Ev 35. Sayı NATO İttifakı Nereye Dönüşüyor?

NATO İttifakı Nereye Dönüşüyor?

Tarafından Ali Kamil YILDIRIM

Türkiye’ye yönelik bunca ABD övgüsünün ve içi boş hediyenin bedeli; Türkiye’den kayıtsız şartsız sadakat ve ilave nöbet beklentisi olacaktır.

7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi öncesinde, dönüşüm sürecinin ilk işaret fişeği 18 Haziran’da Brüksel’de icra edilen NATO Savunma Bakanları toplantısında ABD Savunma Bakanı tarafından ateşlendi. Anılan Bakan özetle şu beyanda bulundu: “NATO 3.0 dönüşümüne hazır olun, Avrupa’nın savunmasını Avrupalılar yapmalı, bunun için gerekli harcamayı yapmalısınız”.

NATO 1.0 İkinci dünya harbi sonrası Soğuk Savaş dönemini kastetmektedir. Yani NATO ve Varşova Paktının soğuk savaşını. Bu dönemde NATO 1.0 Soğuk Savaşı kazanmıştı. NATO 2.0 ise Soğuk Savaş Sonrasındaki NATO’yu kastetmektedir ki bu dönemde NATO genişlemiş üye sayısı 16’dan 32’ye çıkmış, NATO ilgi alanı ve Operasyonları Afrika ve Afganistan’a uzanmıştır. Ankara Zirvesinden anlaşıldığı kadarıyla NATO 3.0 iki önemli dönüşüme işaret ediyor. İlki ABD’nin  ilgi alanının Asya/Pasifik bölgesine kaymasıdır. İkincisi ise yine ABD’nin Kıta Avrupa’sının savunma sorumluluğu yükünü Avrupalılara havale etmesidir. Her üç NATO dönüşümünün müellifi ve yöneticisi ABD olmuştur. Yani İttifak dönüşümleri ABD çıkarlarına göre şekillenmektedir. İttifakın diğer üyeleri bu dönüşümü gönüllü veya gönülsüzce ancak sadakatle onaylamıştır.

Daha güçlü NATO, daha güçlü Avrupa

 ABD’nin tüm müttefik ülkelere “daha güçlü NATO, daha güçlü Avrupa” ilkesini benimsetmesi büyük bir değişim anlamına gelmektedir. Çünkü kıta Avrupa’sını savunmanın külfeti ABD sorumluluğundayken, Avrupalılar savunmaya az yatırım yaparak ekonomik refahı öncelemişlerdi. Şimdi ABD bu sorumluluktan sıyrılarak, Çin tehdidine öncelik vereceğini, Asya/Pasifik alanına yöneleceğini beyan etmiş, Ankara Zirvesinde Avrupalılara da “kendi NATO’nuzu kurun, yatırımlarınızı yapın” seçeneği sunmuştur. Benimsenen bu ilkenin üç önemli boyutunu gözden kaçırmamak gerekmektedir. Birincisi NATO’nun giderek askeri güç geliştirmeye öncelik vermesi, ikincisi bunun için Avrupalıların savunma bütçelerini, 2030’a kadar günümüz bütçesinin en az iki misline çıkarmalarıdır. Üçüncü boyut ise artan bu bütçenin askeri güce nasıl dönüştürüleceğidir. Bu boyutta harcanacak paranın çok büyük kısmı ABD’den hazır alıma tahsisi edilecektir. Yani ABD bir taşla iki kuş vuracaktır; hem Avrupa’nın savunmasına yaptığı yatırım azalacak hem de Avrupalılara silah satarak kazanacaktır.

ABD’nin Avrupa’ya katkısını azaltması NATO’nun dağılmasına evrilir mi?

NATO’daki bu dönüşüm, İttifakın dağılması anlamına gelmediği gibi Avrupa’nın NATO’dan vazgeçmesi, ABD’nin de NATO’dan ve Avrupa’dan vazgeçmesi anlamına da gelmeyecektir. Avrupa NATO’dan vazgeçemez çünkü Avrupa’nın Rusya ile muhtemel bir savaşta ABD’nin kurduğu Komuta Kontrol sistemine, haberleşme, İstihbarat ve uydu desteğine, ABD nükleer korumasına, hava ve balistik savunma sistemine ve gelebilecek ABD takviye kuvvetlerine ihtiyacı devam edecektir. O nedenle ABD’nin belirlediği dönüşüme, isteksiz de olsalar, razı göstermek zorundalar.

