Ev 20. Sayı BAŞYAZI: Türkiye Güneşi için Kutlu Yürüyüş Hayırlı Olsun! #20

BAŞYAZI: Türkiye Güneşi için Kutlu Yürüyüş Hayırlı Olsun! #20

Tarafından Cuma NACAR

Uyanış’ın pek aziz ve saygıdeğer okurları,

Dergimizin 20. Sayısına kavuştuğumuz için mutluyuz. Sonsuz hamd ve şükürler olsun. İçinde bulunduğumuz Nisan ayı birçok yönlerden önemli gelişmelerin yaşandığı, tarihi günleri içinde barındıran bir ay.

TÜRKİYE GÜNEŞİ İÇİN KUTLU YÜRÜYÜŞ KURULTAYIMIZ HAYIRLI OLSUN.

20 Nisan günü bayrak sevdalılarının, cumhuriyetçilerin, demokratların, Kuvâ-yi Milliyecilerin, Millî Mücadelecilerin, Islahatçı Demokratların, Millet Partililerin, bütün vatandaşlarımızın düğünü, toyu oldu. Türkiye’nin, ruh ve gönül; coğrafyamızın umut partisi Millet Partisi’nin 12. Büyük Kurultayından söz ediyoruz. Cennet vatanımızın dört bir köşesinden sevinçle, heyecanla, kardeşçe, sevgi ile Türk Milleti’nin yüceliş ve yükselişinin hasretini yüreğinde hisseden, aziz milletim uyan diyen; millet, devlet, vatan, bayrak sevdasını kalbinde taşıyan erdemliler topluluğu, özünde aziz milletimizin kuruluş ve kurtuluş mayasını taşıyan yiğitler, kahramanlar, tarihin şanlı sayfalarına adı şanla ve şerefle yazılacak cehd ve gayret sancağının alemdarları, öncül liderleri Ankara’ya akın akın geldiler.

 

Birlik, beraberlik, kardeşlik içinde ve milli iktidar yürüyüşü hedefinde, insan hak ve hürriyetlerinin teminatı barış medeniyetini kuracak Muhteşem Türkiye iktidarı için; milletin duası olduğumuzun bilinç ve sorumluluğu ile kutlu yürüyüş için; beklenen, özlenen ‘Türkiye Güneşi’nin doğması, dualarla siyaset için yaşlı genç milletin düğününe teşrif ederek, Büyük Kurultay salonumuzu hıncahınç doldurdular. Kurultayımızı şereflendiren tüm kardeşlerimize, dostlarımıza ve vatandaşlarımıza yürek dolusu selam, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar!

MİLLETİN ÖZLEDİĞİ VE DUASINDAKİ DEVLET HALİNE GELMEK!..

Kurultayımız; hocamız, bilge lider Aykut Edibali’siz ikinci kurultayımız oldu. Öğrencileri, dava arkadaşları, kardeşleri bir kez daha tıpkı Ağabeylerinin kendilerine öğrettiği şekilde; bu Hak ve Millet davasının kişilerle kaim olmadığını, mücadele bayrağını genç kardeşlerine onurla devrederek kendilerinin de son nefeslerine kadar devam edecekleri mukaddes bir ülkü olduğunu dünya âleme gösterdiler. Kurultayımız bir yönüyle de bir kez daha umutların yeşerdiği ve bir kararlılık toplantısı olarak kabul edilmelidir. Her türlü ilgi ve desteğini esirgemeden toplantımıza bizzat katılan ve hayati mazeretleri sebebiyle katılamayan ancak yüreği ile orada olduğuna inandığımız kardeşlerimizin bu heyecan, umut, inanç, mutluluk, diriliş ve uyanış dalgasını yurdun dört bir yanına muştulayacaklarına, Türkiye’nin ve coğrafyamızın uyanışını gerçekleştireceklerine inanıyorum.

Hayatını hak davaya vakfetmiş dava erlerinin oluşturduğu bu erdemliler topluluğu geçmişten çıkardığı derslerle; mükâfatını yalnız ve ancak Hak’tan bekleyerek gece, gündüz demeden, varı ile yoğu ile malları ile canları ile bu kutlu yürüyüşü hedefine ulaştıracaklar ve barış medeniyetini yeniden inşa edeceklerdir.

