Günümüzde müminlere düşen görev hidayet kaynağımız Kur’an’ı ve O’nu tebliğ eden Allah Resulünün sünnetini öğrenmek, anlamak ve hayatımıza uygulamaktır. İmanı kelimei şehadet veya namaz gibi birtakım amellerle sınırlandırmadan hayatın her alanında aktif ve Aksiyon haline getirmektir.
Müslümanlar ayetleri daha iyi anlamak, kulluk vazifelerini tam yapmak, Allah’ın razı olduğu amelleri yerine getirebilmek için Peygamber efendimize sorular sormuşlar aldıkları cevaba göre de hayatlarını tanzim etmişlerdir.
Hz. Muhammed (sav) kendisine risalet görevi verildiği andan itibaren tebliğ faaliyetlerine başlamıştır. Peygamber Efendimizin tebliğine muhatap olan insanlardan bir kısmı İslam dinini öğrenmek ve anlamak için sorular sorarken müşrikler ise Allah resulünü alaya almak veya onu zor durumda bırakmak için sualler sormuşlardır. Peygamber Efendimizin karşılaştığı bu suallerden on üç tanesini ve cevaplarını Kur’an-ı Kerimde Rabbimiz “Sana soruyorlar: De ki:” diye başlayan ayetlerle haber vermektedir. 23 yıllık peygamberlik döneminde Allah Resulünün karşılaştığı sualler elbette bunlarla sınırlı değildir. Kur’an’ın haber verdiği bu sualler dışında ki sorular ve cevapları Hadis kitaplarında görmemiz mümkündür.
Peygamber Efendimiz nazil olan her bir ayeti tebliğ ederken aynı zamanda bunların açıklamasını sözlü olarak anlatmış ve uygulamalı olarak göstermiştir. Ayeti tebliğ ettikten sonra, ‘nazil olan ayet bu’ siz nasıl anlıyorsanız anlayın diyerek odasına çekilmemiştir. Hal böyle olunca Müslümanlar ayetleri daha iyi anlamak, kulluk vazifelerini tam yapmak, Allah’ın razı olduğu amelleri yerine getirebilmek için Peygamber efendimize sorular sormuşlar aldıkları cevaba göre de hayatlarını tanzim etmişlerdir.
Peygamber Efendimize sorulan suallerin beş tanesi Mekke döneminde gayba ilişkin müşriklerden gelen sorulardan oluşmaktadır. Müşrikler aldıkları cevaplar karşısında madem kıyamet kopacak haber verdiğin kıyamet kopsun da görelim diyerek alaycı bir tavır takınmışlardır. Allah rasulü onlara ben gaybı bilmiyorum, Rabbimden gelen bilgiyi size aktarıyorum diyerek uyarı ve tebliğ faaliyetlerine devam etmiştir. Müşriklerin sualleri; kıyamet vakti, kıyamet vaktinde dağlar, ruh, azap ve Zülkarneyn gibi konulardır.
Müşriklerin sorularına Peygamber Efendimizin verdiği cevaplar Kur’an-ı Kerimde şu şekilde geçmektedir:
Kıyamet ne zaman kopacak?
“Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” (A’raf, 7/187)
“Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. Onu bilip söylemek nerede, sen nerede? Onun nihai bilgisi yalnız Rabbine âittir. Sen, ancak ondan korkanları uyarıcısın. Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.” (Naziat, 79/ 42-46)
“İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.” (Ahzab, 33/ 63)
“(Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) hâlini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.” “Onların yerlerini dümdüz, boş bir alan hâlinde bırakacaktır.” “Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin.”
O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrâfil’e) uyarlar. Sesler, Rahmân’ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin. O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” (Taha, 20/105- 109)
“Eğer doğru söyleyenler iseniz, (söyleyin) bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?” diyorlar.
De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”
De ki: “Söyleyin bakalım, O’nun azabı size geceleyin veya gündüzün (ansızın) gelecek olsa, suçlular bunun hangisini acele isterler?!” (Bunların hiçbiri istenecek bir şey değildir.)
(Onlara) “Azap gerçekleştikten sonra mı O’na iman ettiniz? Şimdi mi!? Oysa siz onu acele istiyordunuz” (denilecek).
Sonra da zulmedenlere, “Ebedî azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz” denilecektir.
“O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah’ı) âciz kılacak değilsiniz.”
(O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.
Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın va’di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez.” (Yunus, 10/ 48-55)
Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir
“Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.” (İsra,17/ 85)
“Ey Muhammed! De ki: “Ruhu’l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur’an’ı Rabbinden hak olarak indirdi.” (Nahl,16/ 102)
Zülkarneyn
“(Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: “Size ondan bir anı okuyacağım.”
Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik. O da (Batı’ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu. Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.
Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi.
“Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükâfat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”
Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu. Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
Sonra yine bir yol tuttu. İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?” (Kehf, 18/ 83-94)
Mucize indirilmeli değil miydi?
“Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır.
De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkar edenler var ya; işte onlar asıl ziyana uğrayanlardır.”” (Ankebut, 29/50-52)
Peygamberimizin Mü’minlerin sorularına verdiği cevaplar
Dünya hayatına ve toplumsal hayatla ilgili soruların ise Medine döneminde Müslümanlar tarafından sorulduğu görülmektedir. Bunlar da; Hilallerin işlevi, Allah yolunda harcama, haram aylarda savaş, içki ve kumarın hükmü, yetim hakları, kadınların ay hali, ganimetlerin paylaşımı, helallerin sınırları ile ilgilidir.
Sana Hilalleri soruyorlar
“Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Bakara, 2/ 189)
“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara, 2/ 186)
Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar
“Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.”
Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/ 215-216)
Mü’minler ilk sorduklarında infak ile aldıkları cevap sonrası İslam’ı daha iyi öğrenip hayatlarına geçirmek için bir sual daha sormuş olmalılar ki;
“…Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.” (Bakara,2/ 219) ayeti nazil olmuştur.
Haram ayda savaşmayı soruyorlar
“Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara 217)
İçkiyi, kumarı, yetimleri sorarlar
“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
Dünya ve ahiret hakkında düşünesiniz, diye böyle yapıyor. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: “Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara, 2/ 219-220)
Kadınların ay halini sorarlar
“Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.” (Bakara, 2/ 222)
Ganimetlerden soruyorlar
“(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler Allah’a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.” (Enfal,8/ 1)
Peygamber efendimizin davetine icabet ederek İslam ile müşerref olan ilk insanlar dinlerini öğrenmek ve hayatlarına uygulamak için Allah Rasulüne sorular sormuşlar aldıkları cevapları tereddüt göstermeden kabul etmişler ve amellerine yansıtmışlardır. Günümüzde de müminlere düşen görev hidayet kaynağımız Kur’an’ı ve O’nu tebliğ eden Allah Resulünün sünnetini öğrenmek, anlamak ve hayatımıza uygulamaktır. İmanı kelimei şehadet veya namaz gibi birtakım amellerle sınırlandırmadan hayatın her alanında aktif ve Aksiyon haline getirmektir.
