MÜJDAT KAYAYERLİ,21.Dönem AFYON Milletvekili
İklim Yasasının amacı,” yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda
iklim değişikliği ile mücadele etmek, sera gazı emisyonunun azaltılması ve iklim
değişikliğine uyum faaliyetleri ile planlama, uygulama araçlarını, gelirleri, izin ve
denetimi ile ilgili yasal ve kurumsal çerçevenin usul ve esaslarını kapsamaktadır.” Adı
iklim kanunu olan bu yasa, iklim krizleriyle ilgili somut çözümler üretmemektedir.
Aslında sanayileşmiş küresel güçler doğayı sınırsızca kullanarak tüketmiş, gelişmekte
olan ülkelere de karbon düzenlemeleriyle ek maliyetler ve sorumluluklar yüklemiştir.
Türkiye’nin 2021 de onayladığı AB’ye uyum ve Paris İklim Anlaşmasına dayanan bu
yasa “2053 net sıfır emisyon hedefi” doğrultusunda alt yapı oluşturmayı hedeflerken,
özellikle emisyon ticaret sisteminin kurulması planlanmaktadır; Eşitlik(tüm paydaşlar
için adil ve eşit muamele), iklim adaleti(İklim değişikliğinin etkilerini ele alma),
ihtiyatlılık(iklim eylemlerinde dikkatli ve temkinli olma),katılım (iklim kararlarına
paydaşların dahil edilmesi),entegrasyon (iklim politikalarının diğer sektörlerle uyumlu
hale getirilmesi),sürdürülebilirlik(çevresel koruma ve ekonomik büyümede
denge),şeffaflık (açık ve hesap verebilir olabilme),adil geçiş(iklim eylemlerinden
etkilenenlere destek) ve ilerleme (iklim hedeflerinde sürekli iyileşme) yaklaşımlar gibi
esas ve ilkeler ortaya koymaktadır.
İklim Yasası ile, iklim politikalarının yürütülmesi için, Çevre, şehircilik ve İklim Değişikliği
Bakanlığında, merkeziyetçi bir yönetim modeli olarak İklim Değişikliği Başkanlığı ve
İllerde İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları kurulmaktadır. Başkanlık, ulusal iklim
politikalarını koordine etmek, Emisyon Ticaret Sistemini kurup yönetmek. Tahsisat
planlaması ve dağıtımı yapmak, karbon fiyatlandırmasına ilişkin mekanizmaları
düzenlemek, 10 milyon TL döner sermaye işletmesi kurmak, İllerde ise Valilerin
Başkanlığında yerel yönetimlerin temsilcilerinden oluşan kurullarca Yerel İklim
Değişikliği Eylem Planlarının hazırlanmasını sağlamaktır.
İklim değişikliği sadece çevre ile ilgili değildir, aynı zamanda ekonomik ve sosyal
boyutları olan küresel bir krizdir. Türkiye de bu krizden nasibini almakta olup, iklim
değişikliği ülkemiz için aynı zamanda bir sosyal adalet ve insan hakları konusudur. İklim
krizi tüm canlıları ve doğal ekosistemini tehdit eden bir kriz olarak karşımızda dururken,
İklim değişikliği dünyada yüzyılın en büyük sağlık tehdidi olarak algılanırken, İklim
Yasasına karşı olan muhalefet milletvekillerinin eleştirilerini şöyle sıralayabiliriz:
1.Meclisde 860 sayfalık Meclis Araştırması Komisyon Raporu ve 76 sayfalık iklim krizi
ile ilgili ortak çözüm önerileri var iken. Bunların hiçbiri iklim kanununda yer almamış
olduğundan, bu yasa ne bilimi yansıtmakta, ne de milletimizin beklentilerine cevap
vermektedir. Halk sağlığını koruyan somut bir politika olmadığı gibi, çevre konusu ticari
bir meseleye indirgenmiştir.2.Sera gazı azaltımı piyasanın insafına
bırakılmaktadır.3.Karbon kredi sistemi, büyük sermayeye dağıtılacak ücretsiz
tahsisatlar, milletten kopuk bir kurgu ile ekoloji üzerinden kazanç sağlayanların çıkarları
söz konusudur. Halka pahalı fatura var iken, milletin yeşil geleceğinin karbon borsasına
