yazılarımızı hatırlayarak aşağıdaki satırları değerlendirmelerinde yarar görüyoruz. Hukuk devleti olmanın en önemli aşamalarından biri de hiç kuşkusuz, önünde engel olan mevcut anayasa ve kanunların büyük bir bölümünün değiştirilmesidir. Ne var ki Uyanış Dergimizin geldiği ekolün en önemli vasfı, bu değişikliklerin demokratik ve meşruiyetçi yollarla, millete dayanan milli iktidar hedefinde,devletimizin ve milletimizin yararına olacak şekilde gerçekleştirilmesine olan inançtır. Pozitif hukukun, ideal hukuka yaklaşması, onu gerçekleştirmesi tarih boyunca insanın özlemi olarak devam etmiştir. Ve bu özlem insan var olduğu müddetçe de devam edeceğe benziyor. Aksi kabul edilemez ve kuvvetle reddedilmelidir.

Elbette ki mevcut anayasa ve kanunlarda bulunan antidemokratik, eşitlikçi ve adil olmayan; gelişmeyi, büyümeyi, ilerlemeyi engelleyen, insan hak ve özgürlüklerine aykırı, milli iradenin tecellisini ve hakimiyetini önleyen, her türlü subliminal yolların kullanılmasına olanak sağlayan hükümlerin değiştirilmesi zarureti, bu değişiklik gerçekleştirilinceye kadar bir vatandaş olarak ona uymayükümlülüğünüortadan kaldırmaz. Dolayısı ile yönetenlerin de, yönetilenlerin de tüm resmi, özel, tüzel kişiliklerin icraatlarını, sözlerini, davranışlarını, iş ve işlemlerini bu gerçeği aklından çıkarmadan yapması gerekir. Ne yazık ki geldiğimiz noktada hukuk devleti özelliğini yerle bir eden, anayasa hükümlerinin uygulanmadığı, bir bakıma anayasasız bir devlet görüntüsü verilmesine sebep olan uygulamalara şahit olmaktayız. Özellikle anayasal bir mahkeme olan Anayasa Mahkemesi kararlarının yerine getirilmemesi gibi uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir.

Burada hukuk devleti olmanın gerekleri bağlamında anayasada yer alan bazı hükümleri hatırlatarak başlamak istiyoruz. Verilen hak ve özgürlüklerin nasıl ama, fakat, lakinlerle etkisiz hale getiriliğini de göz önünde bulundurarak. Anayasada düşünce ve kanaat hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, basın hürriyeti, basın araçlarının korunması, kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkıda düzenlenmiş bulunmaktadır.

Hukuk devleti prensibinin olmazsa olmazı olan demokrasilerde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü arasında hayati önemde bağ bulunmaktadır. Kişilerin, siyasi partilerin, kısacası tüm sivil toplum kuruluşlarının eleştiri hak ve hürriyeti de bu kapsamda kabul edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Hatta bu hak ve özgürlükler demokratik bir hukuk devletinin temel ilkesi olarak kabul edilmiştir. Çünkü yürütmenin denge ve denetiminin sadece yasama ve yargı ile değil; vatandaşların ferden veya kurdukları her türlü meşru sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, medya, internet ile toplu olarak yapılması gereklidir. Yürütmenin de bu konuda, eleştirileri engelleyici bir role girmesi değil, hoşgörülü ve kolaylaştırıcı olması beklenir ki doğrular bulunsun ve icra edilsin. Madem ki bu kişiler hakkında haber alma ve eleştirilme hakkı vardır, o halde bunların da eleştirilerinde daha geniş imkana sahip olmaları gerekir. Özellikle siyasilerin eleştirme/eleştirilme özgürlüğü, özel önemde görülmüş ve ayrıca koruma altına alınmıştır. Elbette ki şiddetin teşvik edilmemesi, terörün desteklenmemesi ve haklı gösterilmemesi, kin ve nefret söylemlerine sebep olmadan bu korumadan yararlanmaları gerekecektir.

Bu genel açıklamalardan sonra ülkemizdeki tabloya baktığımızda, uygulamaların bırakın hukuki olmasını, kanuni bile olmadığını görmek insanın yüreğini kanatmakta ve ülkesi adına utanç duymasına sebep olmaktadır.

