Özelleştirme ideolojik bir tercih değil, araçtır. Kamu yararı, şeffaflık, rekabet ve güçlü düzenleyici denetim mekanizmaları olmadan yapılan satışlar toplum lehine sonuç üretmez.
Eğer kamu yararı güvence altına alınabiliyorsa özelleştirme bir araç olabilir. Aksi halde, stratejik varlıkların kamuda kalması daha rasyonel bir tercih olacaktır.
Hasan DURSUN
Türkiye’de özelleştirme tartışmaları, özellikle köprü ve otoyol satışları gündeme geldiğinde yeniden alevleniyor. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü (eski adıyla Boğaziçi Köprüsü) ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü gibi stratejik altyapıların özel sektöre devri, yalnızca ekonomik değil; toplumsal ve siyasal boyutları olan bir mesele olarak karşımızda duruyor.
Tartışma çoğu zaman “satarım–sattırmam” söylemine sıkışıyor. Oysa asıl ihtiyaç, ideolojik kamplaşmanın ötesine geçerek özelleştirmenin ne olduğu, hangi amaçlara hizmet ettiği ve somut sonuçlarının ne olduğuna dair serinkanlı bir değerlendirme yapmaktır.
Özelleştirme Nedir, Neyi Amaçlar?
Özelleştirme; kamuya ait işletme, tesis veya hizmetlerin mülkiyetinin ya da işletme hakkının belirli bir süreyle veya süresiz olarak özel sektöre devredilmesidir. Amaç, ekonomide devletin payını azaltmak ve piyasa mekanizmasını güçlendirmektir.
Liberal ekonomi yaklaşımına göre devlet; adalet, güvenlik ve özel sektörün üstlenemeyeceği altyapı yatırımlarına odaklanmalı, üretim ve hizmet faaliyetlerini ise piyasa aktörlerine bırakmalıdır. Bu çerçevede özelleştirmenin temel hedefleri şunlardır:
Ø Verimlilik ve kârlılığın artırılması
Ø Rekabet ortamının güçlendirilmesi
Ø Devletin finansman yükünün azaltılması
Ø Sermayenin tabana yayılması
Ø Kaynak dağılımında etkinliğin sağlanması
Ancak teorik hedeflerle uygulama sonuçlarının her zaman örtüşmediği de bilinmektedir.
Kamu Finansmanı ve Alternatif Modeller
Devletler kamu finansmanını; vergiler, borçlanma ve çeşitli gelir kalemleriyle sağlar. Özelleştirme ise çoğu zaman tek seferlik gelir elde etme yöntemi olarak kullanılır. Bunun yanında son yıllarda yaygınlaşan bir diğer model de kamu-özel iş birliğidir (KÖİ).
Türkiye’de bu model; “Yap-İşlet”, “Yap-İşlet-Devret (YİD)”, “Yap-Kirala-Devret” ve “İşletme Hakkı Devri” gibi uygulamalarla hayata geçirilmiştir. Bu projelerde mülkiyetin devride olabilir, mülkiyet devlette kalıp, sadece işletme hakkı belirli süreyle özel sektöre bırakıldığı da olur.
Burada kritik mesele, özellikle devlet garantili (mal alım garantisi,geçiş veya hasta garantili) projelerde kamuya doğabilecek uzun vadeli mali yüklerin doğru hesaplanmasıdır. Aksi halde kamu yararı zedelenebilir.
Özelleştirmenin Avantajları
1. Verimlilik ve Performans Artışı
Özel sektör kâr odaklı çalıştığı için maliyet kontrolü ve performans teşvikleri daha güçlüdür. Bu durum verimliliği ve üretkenliği artırabilir.
2. Siyasi Müdahalenin Azalması
Kamu işletmeleri zaman zaman siyasi kaygılarla verimsiz istihdam veya kısa vadeli kararlar alabilir. Özel sektörde hedef karlılık olup bu tür müdahaleler sınırlıdır.
3. Rekabetin Teşviki
Rekabet baskısı, kalite artışı ve maliyet düşüşü sağlayabilir.
4. Devlete Kaynak Sağlama
Satış yoluyla elde edilen gelir, kısa vadeli finansman ihtiyacını karşılayabilir.
Özelleştirmenin Riskleri
1. Doğal Tekeller ve Fiyat Artışları
Köprü, otoyol, su ve enerji gibi alanlarda rekabet sınırlıdır. Bu alanlarda özel tekel oluşursa tüketici aleyhine fiyat artışları görülebilir.
2. Kamu Yararı Önceliği
Sağlık, eğitim, güvenlik ve ulaşım gibi alanlarda kâr amacı, toplumsal faydanın önüne geçmemelidir.
3. Uzun Vadeli Kâr Kaybı
Devlet, tek seferlik gelir elde ederken gelecekteki düzenli gelir akışından vazgeçmiş olur.
