Ali RIZA
Türkiye’de toplumsal hafızanın en çok yara aldığı, samimi inanç sahiplerinin en büyük hayal kırıklığını yaşadığı alanlardan biri, hiç şüphesiz dinî değerlerin ve kutsal mekânların dönemdönemsiyasi ve ideolojik hesaplara göre araç haline getirilmesidir.
Yakın tarihimiz, yalnızca büyük bir ihanetin değil; aynı zamanda hakikatten uzaklaşan, ilkesizliği meşrulaştıran, şahısları kutsallaştıran ve rüzgâra göre yön değiştiren din anlayışının da çöküşüne şahitlik etmektedir.
2016’daki hain darbe girişiminden önce, söz konusu yapı ve lideri ülkenin genel idari yapısında devletin birçok kademesinde, toplumun geniş kesimlerinde ve ne yazık ki Allah’ın evi olan camilerde dahi övgüyle anılıyordu. Okulları örnek gösteriliyor, faaliyetleri adeta kutsanıyor, düzenlenen organizasyonlar dinî bir hizmet ve fetih gibi milletimize sunuluyordu.
Bizi en çok üzen ise, Allah’ın evi olan camilerde, vaaz ve hutbelerde bu yapının liderinin isminin övgüyle anılmasına, faaliyetlerinin dinî bir hizmet olarak takdim edilmesine bizzat şahit olmamdır. Bugün aynı minberlerden yükselen bambaşka söylemler, dün sergilenen bu övgülerin ne kadar büyük bir yanılgı ve ibret vesikası olduğunu bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.
O günlerde Müslümanların önemli bir kısmı, bu yapının gerçek mahiyetini ya göremiyor ya da görmek istemiyordu. Buna karşılık, basiretle hareket ederek bu yapılanmanın dinî duyguları istismar ettiğini, devlete ve millete yönelik oluşturduğu tehlikeyi dile getirenler en ağır ithamlarla karşı karşıya kaldılar. Gerçekleri söyleyenler; “Müslümanlara iftira atıyorsunuz.”, “İslam’a karşı mısınız?”, “Dindarlara düşmanlık ediyorsunuz.” ve benzeri yaftalarla susturulmaya, yalnızlaştırılmaya ve toplum nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Hakikati dile getirenler suçlanırken, sorgulamadan alkış tutanlar makbul kabul edildi; basiret gösterenler dışlanırken, körü körüne bağlılık sergileyenler itibar gördü.
Yine o günlerde bir cuma hutbesinde, devletin resmî görevlisi olan bir imamın, gerçek yüzü ortaya çıkına kadar övgüyle anılan bu yapının lideri hakkında, bu derginin sayfalarında dahi yer vermeyi uygun görmediğim küfür içerikli ifadeler kullandığına bizzat şahit oldum. Camilerde, minber gibi mukaddes bir makamda böylesi sözlerin dile getirilmesi, yaşanan söylem değişikliğinin ulaştığı vahim noktayı göstermesi bakımından ibret vericidir.Zira minber, sıradan bir konuşma kürsüsü değil; Hz. Peygamber’in irşat, tebliğ ve nasihat makamını temsil eden mübarek bir emanettir. Bu sebeple o makamdan yükselen her söz, dinin vakarına, caminin edebine ve minberin temsil ettiği kutlu mirasa uygun olmak zorundadır. Dün övgüyle anılan bir isim hakkında bugün aynı minberlerden küfür ve tahkir içeren ifadeler kullanılması, yalnızca ilkesiz ve konjonktürel bir söylem değişikliğini değil; aynı zamanda cami adabına, minberin hürmetine ve Hz. Peygamber’in aziz hatırasına karşı sergilenen büyük bir saygısızlığı ve edep dışı bir tutumu da gözler önüne sermektedir.
Elbette bir ihanet ortaya çıktıktan sonra ona karşı tavır almak bir sorumluluktur. Ancak asıl sorgulanması gereken husus; dün hakikati söyleyenlerin neden susturulduğu, neden dışlandığı ve toplumun neden sağlam bir din anlayışıyla buluşturulamadığıdır. Dün yapılan yanlışlarla yüzleşmeden, bugün yüksek sesle konuşmanın ahlaki bir değeri olamaz.Bu yaşananlar, din ağzına geleni söyleyen akıl süzgecinden geçirmeden konuşan herkes için önemli bir ibret vesikasıdır.