Böylesine ulvî hedeflerin gerçekleşmesinin tabii ki birtakım şartları vardır. Öncelikle devletli olan milletimizin tarihi misyonunu yerine getirebilmesi için devletinin devlet gibi çalışır hale getirilmesinin temini gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir an evvel hukuk devleti haline getirilmesi zarurettir. Varlığını resmî törenlerle, cebir, şiddet, yaptırım yüzü ile değil; hak, adalet, şefkat, merhamet, koruyan, kollayan yüzü ile gösteren bir devlet… Sadece ve sadece bu milletten emir alan, bu milletin inancına, ahlakına, kültürüne, misyonuna hizmet eden bir devlet… İcazetli politikalarla bazı sömürgeci güçlerden emir ve talimat almayan, milli irade istikametinde hizmet eden yöneticileri olan bir devlet… Bu devlet dedelerin, ninelerin, milletimizin dualarındaki, hasretle yolu gözlenen devlettir. Millet Partililer, bu aziz milletin inanç, ahlak, bağımsızlık, özgürlük, egemenlik mayası olmanın gereğini aşk, umut, heyecan, azim, mücadele ve kararlılıkla yerine getirmek zorundadır.

YENİ BİR AÇILIM SAÇILIM VEYA GÜYA TERÖRSÜZ TÜRKİYE HAYALİ

Ülke hukuki, ekonomik, siyasal, kültürel, ahlaki kriz ve kaosa sürüklenmiştir. Milli birlik ve kardeşliğimize, ülkenin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne ağır darbeler indirilirken; paravan birtakım olaylarla Türkiye’nin gündemi değiştirilmekte, dikkatler başka yönlere çekilmektedir.

Terörist başının çağrısının üzerinden şu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen; hâlâ Aziz Milletimizin, siyasi partilerin ve STK’ların bilgilendirilmemesi, TBMM’nin yok sayılması hâli, tüm bilgilendirme zarureti çağrılarına karşı siyasi iktidarın ölüm sessizliği devam etmektedir. Böyle bir garabet, demokrasi olamaz. Vatandaşlarımızın kahir ekseriyeti hâlâ terörist başı ile yapılan pazarlıkları, terörist başının ne karşılığında terör örgütünü lağvedeceğini bilmemektir? Derhal milli birlik ve beraberliğimizi yönelik ihanet anlamına gelecek bu hülyadan vazgeçilmelidir.

 

Terör örgütünün veya elebaşısının; demokratik siyasetin önünün açılması ve hukuki boyutunun tamamlanması denilerek ülkenin bölünme ve parçalanmasına hizmet edecek sözde barış aldatmacalarına karşı milli birlik ve kardeşlik teklifimizi yineliyoruz. Bunu temin edecek de Türkiye’nin insan hak ve özgürlüklerine dayalı hukuk devleti olması ve milli iradenin önündeki engellerin kaldırıldığı demokrasidir. Türkiye’nin bağımsızlığına gölge düşürecek her türlü düzenleme bir ihanettir.

 

BÜTÜN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ HUKUK DEVLETİ OLMAKTAN GEÇER.

 

Yargının tarafsız ve bağımsız olmaması, siyasi bir aparat olarak kullanılması ile Türkiye içeride ve dışarıda ciddi itibar kaybına uğrar. Vatandaşın devlete olan inancı ve güveni kalmaz. Türkiye, yeni bir açılım saçılım skandalı ile çalkalanırken; Türkiye hukuksuzluk, adaletsizlik, hayat pahalılığı ve gençlerin hayati sorunları ile boğuşurken, bir de baktık ana muhalefet partisi cumhurbaşkanı adayı arayışına girdi. Derken önce İstanbul B.B. Başkanının diploması iptal edildi, sonrasında tutuklandı ve ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi.

Aziz Milletimiz üzerinde kirli bir toplum mühendisliği devreye girdi. Terörist başının devletimizden taleplerinin ne olduğu daha tam olarak anlaşılıp, tartışılmamışken tutuklamalar, ekonomik savrulma, gösteriler ve bir anda Türkiye’nin gündemini değiştirdi. Başta ana muhalefet partisi ve bütün yandaş medya kanalları olmak üzere, herkes tutuklamalar üzerinde yoğunlaştı.