4. Gelir Dağılımı Etkisi
Yeterli düzenleme yapılmazsa gelir eşitsizliği artabilir.
Türkiye Deneyimi: Kazanç mı, Kayıp mı?
Türkiye’de 1986’dan itibaren hız kazanan özelleştirme uygulamaları kapsamında birçok stratejik kurum el değiştirdi. Bunlar arasında Türk Telekom, TÜPRAŞ, TEKEL ve SEKA gibi önemli kuruluşlar yer alıyor.
Bu bağlamda; Türkiye’de 1986-2003 arası 7,8 milyar Dolar, 2004 ten günümüze kadar da 63,8 milyar Dolar olmak üzere toplam 71,6 milyar Dolar özelleştirme yapılmıştır.
Tekel fabrikaları satıldı, çalışanların ve tütün üreticisinin durumu gelişti mi? Dünyaca meşhur ve özel kıymet verilen Türk tütünü üretim alanları azaldı, Türk markası sigaralar ne yazık ki vitrinlerden indi.
Diğer taraftan SEKA özelleştirildi kâğıt ihtiyacımız ithalat ile daha ucuza mı karşılanıyor? Limanlar, köprüler daha mı kamu yararına çalışıyor, yoksa iki katı fiyatlanma ile bir sömürü aracı mı oldu? Türk Telekom satışı ve sonraki gelişmeler, TÜPRAŞ ve dahi diğer özelleştirilen kamu malları kamu yararına neler yapmaktadır. Bunları detaylı incelediğimizde kamu yararını bulmakta güçlük çekiyoruz.
Yukarıda isimleri zikredilen önemli kuruluşların satışlarının uzun vadede:
Ø Üretim maliyetlerini nasıl etkilediği,
Ø İstihdam yapısını nasıl değiştirdiği,
Ø Tüketici fiyatlarına nasıl yansıdığı,
Ø Devletin gelir kaybı veya kazancını nasıl şekillendirdiği
konusunda kamuoyuna sunulan kapsamlı ve şeffaf analizler sınırlıdır. Bu da tartışmanın sağlıklı zeminde yürütülmesini zorlaştırmaktadır.
Köprü ve Otoyollar Özelinde Değerlendirme
1970’li yıllardan bu yana hizmet veren köprü ve otoyollar, kamu kaynaklarıyla inşa edilmiş ve önemli ölçüde maliyetlerini karşılamış altyapılardır.
Eğer bu varlıklar hâlihazırda düzenli gelir üretiyorsa, şu sorular önem kazanır:
Ø Satışın gerekçesi kısa vadeli finansman ihtiyacı mıdır?
Ø Elde edilecek gelir, vazgeçilecek uzun vadeli gelirle kıyaslandığında rasyonel midir?
Ø Fiyatlandırma politikası kamu yararını koruyacak mı?
Ø Stratejik altyapıların yabancı hukuk güvencesine bağlanması egemenlik tartışması doğurur mu?
500 milyar doları aşan bir borç stoku içinde, köprü ve otoyol gelirlerinin bütçe üzerindeki etkisi sınırlı kalır. Bu nedenle karar yalnızca mali değil, stratejik bir değerlendirmeye dayanmalıdır.
Dünya Deneyimi ve Türkiye İçin Dersler
Özelleştirme politikaları 1980’lerde ABD ve İngiltere’de yaygınlaşmış; devletin ekonomideki rolünü azaltma hedefi öne çıkmıştır. Ancak zamanla bazı sektörlerde kamu tekellerinin yerini özel tekellerin aldığı ve fiyat artışlarının yaşandığı görülmüştür.
Bu deneyimler, özelleştirmenin “iyi” ya da “kötü” olmasından ziyade, nasıl ve hangi çerçevede uygulandığının belirleyici olduğunu göstermektedir.
Sonuç: İlkesiz Değil, İlkeli Özelleştirme
Özelleştirme ideolojik bir tercih değil, araçtır. Kamu yararı, şeffaflık, rekabet ve güçlü düzenleyici denetim mekanizmaları olmadan yapılan satışlar toplum lehine sonuç üretmez.
Milletin vergileriyle yapılmış stratejik altyapıların devrinde;
Ø Uzun vadeli ekonomik analiz,
Ø Toplumsal mutabakat,
Ø Şeffaf ihale süreçleri,
Ø Güçlü denetim mekanizmalarıolmazsa olmazdır.
Köprüler ve otoyollar özel sektöre devredilmeli mi?
Bu sorunun cevabı “evet” ya da “hayır”dan önce şu soruya bağlıdır:
Kamu yararı hangi modelde daha güçlü korunacaktır?
Eğer kamu yararı güvence altına alınabiliyorsa özelleştirme bir araç olabilir. Aksi halde, stratejik varlıkların kamuda kalması daha rasyonel bir tercih olacaktır.