Nitekim ülkemizde yazılı ve görsel basın, medya, sosyal medya iktidar veya muhalefet yandaşlığına soyunmuşlardır. Vatandaşına kamu yararı çizgisinde doğru haberler vermek, serbestçe bilgi akışını sağlamak, önemli konularda kamuoyunu bilgilendirmek yerine; kimin yandaşı ise onların lehine yayıncılık yapılmakta ve siyasilerin gerdiği toplumu daha çok germeye sebep olunmaktadır. Yazılı ve görsel medyanın internette dolaşan bilgilerin, yapay zekâ verilerinin bile sahibinin sesi olduklarına şahit olmaktayız. Hal böyle olunca iletişim kanallarının da yine kamuoyu tarafından denetlenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. 

İktidar kendine göre hukuk ve uygulamaları ile koruma alanları oluştururken, başta ana muhalefet partisi olmak üzere diğer siyasi partilerde bu kötü uygulamaları örnek alarak, aynı yollardan gitmekte ve onlar da kendi koruma alanlarını oluşturmaya çalışmaktadırlar. Öyle olunca da denge, denetim, fren mekanizmalarının çalışmadığı, kurumların görevini hakkıyla yapmadıkları; iktidarı ile muhalefeti ile hukukun üstünlüğü, hukuka uyarlık anlayışı yerine yaptıkları her işin, söyledikleri her sözün hukuka uygun olması yerine, hukuku bu yanlışlarına uydurmaya çalışmaktadırlar. Böyle bir anlayışın hâkim olduğu yerde ise hukuk devletinin varlığından söz edilemez.

Konuyu daha da somutlaştırmak gerekirse; DEM partisinin Van Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında terör örgütüne yardım etmek, terör örgütü propagandası yapmaktan verilmiş bir ceza varken aday olabilmesi mümkün değil. Buna rağmen memnu hakların iadesi talebi, şartları oluşmadığı halde gerekli ve yeterli inceleme yapılmadan mahkeme tarafından kabul edilince adaylık başvurusu kabul edilmiş ve seçilmişti. Bu sürecin hukuka aykırı olduğu tespit edilince de mazbatası bir süre verilmemişti hatırlarsanız. Eylemler, gösteriler derken mazbatası kendisine verildi. Sonradan yüksek mahkeme kararı ile aldığı ceza onanınca da kayyım atandı.

Şimdi siyasi yasaklı birinin, şartları oluşmadığı halde niçin yasağı kaldırıldı? Bunda ihmali bulunanlarla ilgili ne gibi işlemler yapıldı? Ortada ciddi surette yargısal ve yönetimsel ciddi ihmaller, kusurların varlığı gün gibi ortada. Diğer yandan DEM partinin özellikle terör örgütü üyesi olmak, yardım etmek veya teşebbüs etmek suçlarından davaları devam eden kişileri; genel veya mahalli seçimlerde aday göstererek, onlara koruma kalkanı getirme oyunu, onlar hakkında verilen cezaların kesinleşmesinden sonra da dokunulmazlıklarının kaldırılması veya görevden alınarak yerlerine kayyum atanması sonrasında eylemler, protestolar, gösteriler yapılması ne kadar samimiyetle, hukukla bağdaştırılabilir ki? Sonra da halkın iradesine ipotek konuldu, elinden alındı naraları atılıyor. Sonucu öngörülebilir bir eylemden sonra, öngörü gerçekleşince bas bas bağırmak, ülkede kaos oluşturmak istenmesinden başka ne ile izah edilebilir ki?

