petrol kaynaklarını küresel sömürüye açmayan ülkeler ya savaşla ya ambargoyla ya da örtülü operasyonlarla ödüllendirilmektedir!. İşte buna enerji jeopolitiği diyoruz.
Doğu Akdeniz doğal gaz zenginliğine ABD de göz koymuş bulunmaktadır. ABD özellikle Gazze açıklarındaki muazzam kaynağa konmak için “enerji jeopolitiğini” seferber etmiş bulunmaktadır.
İsrail’in de GKRY’de 200’den fazla şirketi konuşlanmıştır. Gerek Avrupa’nın ve gerekse Türkiye’nin ABD’den sıvılaştırılmış doğal gaz anlaşması bu şirketler üzerinden sağlanacaktır. O zaman akla şu soru gelmektedir: Türkiye’nin ABD ile yaptığı 20 yıllık doğal gaz alım anlaşmasını hayata geçirecek ABD menşeli şirketler, acaba Türkiye’ye ABD adına İsrail veya GKRY doğal gazını mı taşıyacaktır?
Jeopolitik sadece coğrafya değildir. Geniş kapsamda jeopolitik; coğrafyayı, maddi gücü ve yumuşak gücü, politikayı ve uluslararası ilişkileri kapsayan bir disiplindir. Bu alanda, devletlerin konumu, sınırları, doğal kaynaklar ve coğrafi özellikler gibi faktörler, güç dengelerini ve politik kararları nasıl etkilediği analiz edilir. Jeopolitik, devletlerin stratejik hamlelerini, bölgesel ve küresel güç dengelerini anlamada kullanılır.
Günümüzde toplumların kaderini etkileyen küresel gelişmeler jeopolitiğin tüm boyutlarını kapsamaktadır. Son yüzyıllık tarihimizde küresel jeopolitik ilişkilerde Enerji’nin ve Din’in önemli bir yer işgal ettiğini görmekteyiz. 1. Dünya savaşında Osmanlı İmparatorluğunun Ortadoğu coğrafyasının belirlenmesinde, devamında tüm Ortadoğu’daki monarşik rejimlerin enerji çıkarlarına göre şekillenmesinde, günümüzde devam eden Gazze ve Ukrayna gibi savaşlar, Rusya-Batı ve Çin-Batı ilişkilerinde başat belirleyici enerji jeopolitiği olmuş ve olmaktadır. Benzer şekilde din bağlamında tarihin derinliklerinden itibaren Hilal-Haçlı çatışması küresel jeopolitiğin itici gücü olmuştur. Soğuk savaş esnasında ise küresel güçler “din” faktörünü kendi çıkarları doğrultusunda istismara başlamış, Yeşil Kuşak teorisi ile başlatılan istismara dayalı bu jeopolitik güç zamanla Ilımlı İslam, Siyasal İslam, Radikal İslam ve Cihatçı terör gibi, İslam dininin özüne hizmeti olmayan, küresel güçlerin Jeopolitik savaş vasıtası olan yapılanmalara evrilmiştir. Bu yazımızda öncelikle jeopolitik çekişmelerde “Enerji” faktörüne değineceğiz. Jeopolitik savaşta din faktörüne, özellikle istismara dayalı din faktörüne gelecek yazıda değineceğiz.
Enerji Jeopolitiği
Jeopolitik savaşta enerji faktörü ilk kez Osmanlı İmparatorluğuna karşı kullanılmıştır. İngiliz İmparatorluğu Ortadoğu’yu Osmanlıdan kopararak enerji sömürüsüne uygun sınırlar oluşturmak istemiş ve başarmıştır. O günden günümüze Ortadoğu huzur yüzü görmemiş, monarşik yönetimlerin diktasında küresel enerji şirketlerinin sömürü sahası olmaya devam etmektedir. Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi sömürüye razı olan veya ortak olan monarşiler dikta rejimlerini korumaktadırlar. Bu sömürüye “dur” diyen liderler, işgal, iç savaş, örtülü operasyonlarla berhava edilmiştir. Örneğin İran’da Musaddık, Irak’ta Saddam, Libya’da Kaddafi.
