bir toplumun kendini yeniden inşası ancak dilin ve edebiyatın gelişmesi ile mümkündür. Dili yok olan toplumlar tarihten silinip gitmişlerdir.
70 dilin edebiyatının olduğu görülüyor. Türkçe en çok konuşulan dillerde ilk beşte. Acaba edebiyatta da ilk beşte miyiz bu tartışılır.
bir fikir ne kadar haklı olursa olsun yeteri kadar güçle desteklenmezse o fikrin hayatiyetini sürdürmesi mümkün değildir.
Millet Derneği’nin düzenlediği “Bugünden Yarına Köprü: Türkçe” düz yazı yarışmasında ödül almaya hak kazanan eser sahipleri ödüllerini Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen törende aldılar. Törene Millet Partisi Genel Başkanı Cuma Nacar, Prof. Dr. Muhammed Nur DOĞAN, Prof. Dr. Ali Fuat ARICI, Prof. Dr. Selahattin TURAN, Prof. Dr. Suat UNGAN, Boğaziçi Yayınları yönetim kurul başkanı Gazi ALTUN, yarışmaya katılan eser sahipleri ve davetliler katıldılar.
Dil, bir milletin hafızasıdır
Açılış konuşmasını yapan Millet Derneği İstanbul Şube Başkanı Sabri YILDIZ, İnsan sadece yiyen, içen, gezen bir varlık değil, aynı zamanda manevi yönü olan eşref-i mahluktur, diyerek İnsanın maddi ve manevi yönüne yönelik yapıp ettikleri, ürettikleri ve değerleri kültürü oluşturur. Yeniden Milli Mücadele geleneğinin günümüzdeki temsilcisi Millet Derneği olarak dün olduğu gibi bugün de milletimizin değerlerini yaşamak, yaşatmak ve yeni nesillere aktarmak için varız. Dil, bir milletin hafızasıdır. Hafızasını kaybeden bir millet yaşayamaz. Cengiz Aytmatov’un ifadesiyle “mankurtlaşır”, atasını, dedesini tanıyamaz, kendi kültürüyle bağını koparır. Dil, bir milletin, ortak inançlarının, değerlerinin, sese, söze dönüşmüş halidir. Diğer bir ifadeyle gönlünün kılcal damarlarıdır. Nasıl kalbe kan gitmeyince insan ölüyorsa gönül köprümüz olan dilde sorun olursa millet ruhen hastalanır, yok oluşa sürüklenir, tarih sahnesini terk eder. Yakın tarihimizde milletimizi değerlerinden koparmak isteyenler Türkçemize saldırmışlardır. Öztürkçecilik maskesiyle yapılanlar buna örnektir. Dil bir kelimeler yığını değil anlamlar, çağrışımlar evrenidir. Bundan dolayı her kelimenin kattığı anlam farklıdır. Tarık Buğra’ya sorarlar: “Üstat, “hakikat” yerine “gerçek” desek neyi kaybederiz?”, “Hakikati kaybederiz yavrum hakikati” der. Kıymetli Millet Dostları, günümüzde özellikle gençler arasında kitle iletişim araçlarında, sosyal medyada bir dil, kültür yozlaşması görülmektedir. Yine İngilizce öğrenmek araç olmaktan çıkmış, amaç haline dönüştürülmüş, insanımız köleleştirilmiştir. Elbette yabancı dil öğrenmek önemlidir, mümkünse birden fazla yabancı dil öğrenmek gerekir. Fakat günümüzde gerekli gereksiz konuşmaların, yazışmaların içine İngilizce kelimler serpiştirmek gençler arasında yaygınlık kazanmıştır. Bütün bunlar kültür sömürgeciliğinin farklı örnekleridir.
Millet Derneği olarak her zaman “Karanlığı lanetlemek yerine bir ışık yakmayı” tercih ettik. Yoklar yok olur, azlar çoğalır; ilkesiyle hareket ettik. Bu vesileyle “Bugünden Yarına Köprü: Türkçe” konulu düzyazı yarışmasını düzenledik. Gayret bizden, yardım Allah’tan! Yarışma organizasyonuna katkıda bulunan tüm arkadaşlarımıza, titiz bir çalışma yürüten Seçici Kurul üyelerimize ve eserleri ile katılan tüm yarışmacılarımıza teşekkür ederim, dedi.