 

Eğer Türkiye’de yargının gerçekten bağımsız olduğuna dair ciddi bir inanç ve güven olsaydı, ülkede yaşanan gösteriler, tutuklamalar, ekonominin tepe taklak olması gibi felaketler yaşanmazdı. Hele hele gösterici gençlerin esas dertlerinin ne olduğu anlaşılmadan tutuklanmaları asla kabul edilebilir değildir. Elbette ki aralarına sızmış provokatörleri tespit etmek ve onlara engel olmak, varsa kanuna muhalefet haklarında işlem yapmak gerekir. Gerçekte bu gençler kendi derdine yanmakta, sorunlarına çözüm bulunması için canhıraş çığlık atmaktadır. İşe alımlardaki adaletsizlikler, mülakat belası onları canından bezdirmiştir. Üniversite mezunu işsizler olarak, hâlâ ailelerinin üzerinde kendilerini bir kambur olarak görmeleri hayatı onlara zindan etmiştir. Değilse esas meseleleri İBB Başkanının tutuklanması filan değildir. Bu gençlerin birilerince kullanılmaya çalışılmasına mâni olamamak ciddi bir devlet zafiyeti; yargının ise kin ve intikam aracı olarak kullanılıp gençleri cezalandırması da bir o kadar haksızlıktır; yargının bir kırbaç gibi kullanılması da asla kabul edilemez.  Ayrıca burada siyasi iktidarın geçmiş yıllarda olduğu gibi karşı devrim paranoyasına düşmesi son derece hatalıdır. Siyasi iktidar, gençlerin toplantı, gösteri, yürüyüş haklarına karşı sert müdahalelerde bulunma eğiliminden şiddetle uzaklaşmalı, onları dışlamak, hasım görmek yerine sorunlarının çözümüne dair ciddi adımlar atmalıdır.

 

Dolayısı ile İBB Başkanının tutuklanması ile gençlerin eylemlerini ve akabinde tutuklanmalarını birbirinden ayırmak gerekir. İBB Başkanı ile ilgili olarak bırakın yargı eşit, adil ve tarafsız bir şekilde yargılama yapsın. Varsa bir usulsüzlük hakkettiği cezayı alsın. Yok eğer haksız yere bu muameleye maruz bırakıldı ise bunun sorumluları da yargılansın ve onlar de hesap vererek, hakkettikleri cezayı alsınlar.

 

Ne yazık ki Türkiye’de yargının, siyasilerin tasallutundan kurtulduğunu söylemek mümkün değil. Nitekim önümüzdeki ay yapılacak HSK üyeliği seçimlerinde pis kokular gelmeye başladı. Basına yansıdığı kadarı ile bütün gruplar, tarikatlar, cemaatler kendi adamlarının seçilmesi için kıyasıya mücadeleye girişmişler. Yargıya siyasi müdahale bitmek bilmiyorsa HSK’ya veya yüksek mahkemelere tayinlerde ehliyet ve liyakat yerine siyasilerin tercihi rol oynuyorsa, kısacası yargı siyasilerin emri altına alınmak isteniyorsa bu tam bir felakettir.

İşte Fransa’da yaşanan benzer olaylar buna ciddi bir örnektir. Fransa’nın üçüncü büyük kenti Lyon Belediye Başkanı gözaltına alındı, Ulusal Birlik Partisinin (RN) Başkanı Marine Le Pen hapis, para ve 5 yıl süreyle kamu görevinden mahrumiyet cezasına mahkûm edildi. Fransa Anayasa Mahkemesi aynı gün 1843’te Fransa’ya katılan ve Hint Okyanusu’nda bulunan Mayotte’teki belediye başkanının da cezası kesinleşmeden görevden alınmasının yasal olduğuna hükmetti. Macron, Fransa’da; “yargı bağımsız ve yargıçlar korunmalı, isteyen itiraz edebilir”, dedi. Ne ekonomi felç oldu ne sosyal hayat. Ne yeni gösteriler ne de yeni tutuklamalar oldu. Fatih’in yargılanması ve Hz. Ali’nin şikayetinin, Hz. Peygamber tarafından ispat edilemediği için reddi olayları hukuk devleti adına şaheser örneklerdir. Siyasi iktidar şanlı tarihimizden ne zaman örnek alacaklar acaba?

KIBRIS’TA NELER OLUYOR?

Kıbrıs politikası Türkiye için milli bir politikadır, bir devlet politikasıdır. Türk Milleti’ne Hala Sultan’ın, Lala Mustafa Paşa’nın, Fazıl Küçük-Rauf Denktaş’ın, rahmetli bilge lider Aykut Edibali’nin emanetidir. Kıbrıs Davası, bu teşkilatın var olduğu ilk günden itibaren hassasiyetle takip ettiği, marşlara konu olan milli bir davadır. Tıpkı Kudüs-Türkistan Davası gibi. Onun için Kıbrıs’taki gelişmeleri yakında takip etmek zorundayız. Bugün Kıbrıs’ta bayrağımız dalgalanıyorsa; bunda Rahmetli Bilge Lider’in başkanlığında Millet Partisi kadrolarının büyük payı vardır.