satma teşebbüsü oluşmaktadır..4. Bilimsel verilerden şeffaflıktan katılımcılıktan uzak
olan yasa teklifleri ne ülkemize ne de vatandaşlarımıza bir fayda sağlamayacaktır.5.Bu
yasa teklifinin öngördüğü sistem çevreyi ve iklimi korumaktan ziyade, çevreyi merkeze
alan yeni bir ticaret mekanizması üretmektedir.5.Karbon ticareti mekanizmaları sera
gazı emisyonlarını bir ticaret metaı haline dönüştürmekte ve karbon kredisi
alabilmektedir. Bir şirket kendisi kotasını dolduramamış ise, başka bir şirketten karbon
kredisi satın alabileceğinden bahsedilmektedir ki, bu havayı kirletme hakkını sonuna
kadar kullanmak demektir.6. İklim yasasında nedense ne Orman yangınlarından. Ne sel
felaketinden, ne de kuraklıkla ilgili elle tutulur önlemler ve çözümler ele
alınmamıştır.7.Bu yasada Uluslararası Yatırımcılar Derneğine, Sanayici ve İş İnsanları
Derneğine, Türkiye İhracatçılar Derneğine, Bankalar, Finansal Kurumlar ve Sermaye
Piyasaları Birliklerine başvurulurken, neden Çevre Mühendisleri Odasının, Metereoloji
Mühendisleri Odalarının, Orman mühendisleri Odalarının, Ziraat Mühendislerinin ve
Veterinerler Derneklerinin neden görüşlerine başvurulmamıştır? 8.Adı iklim olan fakat
zamanında 3 milyar 150 milyon dolarlık alınan krediden dolayı mali yük ve vergilerden
kurtulmak için mi bu yasa özellikle çıkarılmıştır, sorusu akla gelmektedir.9. Emisyon
ticaretinden öteye gitmeyen, karbon salımımı az yapandan çok yapana belli bir şekilde
ticaret yapılmasının yolunu açan bir düzenleme ile mi karşı karşıyayız!10. Bu düzenleme
Türkiye’yi uluslararası finans çevrelerinin taleplerine uygun hale getirmeyi mi esas
almıştır! Yoksa ‘yeşil dönüşüm’ adı altında büyük şirketlerin avantaj elde etmesinin önü
mü açılmaktadır! İklim krizini önlemeyi amaçlıyor isek, karbon ticaretine değil, karbon
azaltımına odaklanmak gerekmez mi? 11. Yenilebilir enerjiye geçiş süreci acilen
hızlandırılmalı, fosil yakıt teşvikleri de sonlandırılmalıdır. Özellikle su kaynaklarımız
korunmalı, tarımda istikrarlı süreklilik sağlanmalı, doğal alanlarımız korunmalıdır.12. Bu
yasa, Emisyon diyerek, köylülerimizin hayvan yetiştirmesine son verebilecek, karbon
ayak izi adı altında küçük ve büyükbaş hayvancılığı sınırlandıracak, et üretimi iklimi
bozuyor diye de hayvancılığı bitirme teşebbüsüdür anlayışıyla yaşayan tüm canlıları biz
denetleriz anlayışının başka bir göstergesidir. Küresel güçlerin dijital hapishane
oyuncuları oluşturma provası olarak da değerlendirilmektedir.13. Bu yasa ile aynı
zamanda milletin özgür gıda hakkı, yaşam hakkı, nefes alıp verme hakkı da ipotek altına
girebilir düşüncesi de vardır.14. Gelecekte Seyahatler gözetlenebilir, alışverişler
kısıtlanabilir, küresel karteller oluşabilir, her bahçe ve tarla planlandığı şekilde ekilip
biçilebilir, her vatandaşa puanlar verilerek ödül veya ceza alması
sağlanabilir.15.Küresel güçlerin, yani küresel ekonominin temsilcilerinin küresel kirliliğe
olan katkıları %50 iken, Türkiye’mizin emisyon payının %1 olmasına karşılık ülkemiz
neden tehdit altına sokuluyor anlamak mümkün değildir. 16. Tek dünya, tek aile, tek
Gelecek ifadeleriyle küresel mekanizmanın dünyayı tek bir dijital devlet olarak
yönetmenin hazırlık aşamasının sinyalleri gibidir. Bu bağlamda bu düzen çevreyi
korumayı değil, ekonomik ve siyasi bağımlılıkları da artırmayı hedeflemektedir.