Toplumun yeniden inşası dilin ve edebiyatın gelişmesi ile mümkündür
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Muhammed Nur DOĞAN “Dil, düşüncenin üzerinde yürüdüğü ana omurgadır. Çünkü insanlar kavramlarla düşünmeye başlar. Daha sonra kullanılan kelimeler ve cümleler ne kadar cevval, renkli ve anlamlı olur ise toplumun düşünme gücü, akletme yeteneği o derece kuvvet kazanır. Kuran-ı Kerim’e baktığımız zaman Cenab-ı Allah’ın harflere, kelimelere ve söze dikkat çektiğini görüyoruz. Ve Kur’an’ın aynı zamanda bir kelam, bir söz mucizesi olduğuna dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Sayın rahmetli Aykut Edibali’nin burada çok güzel bir sözünü gördüm. “Sanat, ilmin estetik hüviyet kazanmış halidir” diye. Bu doğrudur. Zira sanat ile bilginin estetik bir biçimde ortaya çıkışı söz konusu oluyor. Ben klasik edebiyat hocasıyım. Bu vesile ile on binlerce beyti şerh etmiş bir insanım. Bizim klasik edebiyatımız, çok derin bir kültürden kaynaklık almaktadır. Ama bundan daha önemlisi, çok güçlü bir poetik ve sanat ontolojisi birikimine sahiptir. Yani şiirin felsefesini yapan bir kültür söz konusu. Bir Nedim ya da Şeyh Galip’e bakıldığında gerçek bir şiir, dil ve edebiyat filozofu olduklarını görüyoruz. Ama bu bizim entelektüellerimiz tarafından bilinmez. Bilinmek de istenmez. Çünkü bizde kendi değerlerimize hor bakmak sanki Türkiye’de entelektüel olmanın olmazsa olmaz şartı gibi değerlendirilir. Halbuki biz klasik edebiyatımızın bu derin kültür ve felsefesini tanıtabilirsek, inanın ki dünya çapında bir numaraya oturabiliriz. Şimdi Millet Derneği tarafından düz yazı yarışması yapılmış. Düz yazı, şiir ve edebiyatın diğer türleri birbirinden ayrılmaz. Edebiyat dil ile yapılan estetik bir faaliyettir. Şairler derler ki; sanat, Allah’ın yaratıcılık kudretinden insanlara bağışladığı bir sıfattır. Esasen bir toplumun kendini yeniden inşası ancak dilin ve edebiyatın gelişmesi ile mümkündür. Dili yok olan toplumlar tarihten silinip gitmişlerdir. Allah’a hamdolsun ki Türkçemiz dünyada beş büyük dilden biridir. Türkçe bir mucize gibidir. Bu bakımdan Türkçeye hizmet, Hakka ve halka hizmet etmek demektir.” şeklinde konuştu.
Millet ve devlet olarak devam etmemiz Türkçe ile birlikte mümkün
Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Fuat ARICI yarışma hakkında şöyle konuştu: “Böyle bir yarışmada Seçici Kurul üyesi olarak görev almak benim için zordu. Çünkü birbirinden kıymetli eserler vardı. Bize kadar gelen eserlerin hepsi bir taltifle ödüllendirilebilecek nitelikteydi. Bir Türkçe eğitimcisi olarak bu yarışmanın bence iki önemli tarafı var. Birincisi yarışmanın konusunun ve ana temasının Türkçe olması çok önemli idi. Millet ve devlet olarak devam etmemizin ve kendimiz olarak kalmamızın aslında Türkçe ile birlikte mümkün olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolaysıyla bu yarışma Türkçeye değer vermesi açısından son derece önemli. Bir de faaliyetin bir yazma yarışması olarak düzenlenmesi de anlamlı idi. Çünkü yazma, derin düşünmeyi gerektiren bir beceridir. Dolaysıyla çocuklarımızı ve gençlerimizi derin düşünmeye sevk edecek bir çalışmayı ben derneğimizin çok önemli bir katkısı olarak değerlendiriyorum. Bu vesile ile yarışmayı tertip edenleri tebrik ediyorum.”