Siyasi iktidarın milli davalar konusundaki cehaleti, akıl almaz politikaları Kıbrıs Davasında ciddi mevzi kayıplarına sebep olmuştur. Öyle ki Annan Planı günlerinde, Kıbrıs gözden çıkarılmış, AB oyunlarına alet olunmuştur. Zamanla Kıbrıs’ın siyasi, ekonomik değeri anlaşılmıştır. Bugün de Kıbrıs Türkü’nün varlığının devamının yanında; Türkiye’nin milli çıkarları, deniz yetki alanlarının paylaşımı, hidrokarbon kaynaklarının çıkartılması, Doğu Akdeniz’deki hakları yönlerinden ve bölgedeki söz sahipliğimizi koruyabilmek için Kıbrıs’ın önemi her zamankinden daha da artmıştır. Siyasi iktidar, AB ülkelerinin TDT (Türk Devletleri Teşkilatı) ile ilişkilerini geliştirme kararı alıp; 12 Milyar Avroluk yatırım karşılığında Kazakistan, Kırgızistan Özbekistan ve Türkmenistan’ın GKRY’nde büyükelçilik açmasını engelleyememiştir. Sırada diğer TDT üyeleri bulunmaktadır. KKTC bağımsız bir devlet olarak tanınmazken, GKRY’ni tanıma anlamına gelecek şekilde büyükelçilik açılması Türk dış politikası açısından ciddi bir başarısızlık ve kayıp olmuştur. Bu da yetmezmiş gibi, Kıbrıs’ta GKRY’ni tek meşru otorite olarak kabul eden BM Güvenlik Konseyi 541 ve 550 sayılı kararlarını kabul etmişlerdir. Buna göre adada Türk askerleri işgalci olarak kabul edilmekte, siyasi ve askeri Türk varlığının tanınmadığı anlamına gelmektedir. Göstermelik değilse, KKTC’nin tanınması çalışmaları da ciddi bir darbe almıştır. Bu şartlarda mütekabiliyet açısından, hiç değilse KKTC’nin de bağımsız bir devlet olarak tanınması ve Lefkoşe’de KKTC büyükelçiliği açması sağlanmalıdır. Dolayısı ile konu tanınmanın çok daha ötesinde, stratejik öneme sahiptir. Söz konusu BM kararlarına çekince koymaları temin edilmelidir. Mevcut gelişme Türkiye’nin TDT ile olan ilişkilerine zarar vermeden yürütülmeli, tarihsel ve kültürel bağlarımızı ekonomik ve siyasi alanlarda da geliştirerek sürdürmelidir. İşte o zaman Türkiye kadir bir devlet olur. Ancak nerede? Hatırlayalım. Atina Hükümeti’nin Kıbrıs’ta askeri üs kurma planı sorulduğunda hazret ne demişti: “Şu anda Ada’da Kuzey Kıbrıs Parlamento binası inşaatı yapıyoruz. Onlar askeri üs yapıyor, biz siyasi üs yapıyoruz…” Askeri üsse karşı en iyi bildiği işi, yani inşaat yaptığından bahsediyor. Türkiye, Bop Eş Başkanlığından beri bağımsız politikalarda acizdir.

23 NİSAN MİLLÎ EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!..

Egemenliğimizin, bağımsızlığımızın hakkıyla korunduğu; icazetli politikaların izlenmediği, yabancı aklı ile değil Türk aklı ve beş bin yıllık millî birikimle, Ankara’dan TBMM’den ortak akılla, egemence yönetildiği bir Türkiye olmalıdır. Muhteşem Türkiye özlemi ile başta TBMM’nin kurucu başkanı ve başkomutanı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarını, şehit ve gazilerimizi hayırla, şükranla yâd ediyorum. Allah bu milleti bir daha İstiklal Savaşı yapmaktan korusun.

 

You may also like

0 Yorum

hasan 28/04/2025 - 11:51

Teşekkür ederiz. Ufkumuzu açıyorsunuz. Sağ olun Var olun.

Cevap
hasan akçay 28/04/2025 - 11:53

Teşekkür ederiz. Ufkumuzu açıyorsunuz. Sağ olun Var olun.

Cevap

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00