Benzer şekilde ABD’nin de NATO’ya ve NATO Avrupa’sına ihtiyacı devam edecektir. Çünkü ABD’nin küresel düzeyde oluşturduğu konuşlanma ve komuta kontrol sisteminin düğüm noktası Avrupa’dır. ABD kendi ülkesine yönelecek nükleer başlıklı kıtalar arası balistik füze tehdidine karşı savunma sistemi için Avrupa’ya muhtaçtır. Ayrıca Asya Pasifik alanına yoğunlaşacak ABD Ortadoğu’da, Akdeniz’de, Afrika’da, Süveyş, Hürmüz gibi düğüm noktalarında NATO müttefiklerine “ihale” çıkarabilecektir. En önemlisi de savunma sanayisini geliştirememiş, ancak savunma harcamalarını artıracak olan Avrupalılara çok miktarda ABD silahı satacaktır.

Avrupa Ordusu Kurulabilir mi?

Avrupa’nın AB kurumsal çatısı altında müstakil bir NATO ordusu kurması yakın gelecekte mümkün ve uygulanabilir görülmemektedir. Avrupalılar NATO’yu daha fazla Avrupalılaştırmayı tercih edeceklerdir. Kurumsal Avrupa Birliğinin Avrupa’nın “Pentagon”u olması görünürde çok uzak bir ihtimaldir.  Avrupalılar askeri gücü geliştirmeyi AB konusu olmaktan ziyade ulusal inisiyatif olarak görmektedir. Bu durumda Avrupalılara düşen ilk görev savunma harcamalarını artırmak ve ABD silahları satın almak olacaktır.  Böylece her bir NATO ülkesi kriz anlarında (ABD takviyesi olmaksızın) ilk cevabı verecek ulusal askeri gücü oluşturup, muhafaza edecektir.

Yeni NATO dönüşümünün Türkiye izdüşümü.

ABD ve Kıta Avrupası için yeni dönemin parametreleri anlaşılabilir olmakla beraber, konu Türkiye olduğunda önemli bir çıkmaz ile karşı karşıya kalmaktayız. Türkiye’nin Jeopolitik bakımdan stratejik konumu, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olması ve sahip olduğu savunma sanayii potansiyeli hem ABD’nin hem de Avrupa’nın ilgisini artırmaktadır. ABD Türkiye’nin Karadeniz, Suriye, İran, Kafakaslar ve Orta Asya coğrafyasındaki jeopolitik önemi ile askeri kapasitesini dikkate alarak NATO içinde daha fazla rol biçmek niyetindedir. Bu bağlamda Türkiye’de “demokrasi ve hukuk” alanındaki sorunları görmezden gelerek, bu durma “meşruiyet” kazandırmakta tereddüt etmemektedir. Çükü ABD’nin Asya Pasifik odaklı yeni stratejisinde Türkiye’ye Karadeniz’de, Ortadoğu’da ve belki de Kafkaslar-Orta Asya coğrafyasında bazı roller biçmeyi hedeflemektedir. Bunlardan Karadeniz-Ukrayna ve Ortadoğu öncelik alabilecektir. Buna karşın Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan İsrail,GKRY, Yunanistan ve Mısır ittifakına destek vermekten de geri kalmamaktadır. Hatta daha ileri giderek Türkiye’yi “İbrahim Düzenlemesi”ne dahil ederek İsrail ile işbirliği isteyebilecektir.

Diğer yandan Avrupa Birliği, Avrupa’nın yeni güvenlik ve savunma konseptinde Türkiye’nin öneminin farkında olmasına rağmen, Türkiye ile eşit ortak olma konusunda ikircikli davranmaktadır. Yani Türkiye’yi AB bünyesine almak istemediği gibi, Türkiye’deki “demokrasi ve hukuk” alanındaki sorunları ortaklığa engel olarak görmektedir. AB’nin bu konudaki iki yüzlülüğü ne kadar gerçekse, Türkiye’de buna imkan veren sorunların varlığı da o denli gerçektir.  Bu aşamada, NATO’nun yeni dönüşümünün ikinci ayağı olan “Avrupa savunma kimliği” bünyesinde Türkiye’nin kurumsal rol alması şu aşamada mümkün görülmemektedir. Bu durum AB’nin açmazı olduğu kadar Türkiye’nin de açmazıdır.

Özetle Türkiye’ye yönelik bunca ABD övgüsünün ve içi boş hediyenin bedeli; Türkiye’den kayıtsız şartsız sadakat ve ilave nöbet beklentisi olacaktır. AB ise savunma güvenlik alanında Türkiye ile ortak olmaktan ziyade kurumsal yapı dışında ikili ilişkilerle yetinmeyi tercih edecektir. Unutmamak gerekir ki daha güçlü NATO içindeki Türkiye’ye NATO yükümlülükleri gerekçesiyle Avrupa’yı savunma sorumluluğu yüklenebilir. İster NATO yükümlülüğü olsun, ister Avrupa savunması olsun her durumda izlenmesi gereken temel ilke “her duruma millet iradesinin hakim kılınması, milli çıkarlarımıza zarar veren herhangi bir taahhüt altına girilmemesi” olmalıdır.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00