Ev 16. Sayı Suriye ve Irak Türkmenleri Türkiye İçin Ne İfade Ediyor

Suriye ve Irak Türkmenleri Türkiye İçin Ne İfade Ediyor

Tarafından Uyanış

SURİYE VE IRAK TÜRKMENLERİ, TÜRKİYE İÇİN NE İFADE EDİYOR?

 İSMAİL CENGİZ

MİT Başkanı olduğu dönemde Suriye ve Irak ile yakın temas ve iletişim içerisinde olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, “Doğumuzdaki, güneyimizdeki Kürtlerin hamisi biziz” sözlerini duyan her Türk, rahatlıkla Suriye ve Irak Türkmenlerinin kendi kaderlerine terk edildiklerini söyleyebilir. Veya “sınır ötesindeki Kürtlerle ilgili hassasiyetimiz her zaman var” sözlerini duyan her Türkmen’in geleceğinden endişe duyması gayet normaldir.

“Sınır ötesindeki Kürtlerle ilgili hassasiyetimiz her zaman var”

Kürtlerin Rüdaw Haber Ajansı’nın servis ettiği habere göre, Türkiye’nin sınır ötesindeki Kürtlerin tek hamisi olduğunu savunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Sınır ötesindeki Kürtlerin bölgede tek hamisi Türkiye’dir. Yani bunun hiç lamı cimi yok. Nasıl ki Balkanlar’daki Boşnaklar ve Arnavutların tek hamisi, gerçek destekleyicisi biziz, doğumuzdaki, güneyimizdeki Kürtlerin de hamisi biziz. Tarih böyledir. Tarihi değiştirmeyiz. Yani organik tarih de bugünkü tarih de budur” şeklinde konuşmuş olması, Kürtleri sevindirirken, Türkmenleri de üzüntüye sevk etmiştir. Özellikle Türkiye Dışişleri Bakanı Fidan’ın “bizim sınır ötesindeki Kürtlerle ilgili hassasiyetimiz her zaman var” sözleri Türkmenleri hem yaralamış hem de endişeye sevk etmiştir.

Yanlış anlaşılmasın, bölgedeki Kürtlere düşmanlığımız yok. Ayrıca Türkiye gibi Osmanlı mirasını üzerinde taşıyan bir ülkenin Kürtlerle ilgili hassasiyeti olması ve Kürtlere hamilik yapması olması gereken bir davranıştır ve bu yaklaşım aynı zamanda “çıkarlarımız” için de gereklidir. “Bağdat” ile “Erbil” arasındaki sorunların çözümü noktasında da Türkiye’nin devrede olması da “çıkarlarımız” gereğidir. İran yanlısı “Süleymaniye”ye karşı “Erbil”e destek veriliyor olması da “çıkarlarımız” gereğidir. Bunlara itirazımız yok. Ancak;

İtirazımız; bölgedeki Türkmenlerin hak ve hukuklarının korunması noktasında “Erbil” ve “Bağdat” nezdinde somut adımların atılmamasıdır… İtirazımız; bölgedeki Kürtlere gösterilen hassasiyetin daha fazlasının, Türkmenlere gösterilmiyor olmasınadır… İtirazımız; Kürtlere gösterilen hamiliğin, arzu edilen düzeyde Türkmenlere gösterilmemiş olmasınadır…

Dışişleri Bakanı Fidan’ın açıklamasından anlaşılmaktadır ki;

  1. “Boru hattının açılması” ile ilgili olumlu bir gelişme beklenmektedir.
  2. “Kalkınma Yolu Projesi” ile ilk defa Irak tarafının olumlu yaklaşım sergilediği görülmektedir.
  3. Bu arada “sınır kapısı” tercihi ile ilgili Türkiye’nin bir dayatmada bulunmayacak olması, bu kararı “Bağdat” ve “Erbil”in ortak kararına bırakması, Kürtlerin avantajına olmuştur.
  4. Ayrıca Suriye’deki Kürtlerin PKK’lılaştırılması çabasına karşı bölgedeki Kürt ve Arap aşiretlerin Türkiye’nin hassasiyetlerini bilerek, Türkiye’ye karşı “ödevlerini biliyor” olmaları önemli bir gelişmedir.

Bir başka önemli gelişme de Mesut Barzani’nin Duhok’taki forumda yeni açılım sürecini desteklediklerini açıklaması, Türkiye ile Erbil arasında bu konunun konuşulduğuna işaret etmektedir.

Irak’la aramızda dostluk köprüsü teşkil eden ve Kerkük’te yoğun bir nüfusa sahip olan Türkmen soydaşlarımızın huzur ve güvenlikleri, bu ülkeyle ikili ilişkilerimizdeki temel önceliklerimizden” olduğunu her fırsatta vurgulayan Türk Dışişlerinin somut adımlar atarak Türkmenlere yönelik temel önceliğini uygulamada, sahada göstermesi beklenmektedir.

Kim ne derse desin, “Ankara”ya hangi memur ne rapor gönderirse göndersin, Türkmenler kendilerini bölgede “çaresiz”, “yalnız” ve “sahipsiz” hissetmektedir. Kendi kaderlerine terk edildiklerini hissetmektedir. Maalesef çok acı bir gerçektir ki; geleceğe ümitle bakan, huzurlu ve güvenli bir gelecek beklentisi içinde olan tek bir Türkmen dahi yoktur. Durumu Mahir Nakip hocam güzel bir hoyratla özetlemiş:

Su çayda

Sel olmuyor su çayda

Kimsesiz, biçareyiz,

Suç ay da suç yıldız da

Irak Türkmenleri’nin hamisi var mı?