Veya bir başka örnek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın eylemleri…Daha önce, kendisine ne kadar yanlış yapılmış olursa olsun; gittiği ilin valisi hakkında “Valiniz itlik yapmıştır” diyebilir mi? Veya bir bakanla girdiği polemik dolayısı ile YSK ne kadar büyük yanlış yapmış olursa olsun, üyeleri hakkına “31 Mart seçimini iptal eden ahmaklar” diyebilir mi? Bunun sonucunda daha önce benzer suçlardan hüküm giyenler hakkında nasıl siyasi yasaklılık getirilmiş ise kendisine de siyasi yasak getirileceği kanunda düzenlenmiş iken, sonradan ortalığı velveleye vermenin bir mantığı, ciddiyet ve samimiyetinden söz edilebilir mi? Savunma olarak da, o zaman niye aday olmasına izin verildi diye soruluyor. Cezası kesinleşmemiş ise bir kişinin aday olmasının engellenmesi, hukukun temel ilkelerine aykırı olacaktır. Masumiyet karinesi ayaklar altına alınmış olacaktır. O halde aday olan da, aday gösteren de ceza kesinleştiğinde ortaya çıkacak sonuçlara katlanmayı baştan göze alarak seçimlere katılacaktır.

Görülen o ki siyasi iktidar da, bu muhalefet partileri deahlaki olmayan, şeytani olanpolitikaları olağan karşılamakla varlık sebeplerini de ifade etmiş olmaktadırlar. Bu tarz politika yürütenler, devletin ve milletin hak ve menfaatlerini korumak yerine, şahsi gelecekleri ve hırsları uğruna ülkeyi kaosa sürüklemekten çekinmemektedirler.

Esas itibarıyla iktidar ve başta ana muhalefet olmak üzere bazı siyasi partiler, kendileri ne kadar haksız ve hukuka aykırı iş yaparlarsa yapsınlar, söz söylerlerse söylesinler yargı bize karışmasın anlayışındadır. Tek farkları biri devleti parti devleti haline getirme özlemi içinde olup da; ben devletim veya devletin yargısı dahil tüm kurum ve kuruluşları benim emrimde olmalı anlayışındaki siyasi iktidar, diğeri eline iktidar geçse aynı anlayışla ülkeyi yönetme ihtirasındaki bir ana muhalefet olmasıdır.

İşte onun için Millet Partisi’nin izlediği demokratik ve meşruiyetçi politikalar hak ve millet içindir. İbadet temizliğinde, dosdoğru, dürüst, samimi, ciddi politikalardır. Gerek bireylerin ve gerekse de bireylerin oluşturduğu her türlü sivil toplum kuruluşlarının fikirlerini özgürce ifade edebildiği, savunabildiği yerde kanaat ve ifade özgürlüğünden söz edilebilir. Burada işte bir ABD resmi kuruluşu olan USAID gibi yapıların ülke içindeki birtakım yandaşlarına yardım ederek, ülkeyi kaosa sürükleme çabaları elbette olacaktır. Çözüm bütün STK’lara karşı kökten yasakçı anlayış yerine, onların fikirlerinin bilimle, hikmetle çürütülmesinden geçer. Sadece yargı kararları ile onların susturulmaya çalışılması, onları daha da büyültebilir. Tüm devlet kurum ve kuruluşlarının bir bütün olarak tamamen tahrip olmaması için, tek adam yönetimi anlamına gelen cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden bir an evvel vazgeçilmeli, ıslah edilmiş parlamenter hükümet sistemine rücu edilmelidir.

Millet Partisi’nin hukuk devleti anlayışı; haksızlığı yapanın kimliği, makamı, şanı, şöhreti, parası ne olursa olsun cezasını çektiği, haklının hakkını alıncaya kadar devletin tüm gücü ile onun yanında yer aldığı, insanların hakkını almak için araya birilerini koymadığı, başta siyasiler olmak üzere kimseden medet ummadığı bir adalet uygulamasını hedefler. Bu özelliklerin tersine olan her türlü politikaları şeytani kabuleder ve şiddetle reddeder. Millet Partisi milletimizin ve devletimizin geleceğini temsil eder. Ülkeyi adalet alanında da karanlıklardan aydınlığa ulaştıracak bir umuttur.

BOP;Gazze’de temizlik planı veya hayali Kürdistan’a adım adım ihanet politikaları

Ülkemizde daha önce ‘açılım-saçılım’ süreci ile başlayan, analar ağlamasın diyerek sahnelenen oyun, bugün de terörsüz Türkiye güzellemesi ile devam etmektedir. Hamas’ın İsrail’e saldırmaya mecbur bırakılması, Gazze topraklarının yerle bir edilmesi, Filistin’deki açık hava hapishanesinin, açık hava mezarlığına dönüştürülmesi, İran’ın bölgede vekalet savaşı veren güçlerinin ortadan kaldırılarak kolunun kanadının kırılması, Suriye’de rejim değişikliği ile Ortadoğu’da yaşanan tüm olaylar birlikte değerlendirildiğinde BOP’un işlemeye devam ettiği ayan beyan ortadadır.

