Son yangınların çıkış zamanlarına bilmem dikkat ettiniz mi?
Tesadüf bu ya, yangınlar içinde “Maden ve Zeytinliklerin Taşınması Kanununun” bulunduğu Torba Yasanın görüşülmeye başladığı sırada başladı ve yasanın çıkmasına kadar da devam etti.
Uyanmak için illaki şok mu lazım?
Ali Osman Argın
Temmuz ayındaki orman yangınları canımızı çok yaktı. İnsanlar burnundan soluyor, suçlu arıyorlar. Kısa sürede hektarlarca ormanın içindeki hayvanlarla birlikte yanması, insanları büyük infiale sürükledi. Suçluyu ellerine geçirseler linç edecekler. Evet yangınlar büyük oranda insan kaynaklı…
Bunun yanında vatandaşın yangınları söndürmek için gösterdiği çaba gerçekten destan yazar nitelikteydi.
Siyasiler mi? Her zamanki gibi birbirlerini alt etmenin telaşı içindeydiler. Hele yandaş basının telaşına diyecek söz yoktu. Yangınların müsebbibini hemen buluverdiler. Her olayda olduğu gibi yine suçlu FETÖ çıktı.
Ben olaya başka bir açıdan bakıyorum. Açıklayabilmem için, çocukluğumda köyümüzün yaşlılarından dinlediğim bir olayla konuya gireceğim.
Köyümüzün “Kuz” adını verdiğimiz bir ormanı vardı. Ormanın çoğunluğu Karaçam ve arasında serpiştirilmiş halde meşe ağaçları vardı.
Köylü bu ormanı korur, köyün ihtiyacı olduğunda en yaşlı ağaçlarından keser ve yerinde kullanırlardı. Meselâ o ormandan kesilen çıralaşmış ağaçlarla iki köy arasındaki çayın üzerine köprü yapılmıştı. Ormanın içindeki meşelerin dallarından keserler götürürler ve üst üste yığarak yapraklarının kurumasını sağlarlar ve kışın sürülerine yedirirlerdi. Buna “Çalı pastırma” denirdi. Belirli bir zamanda köylü odun ihtiyacını da o ormandan sağlardı ama bu odunlar kıştan kırılan, devrilen ağaçlardan sağlanır, düzgün ağaçlara kimse dokunmazdı. Bir gün komşu köyden birkaç açıkgöz bizim korunun çam ağaçlarından kesip, işin ticaretini yapan birine satıyorlar. Kesilen keresteler yükleneceği gün bizim köylülerin haberi oluyor ve gidip kamyonlara yükleme yapılmasını engelliyorlar. Bu arada ağaçları kesenleri biraz hırpalıyorlar. Neticede iş mahkemeye intikal ediyor. Mahkemeye Orman müdürlüğünü temsilen katılan Bölge Şefi bizim köylülere; “Orman devletindir, siz karışamazsınız” diyor.
Bu olaydan sonra köylüler o ormanı korumaktan vazgeçiyor ve ilgilenmiyorlar.
O orman şimdi nasıl mı? Orman yerinde duruyor ama ormanın içerisine traktörü sok, çift sür, buğday ek.
Anlayacağınız orman teşkilatı o ormana el attıktan sonraki hali bu. Ağaçsız orman…
* * *
Orhaneli- Harmancık olarak büyük bir yangın yaşadık. Çok kısa sürede büyük bir alanın yanması bizleri ruhen çok kötü etkiledi.
Ancak Orman İşletme Müdürlüğü eliyle özellikle son yıllarda bölge bölge ormanlar zaten yok edilmekteydi.
Nasıl mı?
Önceden de kesim yapılıyordu. Ormanın içerisinde belirli seviyeye gelmiş ağaçlar belirleniyor ve onlar kesiliyordu. Şimdi ise tıraşlama tabir edilen düz kesim yapılıyor. İnanın o şekilde yok edilen ormanların alanı yanan orman alanından çok fazla. Orhaneli Orman İşletme Müdürlüğünde önceleri dört bölge şefliği varken, bu şeflikler son yıllarda yediye çıkartıldı.
Bunun ne sakıncası var derseniz? Anlatıldığına göre her bölge şefliğine yılda 20 000 m3 orman emvali üretmesi emredilmiş. Şeflik sayısının 3 tane artması yılda 60 000 m3 lük fazla ağaç kesilmesi demektir.
Bu sadece bir orman işletmesine ait. Ülke geneli göz önüne alındığında gerisini siz hesap edin.
Bunlar orman işletmesi eliyle her yıl yapılıyor. Sonra da yerlerine dikim yapılıyor ve şu kadar ağaçlandırma yaptık diye övünülüyor. Ancak bu ağaçların kesilenlerin seviyesine gelmesi için kaç yıl geçeceğini siz düşünün.
