Siyasette öyle gelgitler yaşanıyor ki, bazen beş-on yıl değil, birkaç gün hatta aynı gün içinde birkaç saat arayla dile getirilen görüşlerin tam zıddı açıklamalara şahit oluyoruz.
Seçim döneminde muhaliflerini, bölücülerle iş birliği yapmakla suçlayıp “onlarla demleniyorlar” diyenlerin, bugün demlenmenin de ötesine geçen ve varlığımız ile bekamız açısından ciddi riskler barındıran iş birliklerine imza atabildiğini görüyoruz. Partizanlık öyle bir noktaya ulaştı ki; partiye gönül verenler de milletvekilleri deliderlerinin bir gün muhaliflerini bölücü örgütler üzerinden suçlarken de alkışlıyorlar, başka bir gün onlarla birlikte hareket kararı aldıklarında da alkışlıyorlar.
Siyasette tutarlılık ve geleceği görebilme maalesef yok. Bu tablo, milletin geleceğini değil; profesyonel siyasetçilerin makam ve koltuklarını koruma çabasını önceleyen siyasi dalkavukluk ile açıklanabilir.
Patlıcan Hikâyesi
Padişahın biri patlıcanı çok severmiş. Ne zaman “Patlıcan musakkaya bir türlü doyamıyorum.” dese, dalkavuğu hemen söze girer:
“Aman padişahım, siz söyleyince bizim de ağzımızın suyu akıyor. Akşam olsa da yesek!”
Padişah bir gün imam bayıldıdan söz etse, dalkavuk bu defa:
“Şu imam bayıldı yemeğini icat edenin makamı cennet olsun! Ne nefis bir lezzet, insan yemeye doyamıyor.”diye övgüler yağdırırmış. Ardından patlıcanın faydalarını bir bir sayar; patlıcandan yapılan yemeklerden turşusuna kadar ne varsa ballandıra ballandıra anlatırmış.
Gel zaman git zaman padişah patlıcandan bıkmış, hatta nefret eder olmuş. Sofraya patlıcan yemeği gelmesini değil; salatasını, turşusunu, hatta adının “p” harfinin bile anılmasını yasaklamış:
“Şu patlıcan musakkanın neresini beğenir de yerler, bir türlü anlamıyorum.”
Padişah böyle deyince dalkavuk durur mu? Hemen söze atılmış:
“Aman padişahım, o musakkanın sofralardan kaldırılması gerekir. Hatta bu kadar rezil bir yiyeceğin yetiştirilmesi bile yasaklanmalıdır!”
Bu konuşmaları duyan biri dayanamamış ve padişahın olmadığı bir ortamda dalkavuğa sormuş:
“Daha düne kadar patlıcanı göklere çıkarıyordun, şimdi yerin dibine sokuyorsun. Nasıl bu kadar değişebilirsin?”
Dalkavuk hiç düşünmeden cevap vermiş:
“Ben patlıcanın değil, padişahın dalkavuğuyum!”
Dalkavukluk Nedir?
Türk Dil Kurumu, dalkavuk kelimesini şöyle tanımlar:
“Kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse; huluskâr, yağcı, yaltakçı, çanak yalayıcı.”
Bu tanıma bakıldığında, siyasetten ticarete, sanattan spora kadar insanın olduğu her yerde dalkavuklara rastlamak mümkündür. Dalkavukların kendi doğruları yoktur; efendilerinin söylemleri onların doğrularını oluşturur.
Çıkar sağlamak ve efendilerine yaranmak uğruna yanlışları alkışlayan dalkavuklar, hem efendilerine hem de çevrelerine en büyük kötülüğü yaparlar. Tavırlarıyla toplumun huzurunu ve refahını bozar, ahlâkı aşındırır, adaleti yozlaştırır; ülkenin geleceğini kendi menfaatleri uğruna karartırlar.
Maharetli dalkavuklar, ayak oyunlarıyla ehliyetli ve liyakatli insanların önünü keser; liyakatsizlerin önemli görevlere gelmesine zemin hazırlar. Bu hastalığın önüne geçilmezse zamanla tüm topluma sirayet eder ve bedelini millet çok ağır öder.