Taşeron bir terör örgütü olan PKK veya değişik adlarla piyasaya sürülen diğer terör örgütleri veya siyasi uzantılarının; Kürtlerin temsilcileri olmadığı halde böyle muamele görmeleri sözde İslami söylemi olan malum siyasi parti gibi diğer sivil toplum kuruluşu görüntüsü altında faaliyet gösteren dernek ve vakıfları da cesaretlendirmiştir. Öncelikle bu yapıların gerçekten özgür ve bağımsız olup olmadıklarının tespit edilmesi ve ona göre politikalar geliştirilmesi gerekir. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği yönetimlerinin bunlara her türlü desteği verdikleri kendi kaynaklarında açıkça ifade edilmektedir. Taşeron yapılarla yapılacak her türlü görüşmelerin, iradeleri ipotek altında olduğu için başarılı olması mümkün değildir. İradeleri ipotek altında olmayanlarla ilimle, hikmetle görüşülmesi ve tarafların özgürce meselelerini müzakere etmesi ile başarılı olunması mümkündür. Ülkemizde, bölgemizde milli birlik ve kardeşliğin tesisinin tüm kardeş toplulukların menfaatine olduğu ancak iradesi ipotek altında olmayan tüm taraflar için geçerli ve kabul edilecek bir gerçektir. Üzülerek ifade etmek gerekir ki mevcut yapıda durum böyle değildir. Bir yanda BOP eş başkanı olduğunu söyleyen ve daha sonra da bundan vazgeçtiğini ilan etmemiş bir siyasi iktidar, diğer tarafta da bizzat siyasi iktidar tarafından taşeron olduğu kabul ve ilan edilen bir terör örgütü ve siyasi uzantıları vardır. Burada insanın aklına hemencecik Ziya Paşa’nın “Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde” ifadeleri gelmektedir. Onun için siyasi iktidarı ve ortaklarını bir kez daha bebek katili, terörist başından medet dilenerek terörün bitmeyeceği gerçeğini görmeye ve bu son derece tehlikeli süreçten vazgeçmeye çağırıyoruz.

Türkiye’de estirilen bu sahte esinti ile BOP’u ayrı değerlendirmek mümkün gözükmemektedir. Ne yazık ki kendilerinin ‘Tanrı’nın özel olarak görevlendirdiği elçiler’ olduğuna inanan ve baba Bush ile başlayan, Oğul Bush, Clinton, Biden ve son olarak da ikinci kez iş başına gelen Trump’ın evanjelik düşünceye mensup olmaları, ‘Tanrı’yı kıyamete zorlayarak’ İsa Mesih’in gelmesini sağlamak anlayışı ABD yöneticileri ile Arz-ı Mev’ud tarihi hedefindeki Siyonistlerin aynı çizgide buluşmalarına sebep olmuştur.Filistinlilerin özellikle Gazze’den göçe zorlanması asla kabul edilemez. Türkiye ve bölge ülkeleri bu talebe şiddetle karşı çıkmalı, alternatif çözümde ısrar etmeli ve ABD yöneticilerini ikna etmelidir.Aksi halde bu teolojik inanışlarına bir de yeryüzündeki milletlerin yer altı, yer üstü tüm zenginlerine çökme emperyalist anlayışın da eklenmesi ile bozgunculuğun artması, ekinin ve zürriyetin kurutulması mukadder olacaktır. İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in beklenen Mesih olduğu, onun da geldiği gerçeğini göz ardı ederek; hala İsa, Mesih bekleyen Müslümanların da nasıl aynı paralele getirildiğini görmek ibretlik bir tablodur. 

You may also like

0 Yorum

Hasan Tahsin UYSAL 03/03/2025 - 16:12

teşekkürler başkanım
her parağrafını bir kitap

Cevap

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00