İran’da Başbakan olan Musaddık 1953 yılında İran petrolünü millileştirince kıyamet koptu. Petrol imtiyazlarını kaybeden İngilizler; MI6 tarafından planlanan bir darbeyle Musaddık devrilmiştir. Darbe sonrası Musaddık’ın partisi Tudeh ve onun kurduğu Millî Cephe taraftarları tutuklanmış ve hatta idamlar yapılmış, yargılanan Musaddık hapse mahkûm edilmiştir.
Irak’ta da 1920’den itibaren Irak halkı kendi kaynaklarından dışlanmıştı. 1972 yılında petrolün Saddam dönemiyle devlet kontrolüne geçmesi sonunda Irak kendisini savaş ortamında bulmuştur. Önce İran-Irak savaşı 8 yıl sürmüş, üç yıl sonra Birinci Körfez savaşı ile ülke işgal edilmiş, 2003 yılında İkinci Körfez Savaşı ile tekrar işgal edilmiş, Baas Partisi yöneticileri öldürülmüş, firar etmiş veya tutuklanmış, Saddam Hüseyin ise idam edilmiştir.
Benzer durum Libya’da da geçerlidir. 1950’lerde Libya petrolüne yabancı hakimiyeti varken, 1971’de kısmen, 1981’de tamamen devletleştirildi. Kaddafi bunun bedelini hayatı ile ödemiş, ülkesi halen bölünmüş, petrollerine yabancı unsurlar tekrar üşüşmeye başlamıştır. Özetle petrol kaynaklarını küresel sömürüye açmayan ülkeler ya savaşla ya ambargoyla ya da örtülü operasyonlarla ödüllendirilmektedir!. İşte buna enerji jeopolitiği diyoruz.
Avrupa ve Rusya’nın Enerji Jeopolitiği
Ukrayna üzerinden kopartılan fırtınanın özünde “enerji jeopolitiği” var. Amacı Rusya’nın çökertilmesi ve ABD’nin sömürü düzeninin tesisidir. Bilindiği gibi soğuk savaş döneminde düşman bloklar arasında enerji denklemi nispeten istikrar bulmuştu. 4600 km uzunluğundaki Trans Sibirya doğal gaz boru hattı Sibirya’dan Rusya, Ukrayna, Doğu Avrupa ve Batı Avrupa’ya uzanarak 20 civarında Avrupa ülkesinin doğal gaz ihtiyacını karşılıyordu. Turuncu devrim sonrası ABD tahrikiyle Ukrayna enerji jeopolitiğini harekete geçirdi. Coğrafi avantajını kullanarak doğal gazı ücretsiz almak istemiş, boru hattını kapatma tehditleri savurmuştur. Bunun üzerine Rusya doğrudan Almanya ve Avrupa’ya yılda 30 milyar metreküp doğal gaz taşıyacak yeni bir boru hattını (Kuzey Akım-1)inşa ederek 2011’de aktif etti. Sonra bu hattın paralelinde yine 30 milyar metreküpten fazla kapasiteli ikinci hat (Kuzey Akım-2) 2022’de tamamlandı. Aynı tarihlerdeki Rusya’nın Ukrayna işgali nedeniyle Almanya bu hattın akışını durdurdu.
Bu enerji savaşı sonunda Avrupa, Ukrayna ve Rusya kaybetti ancak ABD kazandı. Çünkü Avrupa’nın ABD’den aldığı doğal gaz payı %10 civarındayken, bugün %50 civarına çıkmıştır. Ayrıca Rusya’dan alınan payın 2030’lara doğru sıfırlanacak olması cabası. Şimdi aynı sıfırlama için Türkiye de baskı altında. Rusya’ın petrol ve doğal gaz ihracatından yıllık 300 milyar dolara yakın kazancı yarıdan fazla düşecek. Bu durum “enerji jeopolitiği”nin Rusya’yı geriletmekte olduğunu açıkça göstermektedir. Bu durum tıpkı soğuk savaş döneminde çok maliyetli silahlanma yarışının SSCB’yi nasıl çökerttiğine benzemektedir.