Bu eleştiriler ortada iken, içtiğimiz suyun da nefes aldığımız havanın da yürüdüğümüz
gezdiğimiz toprağın da bir bedeli olacağını unutmayalım! Erenler Ocağı Anadolu’nun
yüzyıllardır kendine özgü düzeni, dengesi ve hikmeti olduğunu, insana düşman
kuralların bu kadim topraklarda geçerli olamayacağını, millete sırtını dönen bir anlayışın
sadece toprağını değil, kökünü de kaybeder.
İklim Yasasıyla birlikte, doğrulanmış sera gazı emisyonu raporunu süresi içinde
sunmayanlara 500 bin ile 5 milyon TL ye kadar idari para cezası verilir. Ozon tabakasını
incelten maddeleri kullanan, ithal eden, ticaretini yapan ve piyasaya arz edenlere ise
2,5 milyon TL idari para cezası verilir. Florlu sera gazlarını kullanan, ticaretini yapan ve
piyasaya sunanlara 2,5 milyon TL idari para cezası ile 3 aydan 6 aya kadar
Hidroflorokarbon Kontrol Belgesi verilmez. Bu tür karbonları kotasız ya da kotayı aşan
miktarda ithal edenlere 1 milyon TL idari para cezası verilir. Doğrulanmış yıllık sera gazı
emisyon raporu bulunmayan işletmelere 1 milyon ila 10 milyon TL arasında idari para
cezası kesilir. Bu kanun kapsamımda her bir fiil için uygulanacak idari para cezası
miktarı 50 milyon TL yi geçemez.
İklim Yasası aşamalı olarak planlanmakta ve pilot uygulama yöntemiyle birlikte 2026
yılında başlanacaktır. Pilot uygulama döneminde yasanın yükümlülüklerini getirmeyen
işletmelere idari para cezaları % 80 indirimli olarak uygulanacaktır. ETS kapsamına
giren işletmelerin kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl içinde sera gazı
emisyon izni alması zorunludur.2030 yılı hedeflerimiz arasında güneş enerjisinde 33
GW, rüzgar enerjisinde 18 GW ve hidroelektrikte 35 GW kurulu güce ulaşmak
lazımdır.2030 yılına kadar Emisyon Ticaret Sisteminin tam işletime geçmesi
planlanmaktadır. Özellikle Tahsisatlar “kamu alacakları için dahi haczedilemez, iflas
masasına dahil edilemez, rehin alınamaz, üzerlerine ihtiyatı tedbir konulamaz
“hükümleriyle dokunulmaz bir finansal varlık statüsüne yükseltilmektedir. Bu durum
piyasadaki aktörlere güven verirken, “kirleten öder” ilkesini zayıflatabilecek eleştirilere
de vesile olacaktır.
Türkiye, “yeşil büyüme” ile değil,”Yeşil Kalkınma” ile hedefine ulaşabilir. Sera gazı
emisyonlarını azaltacak her türlü önlemler alınmalı, afetlere karşı direnç gösterecek
uygulamalar yapılmalı, biyolojik çeşitlilik ile ekosistemler muhafaza edilmeli, denetim
mekanizmaları da güçlendirilmelidir. Sanayi tesislerinin daha verimli, daha temiz, daha
rekabetçi imalat imkanlarına kavuşması düşünülmelidir. Yük ve yolcu taşımacılığında
karayollarının payını azaltmalı, demiryolu ve denizyoluna daha az emisyonlu kısma
yönelmek daha faydalı olacaktır. Tarım sektöründe ise, risk değerlendirme, izleme,
bilgilendirme ve erken uyarı sistemleri kurulmalıdır ki verim artırılsın.2035 yılına kadar
da kentsel atıkların geri kazanım oranlarının % 60 a çıkarılmalı ki, ön işlem olmadan
depolamalara son verilebilsin. Bina sektörlerinde de enerji verimliliğine ve yenilebilir
enerji kullanım zorunluluğunun getirilmesi elbette uygun olacaktır. İklim krizinden en
fazla etkilenecek olan dar gelirli çiftçiler, dezavantajlı topluluklar ve tarımla uğraşanlara
nasıl finansman sağlanacağı konusu planlanmalıdır. Türkiye’nin karbon piyasalarına
uyumu konusunda mutlaka yerli ve milli üretim ile ekonomiyi dengeli koruyacak bir
model geliştirilmelidir.