Din ve Camiler Siyasi Erklerin Mülkü Değildir
İslam dini, camilerimiz ve milletimizin mukaddes değerleri; hiçbir siyasi iradenin, hiçbir cemaatin, hiçbir tarikatın, hiçbir ideolojik çevrenin ve hiçbir şahsın tasarruf alanı değildir. Bunlar kimsenin babasının malı, hiçbir yapının tapulu mülkü ve hiçbir gücün propaganda aracı olamaz. Camiler; siyasi hesaplaşmaların, güç mücadelelerinin, adam devşirme faaliyetlerinin veya ideolojik propagandanın mekânı değildir. Minberler ise konjonktüre göre değişen söylemlerin değil; Kur’an’ın, sahih sünnetin, hakkın, adaletin ve hikmetin kürsüsüdür.
Bu sebeple, hangi düşünceyi, hangi ideolojiyi veya hangi siyasi anlayışı temsil ederse etsin; hiçbir kişi, kurum ya da yapı bu milletin kutsallarını kendi amaçları doğrultusunda kullanma hakkına sahip değildir. Herkes, dinin, camilerin ve milletimizin mukaddes değerleri üzerinden elini çekmelidir. Zira kutsalları siyasi hesapların, ideolojik mücadelelerin veya menfaat ilişkilerinin aracı hâline getirmek; öncelikle dinin itibarını zedelemekte, samimiyetle inancını yaşayan insanları töhmet altında bırakmakta ve dinî konularda farklı düşünen vatandaşların dinî değerlere ve dinî kurumlara yönelik şüphe ve güvensizlik duymasına yol açmaktadır. Neticede bunun bedelini toplumun tamamı ödemekte; toplumsal güven zayıflamakta, kutuplaşma derinleşmekte, kardeşlik hukuku zarar görmekte ve milletimizi bir arada tutan ortak değerler yıpranmaktadır.
Görev, Sağlıklı Bir İnanç Sistemini İnşa Etmektir
Din adınasöz söyleyen kurumların ve din hizmeti yürüten görevlilerin asli vazifesi; konjonktüre göre hutbe hazırlamak, dönemin güçlerine göre söylem üretmek veya şahısları dinin önüne geçirmek değildir. Onların asıl sorumluluğu; Kur’an ve sahih sünnet rehberliğinde, hurafelerden, batıl inançlardan, şahısperestlikten ve din istismarının her çeşidinden arındırılmış, sahih, sağlam ve tutarlı bir inanç anlayışını insanlara öğretmektir.
İktidarlar değişebilir. Ancak hakikat değişmez. Gerçek sadakat kişilere değil, hakka ve hakikate gösterilmelidir. Milletimizin bir daha benzer acıları yaşamaması için dinin istismar edilmesine, kutsalların siyasi ve ideolojik hesaplara alet edilmesine, şahısların dinin önüne geçirilmesine ve din üzerinden menfaat devşirilmesine asla müsaade edilmemelidir. Çünkü din, iktidarların, cemaatlerin veya ideolojilerin değil; Allah’ın dinidir. Camiler ise hiçbir gücün propaganda merkezi değil, yalnızca Yüce Allah’a kulluğun, kardeşliğin ve milletimizin ortak emaneti olan mukaddes mekânlardır.
Kutsallar üzerinden siyaset yapılmasına da dinin menfaat aracı hâline getirilmesine de artık son verilmelidir. Bu milletin ihtiyacı; kişilere bağlı bir din anlayışı değil, Kur’an ve sahih sünnet rehberliğinde inşa edilmiş sahih bir iman, sağlam bir ahlak ve sarsılmaz bir hakikat bilincidir.
Dün saptığı kuyuda boğulanların, bugün hiçbir şey olmamış gibi din adına ahkam kesmeye hakkı yoktur. Kutsallar üzerinden siyaset devri de din tüccarlığı da bu topraklardan tamamen kazınmalıdır!