Enerji Jeopolitiğnde Türkiye
Petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynakları yetersiz olan Türkiye’nin enerji jeopolitiği, emsalsiz coğrafi avantajını “enerji dağıtım merkezin”e dönüştürmek üzerine kurgulamıştır. Bu maksatla başta Rusya dahil olmak üzere, Azerbaycan, İran, Irak ve Orta Asya kaynaklarının Türkiye üzerinden Batı’ya dağıtımı hedeflenmiştir. Türkiye ayrıca yeterli özgün kaynağa kavuşmak için civar denizlerdeki yetki alanlarından yararlanmak istemektedir. Ancak bu politikanın önünde ciddi engeller bulunmaktadır. Birincisi Türkiye, Rusya’dan aldığı doğal gaz ve petrolün sıfırlanması için ABD baskısı altındadır. Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacının %45’i ve petrolün yaklaşık %60’ı Rusya’dan gelmektedir. Türkiye’nin bu baskıya direnemeyeceğini, ABD zorlaması ile yapılan bu ülkeden 20 yıllık (muhtemelen 45 milyar dolar) doğal gaz ithalat anlaşması göstermektedir. Bu anlaşma Türkiye’nin özgün “enerji jeopolitiğinden” saptığı anlamına gelmektedir.
Türkiye’nin enerji dağıtım merkezi olma politikasının tek engeli bu değildir. Orta Asya’dan orta uzun vadede getirilmesi hesaplanan petrol ve doğal gaz hattının “Zengezur Koridoru”ndan geçmek zorunda olduğu ve bu darboğazın da ABD kontrolüne geçmiş olduğu hesaba katılmalıdır. Ayrıca İran ve Irak krizlerinin enerji akışı için istikrarlı yapıya henüz kavuşamadığı da hesaba katılmalıdır. En önemlisi Akdeniz kaynaklarındaki düğümdür.
Akdeniz ve Türkiye
Türkiye’nin özgün enerji jeopolitiğinin bir başka düğüm noktası da Deniz Yetki Alanlarıdır. Bu politikada Türkiye’yi Akdeniz yetki alanlarından mahrum etmek isteyen uluslararası bir blok oluşmuştur. İsrail, Yunanistan, GKRY, Mısır yetki alanı paylaşımını ABD ve AB de desteklemekte, Türkiye bu blok tarafından engellenmektedir. Özellikle Doğu Akdeniz doğal gazının Avrupa’ya ulaşımı için en uygun coğrafyanın Türkiye olmasına rağmen, Türkiye bu alandan da dışlanmaktadır. Ayrıca Doğu Akdeniz doğal gaz zenginliğine ABD de göz koymuş bulunmaktadır. ABD özellikle Gazze açıklarındaki muazzam kaynağa konmak için “enerji jeopolitiğini” seferber etmiş bulunmaktadır.
Doğu Akdeniz’de İsrail, GKRY ve Mısır’ın çıkarmakta olduğu doğal gazın uluslararası piyasaya sürümü, boru hattı inşa edilene kadar, sıvılaştırılarak gemi ile taşınacaktır. Bu maksatla uluslararası şirketlerin neredeyse tümü GKRY konuşlu olmaya başlamıştır. Benzer şekilde İsrail’in de GKRY’de 200’den fazla şirketi konuşlanmıştır. Gerek Avrupa’nın ve gerekse Türkiye’nin ABD’den sıvılaştırılmış doğal gaz anlaşması bu şirketler üzerinden sağlanacaktır. O zaman akla şu soru gelmektedir: Türkiye’nin ABD ile yaptığı 20 yıllık doğal gaz alım anlaşmasını hayata geçirecek ABD menşeli şirketler, acaba Türkiye’ye ABD adına İsrail veya GKRY doğal gazını mı taşıyacaktır?
Enerji Jeopolitiğinde coğrafyanın tek etken olmadığı görülmektedir. Bunun yanında ekonomik, diplomatik ve askeri alanlar gibi maddi ve yumuşak güç unsurlarının olumsuz dış etkilere dirençli olması gerekmektedir. En önemlisi ise gücünü milletinden alan güçlü ve dirençli liderliktir. Tarih bunu bu millete nasip etmiştir ve yine de nasip edecektir.