Bu yüzden iki cihan saadetini arzulayan herkesin, etrafındaki dalkavuklardan bir an önce kurtulması gerekir.
“Dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün kazandırdığı faydadan fazla olursa, o ülke batar.”— Montesquieu.
“Dalkavukluğun dostluğu, kurdun kuzuya dostluğu gibidir.” Arif Nihat Asya
Dalkavukluğun merdiveninde yükselmek insanı yüceltmez; aksine alçaltır. Yöneticiler etraflarındaki dalkavuklara dikkat etmezlerse, gerçekleri hiçbir zaman göremez ve doğru kararlar veremezler.
İkiyüzlülük Devleti Yıpratır
19.yüzyılda sadrazamlık görevinde bulunan Yusuf Kamil Paşa*, görevde olduğu dönemde devletin ileri gelenleriyle bir yemekte bir araya gelir. Yemekten sonra meyve faslına geçilir ve masaya buzlu çilekler getirilir.
İlk olarak meyve tabağına uzanan Yusuf Kamil Paşa, çatalını sapladığı iri bir çileği kazara masadaki tuzluğun içine düşürür. Ziyan olmasın diye tuza bulanmış çileği alıp yer. Aldığı berbat tada rağmen bozuntuya vermez ve masadakilere seslenir:
“Arkadaşlar, tuzlu çilek hiç de fena olmuyormuş. İsteyen deneyebilir.”
Bunun üzerine bazıları çilekleri tuza batırarak dener ve peş peşe şu sözler duyulur:
“Paşam, gerçekten nefis oluyor!”
“Bundan sonra çileği hep tuzlu yiyeceğim.”
“Tuzlu çileğin lezzetini keşfetmekte geç bile kalmışız!”
Elbette bunların tamamı, paşaya yaranma amacı taşıyan asılsız övgülerdir.
Kamil Paşa bu manzara üzerine, açık sözlülüğüyle tanınan Ermeni asıllı Minas Efendiye döner ve sorar:
“Arkadaşların görüşleri için sen ne dersin, Minas Efendi?”
Minas Efendi beklenildiği gibi dürüstçe cevap verir:
“Paşam, bu adamlar özel hayatlarında böyle düşünseler üzerinde durmaya değmezdi. Fakat devlet işlerinde de bu kadar ikiyüzlü davrandıkları için ülkede işler kötüye gidiyor.”
Kıssadan Hisse
Yönetim kademelerinde bulunanlar, gördükleri yanlışları; makamlarını kaybetme pahasına da olsa dile getirmelidir. Gerçekleri söylemek hem bir erdemdir hem de devletin bekası için zaruridir.
Yanlışta ısrar eden yöneticilerin hatalarına sessiz kalanlar, hatta bu yanlışlara alkış tutanlar; kısa vadede kazançlı görünseler bile sonunda hem kendileri hem de millet kaybeder.
Son Söz: Devleti Yıkan Gürültü Alkıştır
Bir ülkede yanlışlar eleştirilmediği için değil, yanlışlar alkışlandığı için büyür. Hakikatin üzerini örten sessizlikten daha tehlikelisi, yalana atılan coşkulu alkışlardır. Çünkü alkış, yöneticinin kulağını sağır eder; hakikatin sesini bastırır.
Dalkavuklar, efendilerini güçlü değil; kör yapar. Yanlışı söylemeyenler, doğruyu savunmuş olmazlar. Makamı korumak adına susulan her hata, devlete kesilen ertelenmiş bir faturadır ve o fatura günü geldiğinde milletin önüne konur.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; daha fazla slogan, daha gür tezahürat ya da daha kalabalık alkışlar değildir. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; doğruyu, yanlışın yüzüne söyleyebilecek cesarettir.
Unutulmamalıdır ki devletler düşmanlarının saldırılarıyla değil; dostlarının ikiyüzlülüğüyle çöker.
*Yusuf Kamil Paşa (1808–1876): Tanzimat döneminde sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.
