“En güvenli gemideyiz” telkini, yüzlerce insanın sonunu getirdi…
28 Eylül 1994’te Estonya’nın başkenti Talin’den Stockholm’e gitmekte olan Estonya Feribotu, Baltık Denizi’nde battığında 989 yolcu ve mürettebat bulunuyordu. Denizcilik tarihinin en büyük facialarından biri sayılan kazada sadece 137 kişi kurtuldu; 852 kişi ise kaptanın güven telkinlerine inanarak gemiyi terk etmedi.
Gemiyi terk etmeyerek ölenlerin çoğu iyi derecede yüzme biliyordu. Fakat “Dünyanın en güçlü feribotundasınız, panik yapmayın” diyen kaptana güvenerek son ana kadar beklediler. Feribot su alıp yan yatmaya başladığında dahi çoğu yolcu tahliye yerine, kaptanın gemiyi kurtaracağına inanmayı seçti. Bu trajedi, psikoloji literatüründe “Estonya Feribotu Sendromu” olarak yerini aldı.
Hayatı Kuşatan Bir Sendrom
“Estonya Feribotu Sendromu”, açık tehlikeye rağmen tedbir almamak, sorunları görmezden gelmek veya yapılan telkinlere kayıtsız şartsız teslim olmak anlamında kullanılmaktadır. Bu sendrom; bireyden aileye, işletmelerden devlet yönetimine kadar hayatın her alanında karşımıza çıkar.
- İş dünyasında: İşletme yöneticileri tehlikeyi gördüğü halde “Her şey yolunda” anlayışıyla hareket ederse, şirketlerini büyük zarara sürükleyebilir.
- Devlet yönetiminde: Gerçekleri örtüp pembe tablolar çizmek, bir milletin tarihin tozlu sayfalarına karışmasına sebep olabilir.
- Ekonomide: Kriz kapıya dayandığında, yöneticiler “Her şey normal” diyorsa ve toplum da buna inanıyorsa, çöküş kaçınılmaz hale gelir.
- Siyasette: Tek kişinin kararlarıyla yönetilen, demokrasiden uzak bir sistemde, hatalar başarı gibi sunulup millet de buna sorgulamadan inanıyorsa; Estonya Feribotu’nun başına gelenler devletlerin de başına gelebilir.
Görmezden Gelinen Gerçekler
Bir millet, emperyalizmin projelerini “barış ve huzur” söylemleriyle kabul ediyorsa, gerçekte kendi geleceğini ipotek altına alıyor demektir. Tarih göstermiştir ki, gerçeği dile getirenleri görmezden gelip, telkinlerle pembe hayallere kapılan toplumlar ağır bedeller ödemiştir.
Batmaz Sandığımız Gemiler Batabilir
Estonya Feribotu faciası bize çarpıcı bir ders bırakıyor:
Tehlikeyi görmezden gelmek, yanlışları sorgulamadan kabullenmek, gerçekleri gizlemek; bireyleri de toplumları da batırır. En güvenli sandığımız gemiler nasıl batıyorsa, tarihte büyük zaferler kazanmış medeniyetler de çökmüştür.
Türk milleti olarak jeopolitik bir coğrafyada yaşıyoruz. Emperyalist güçler çıkarları için bölgemizde her türlü oyunu oynamaktadır. Eğer bizler sadece tarihimizle övünür, sorunlarımızı görmezden gelir ve pembe tablolarla avutulursak, akıbetimiz de feribottaki yolculardan farklı olmayacaktır.
Uyanmak, uyarmak ve uyandırmak için akil millet evlatlarına her zamankinden daha büyük görev düşmektedir.