Türkçe konusunda karnemiz zayıf
Seçici Kurul üyesi Uludağ Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin TURAN ise “Ben her şeyden önce -yarışma demeyelim- ama yazma etkinliğini düzenleyen Derneğe çok teşekkür ediyorum. Önemli bir çalışma. Türkiye’de ülkemizin okuma yazma performansını gösteren bilimsel verilerle yapılmış bir raporlama sistemi yok. O yüzden çocuklarımızın okuduğunu anlama becerileri yönünden bir değerlendirme yapmak da oldukça zor. Fakat buraya gelirken 2003 yılından bu yana uluslararası bir öğrenim değerlendirme grubunun yaptığı bir tarama araştırmasını inceledim. 3 yıl aralarla yapılan bir sınav bu. Türkiye’de bu sınava katılmış. Şimdi size Türkiye’nin bu sınavlardaki başarısı ile ilgili bilgiler vermek istiyorum. 2003’te sınava 41 ülke katılıyor. Türkiye 441 puan alarak OECD ortalamalarının altında kalıyor. 2006 yılında 56 ülke katılıyor. Türkiye 37. sırada, 447 puan alarak OECD ortalamalarının altında kalıyor. 2009’ da 65 ülke arasında 39. oluyoruz. 463 puanla yine OECD ortalamalarının altındayız. 2012 yılında 65 ülke arasında 42. oluyoruz. 475 puanla yine ortalamalar altındayız. 2015’te 72 ülke arasında 50. sırada yer alıyoruz. 428 puan alıyoruz. OECD ortalaması 493. 2018’de 79 ülke arasında 40. sırada yer alıyoruz. 466 puan alıyoruz. OECD ortalaması 486. En son 2022 yılında yapılıyor. 81 ülke arasında 36. Sırada yer almamıza rağmen yine OECD ortalamalarının altında kalıyoruz. OECD’nin yapmış olduğu bu çalışmanın temel bir amacı var: Bilgiye ulaşma, bilgiyi hatırlama, bilgiyi bir araya getirme, yorumlama, kendi düşüncelerini yansıtma ve bir metni değerlendirme becerileri yönünden Türkiye 2003’ten beri OECD ortalamalarının altında. Bu neyi getiriyor? Çocuklarımızın bildiklerinden çıkarsama yapma, soruları çözme ve eldeki bilgiyi yaratıcı bir şekilde kullanmak açılarından zayıf olduğunu gösteriyor. Bütün bunlar bir şeyi gösteriyor. Türkiye, Türkçeyi öğretemiyor ve bunun sonucunda dünyanın üzerinde durduğu beş-altı beceriyi çocuklarına kazandıramıyor: Düşünme, iletişim, işbirliği becerisi, yaratıcılık, hayal gücü, sentezden geçmiş ifade. Bütün bunlar Türkiye’nin Türkçe konusunda karnesinin zayıf olduğunu gösteriyor. Başka bir ifade ile Türkçeyi öğretemiyoruz.” şeklinde konuştu.
Türkçe en çok konuşulan dillerde ilk beşte
Seçici Kurul üyesi Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suat UNGAN ise “Dünya üzerinde
7500 dilin oluşmuş olabileceği ifade edilir. Fakat diğer taraftan diyorlar ki, bir dilin oluşması yetmez, o dilin edebiyatının da olması gerekir. Bu açıdan bakınca ancak 70 dilin edebiyatının olduğu görülüyor. Türkçe en çok konuşulan dillerde ilk beşte. Acaba edebiyatta da ilk beşte miyiz bu tartışılır. Şiir, bir dilin kaymağıdır. Ancak şiirin gelişmesi de düz yazıya yani nesre muhtaçtır. Bizde nesir, 19. Yüzyılda ciddi bir seviye atladı. Bunda çevirilerin de büyük rolü var. Siz kendi dilinize kompleksi yaklaşır, ikinci derece gözüyle bakarsanız bu dilinizi alt seviyeye düşürür. Derler ki, dillerde gelişmişlik yoktur, kullanılmışlık vardır. Eğer siz bir dili kullanır iseniz o dil gelişir. Yine hangi dilde yazarsanız, o dil gelişir. Bu noktada yazı dili çok önemli. Yazı dilinin gelişiminde de Millet Derneği’nin yaptığı gibi çalışmalar çok önemli.
Selahattin Hocamız ile de konuştuk. Sadece dereceye giren eserleri ödüllendirmek yerine yarışmaya katılan insanları cesaretlendirmek için yayınlanmaya layık diğer eserleri de kitap olarak bastırmak daha iyi olur diye düşündük.” şeklinde konuştu.