Irak’ta geçen hafta (20-21 Kasım) gerçekleştirilen “Nüfus Sayımı” ile ilgili bu dördüncü yazımız olduğuna göre, konu oldukça derin, anlaşılmaz ve bir o kadar da üzücü. “Devlet”in yetkilendirilmiş makamında oturarak konuya bakmak başka oluyor, sokaktan bakınca daha başka görünüyor, derdi yaşayanın gözünden baktığınızda ise başka türlü anlaşılıyor. Bana göre ise nereden bakarsanız bakın, Türkmenlerin çoğu zaman yalnız bırakıldığını, kendi kaderleriyle baş başa bırakıldığını görürsünüz.

Devlet’in ne düşündüğünü, devleti yönetenlerin kafasındaki planlamanın ne olduğunu bilmemiz mümkün değil. Elbette “devlet”i yönetenler bizlerden farklı değerlendireceklerdir, çünkü bizim bilmediğimiz avantaj ve dezavantajlara sahiptir.

Ancak son 22 yılda değil, 5 Haziran 1926’da İngilizlerin garantörlüğünde imzaladığımız “Sınır ve İyi Komşuluk Antlaşması”ndan bu yana Irak’ta Türkmenleri yalnız bıraktığımızı söyleyebiliriz. Çünkü Musul (Kerkük, Erbil ve diğer bölgelerdeki) üzerindeki haklarından vazgeçtiğimizi beyan ettiğimiz 1926’da imzalanan bu anlaşma metninde Irak Türkmenleri ile ilgili herhangi bir koruyucu herhangi bir madde bulunmamaktadır. Dolayısıyla Türkmenler; 1926’dan günümüze kadar asimilasyon, baskı, şiddet ve kültürel ve milli haklara tecavüz gibi aşağılanma ve baskılara maruz kalmıştır.

Sözün özü; Emeviler döneminde 674’den sonra 2000 kişilik mevcudiyeti ile Irak tarihini yazan, Osmanlı döneminde ise yüzyıllar boyunca Irak’a egemen olmuş bir milletin evlatları olan Türkmenlerin Irak’taki tarihi, kültürel izleri silinmeye çalışılmaktadır. “Ankara” ise, Atatürk sonrası günümüze kadar soydaşlarımızın maruz kaldığı baskıları, şiddeti, katliamı sadece seyretmek durumunda kalmıştır.

1924 Kerkük’te yaşanan katliamları seyrettik.

1946 Gavurbağı’ndaki şiddet olaylarını seyretmiştir.

1959 Kerkük katliamında soydaşlarımızı yalnız bıraktık.

1980 Türkmen lider ve aydınlarının işkence ile şehit edilmesini seyrettik.

1991 Altunköprü’de Türkmenlerin katledilmesini seyrettik.  

2014 Telafer’de Türkmenlere uygulanan şiddete ve katliama seyirci kaldık

2015 Musul-Telafer’de 700 Türkmenin İŞİD tarafından katline seyirci kaldık.

2017 Yüzlerce Türkmenin ortadan kaybolması karşısında hiçbir şey yapamadık.

 Hiçbir şey yapamadık mı, evet yapmadık, sadece kuru mesajlar verdik, tıpkı geçen hafta Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün yaptığı gibi…

Türkiye olarak, tüm kurumlarımızla, Irak Türkmenlerinin yanında duruyor, hak ve menfaatlerini gözetiyoruz.” diyen Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün, “Türkiye olarak, Irak Türkmenlerinin yanında duruyor, hak ve menfaatlerini gözetiyoruz.” diyerek “Irak yetkililerine Irak Türkmenlerinin mağdur edilmesine müsaade edilmemesi” konusunda çağrı yapmıştır.

Ancak sayın Sözcü iş işten geçtikten sonra, yani nüfus sayımı yapıldıktan sonra yani her türlü mağduriyet yaşandıktan sonra yaptığı bu çağrının hiçbir “yaptırım gücü” bulunmamaktadır. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü nüfus sayımında yapılan ihlalleri görmüş olacak ki, Irak’ta uzun yıllar sonra yapılmakta olan nüfus sayımı için IKB’deki Kürtlerin Kerkük’e yoğun şekilde intikallerine dair kamuoyuna da yansıyan gelişmelerin yakından takip edildiğini” vurgulama zahmetinde bulunmuş.

 Dışişleri Bakanlığımızın ifade ettiği üzere; “Irak yetkili makamlarının, Türkmen soydaşlarımızın, nüfus sayımı kapsamında yaşanan bu son gelişmeler nedeniyle bir kez daha mağdur edilmesine müsaade etmemesini bekliyoruz. (..) Kerkük’teki temel beklenti ve hassasiyetimiz, vilayette tarih boyunca oluşan demografik yapıyla oynanmaması ve Kerkük halkının, vilayetin asli bileşenlerinin üzerinde mutabık kaldığı biçimde yaşamaya devam etmesidir. “

 Türkiye’nin kayıtsız tavrına rağmen Türkmen halkı her zaman Ankara’dan ümitvar olmuştur.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00