Milleti millet yapan dilimize yani Türkçemize sahip çıkmalıyız
Şair Selami YILDIRIM’ın, Millet Derneği Kurucu Genel Başkanı Bilge Lider Merhum Aykut Edibali’ye ithafen kaleme aldığı “Edibali’ye Mersiye” şiiri ile renk kattığı törende konuşma yapan Millet Derneği Genel Başkanı Cuma NACAR, “Aramızda alanlarında seçkin ve uzman olan çok değerli hocalarımız var. Onların Türkçe ile ilgili sorunlarımızın çözüm yollarına ilişkin görüşlerine benim ilave edebileceğim bir şey yok aslında. Ancak birkaç hususa temas etmeden de geçemeyeceğim. İslam tarihinde bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelerin 6 ila 16. asırlar arasında devam ettiği ve bu sürece altın çağ ismi verildiği konunun uzmanlarınca ittifak edilen bir tespit. Bu dönemde biz de kendi dilimizde çalışmalar yapmış ve şaheserler üretmişiz. Bir dil ilim dili haline gelmediği müddetçe kalıcılığını sürdürmesi ve yarınlara ulaştırılması son derece zordur. İşte rahmetli bilge lider Aykut Edibali’nin de konuşmalarında ve eserlerinde dile getirdiği Hakk ve Millet Davasının zaferle taçlanması için sert güç ve yumuşak güç diye ifade edilen mücadelede Millet Derneği yumuşak güç olarak değerlendirilmesi gereken bir kuruluştur. Aynı şey Millet Vakfı için de geçerli. Siyasi partiler ise sert güç olarak nitelendiriliyor. Mensubu olmaktan iftihar ettiğimiz İslam dininin sancaktarlığını yapmış, yeryüzündeki mazlumların hamisi olmuş aziz milletimize daha önce olduğu gibi bugün de topyekûn saldırılar olmaktadır. Bu saldırıların asıl amacı ya geldiği Orta Asya bozkırlarına sürülmesi ya da Anadolu’da imha edilmesidir. İşte böylesine topyekûn bir saldırı ile karşı karşıya bulunduğumuz bir zamanda -adına ister yumuşak güç isterse sert güç diyelim- milletin de varlık ve beka savunmasını sürdürmesi kaçınılmaz olmaktadır. Aksi takdirde tarihin tozlu sayfalarında yerimizi almak kaçınılmaz olacaktır. İşte bu akıbete düşmemek için aziz milletimizin de yeryüzünü tekrar ıslah etmek görevini unutmadan ve yeryüzünde birliğin, beraberliğin ve kardeşliğin hâkim olması ve yeni bir medeniyet hamlesi için mücadelesini sürdürmesi gerekir. Çünkü bir fikir ne kadar haklı olursa olsun yeteri kadar güçle desteklenmezse o fikrin hayatiyetini sürdürmesi mümkün değildir. Aziz milletimizin de aynı akıbete duçar olmaması için mutlak surette bir milleti millet yapan, bir devleti devlet yapan olmazsa olmazlardan dilimize yani Türkçemize sahip çıkması gerekir.
Özellikle genç kardeşlerimden ricam odur ki, yazışmalarınızda kimsenin anlamayacağı kısaltmalara gitmeyin. Yani sosyal medyadaki mesajlaşmalarda kullandığınız (o.k., mrb, slm) gibi ifadelerden şiddetle kaçının. Çünkü değerli konuşmacıların da dile getirdiği gibi bir milletin dili yok olursa o millet de yok olacaktır. Biz dilimize sahip çıkmak zorundayız. Millet Derneği’nin bundan sonra da bu minvalde çalışmaları olacaktır. O çalışmalarda da buluşmayı ümit ederim.”
Türkçemiz ilim dili haline getirilmeli
Boğaziçi Yayınları yönetim kurul başkanı Gazi ALTUN duygu yüklü konuşmasında, Türkçenin zengin kelime ve deyim hazinesine değinerek böyle bir hazinenin bekçisi olarak Türkçemizi ilim dili haline getirmek ve medeniyet dünyasına katkıda bulunmak görevine dikkat çekmiştir.
Yarışmada; İrfan Kalaycı “Ben Türkçe, Köprülerin Diliyim, Dinleyin Beni” adlı eseri ile birinci, Volkan AYDIN “Ses Bayrağım” adlı eseri ile ikinci, Oğuzhan KÜLTE “Güçlü Duruşun, Yarınlara Varoluşun” adlı eseri ile üçüncü olurken Nuray ALPER “Gönül Dilimiz Türkçemiz” adlı denemesi ile mansiyon ödülünü aldılar.