***
Ak Parti iktidarları döneminde ormanlarda müthiş gariplikler yaşanır oldu.
Normalde vatandaşların ormanlara rast gele girmeleri ve birtakım tasarruflarda bulunmaları mümkün olmazken, birtakım kişiler için hiç sorun değil.
Adam eline almış bir Karot makinesi, ardında da traktöre bağlı bir su deposu; ister özel mülk olsun ister orman hiç fark etmiyor; gözüne kestirdiği yere rahatlıkla giriyor, deliyor, numune alıyor.
Siz bu işlemi nasıl yapıyorsunuz denildiğinde; “Yeter ki bizim aradığımız evsafta mal olsun, izin işi basit” cevabını veriyorlar.
Dedikleri gibi de izin alıyorlar. Hem de öyle bir izin ki; ÇED raporuna takılmamak için belirli metrekarenin sınırına yakın büyüklükte birden fazla parsele izin alıyorlar. İster maden sahası olsun ister mermer ocağı hiç fark etmiyor.
Türküde;
“Dağlar seni delik delik delerim,
Kalbur alır toprağını elerim”
Dediği gibi gerçekten deliyorlar.
***
Son yangınların çıkış zamanlarına bilmem dikkat ettiniz mi?
Tesadüf bu ya, yangınlar içinde “Maden ve Zeytinliklerin Taşınması Kanununun” bulunduğu Torba Yasanın görüşülmeye başladığı sırada başladı ve yasanın çıkmasına kadar da devam etti.
Bir başka tesadüf de aynı anda birkaç yerde birden çıkan yangınlar. Örneğin; Bursa’nın Kestel ile Orhaneli ilçelerinde çıkan yangınların aynı anda başlaması gibi.
İşin enteresan tarafı gerek Kestel gerek Orhaneli-Harmancık ilçelerindeki yanan ormanların altlarında maden olması. Orhaneli-Harmancık arasındaki sahada Krom madeni olduğu gibi.
Şeytanın avukatlığını yapmış gibi olmayayım ama, yaklaşık üç yıl kadar önceydi, Bursa’da karşılaştığım bir maden mühendisi Orhaneli’nde Ferrokrom fabrikasının yapıldığını öğrenince; “Anlaşılan geniş bir maden sahası buldular, yoksa benim bildiğim Krom ocaklarındaki üretim o fabrikaya yetmez” demişti.
***
Buraya kadar anlattıklarım kendi bölgemle ilgili.
Türkiye geneline baktığınızda da ormanların özellikle iktidar eliyle hoyratça talan edildiğini görürsünüz.
İktidarın bir Kuzey Marmara Projesi var.
Bu proje kapsamında, İstanbul’da kuzey ormanlarının orta yerine yeni bir şehir kurmak istendiğini duyuyoruz.
Önce Kuzey Marmara Otoyolu ve Yavuz Sultan Selim Köprüsünün inşaatına başlandı.
Cumhurbaşkanı, 1995 yılında İstanbul Belediye Başkanı iken, “Üçüncü köprü bir cinayettir. Böyle bir teşebbüs İstanbul`un çağdaş kentleşmesi ve şehir içi ulaşım sistemi için ölümcül sonuçlar doğurur” demişti.
Bu projenin hayata geçirilmesi için Dünyanın en iyi üçüncü havalimanı olan Atatürk havaalanı kapatıldı ve kuzey ormanlarının olduğu bölgeye İstanbul Havalimanı yapıldı. Halbuki, Atatürk havalimanına üçüncü bir pist ile İstanbul Havalimanı seviyesine çıkartılabilirdi. Hem de çok büyük bir ekonomik kazanç elde edilirdi
Bunların ormanla alakası ne diyeceksiniz?
TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi’nin Değerlendirme Raporuna (2010) göre Yavuz Sultan Selim Köprüsü İstanbul’daki orman alanlarının %46’sını, su havzalarının %18’ini ve tarım alanlarının %43’ünü olumsuz etkiliyor.
2018 yılında yayımlanan Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirme raporuna göre Kuzey Marmara Otoyolunun Asya bölümündeki arazilerin % 79’u tarım arazisi. % 8’i de meşe ağırlıklı orman arazisidir.
Otoyol inşaatı için sökülecek ağaç sayısı 864 bin 99’dur.
Otoyolun Avrupa kısmındaki inşaat için kullanılan arazinin %65’i tarım alanı ve meradır.
Arazinin yaklaşık % 14’ü ise ormanlık alanıdır. Orman alanlarında kesilecek ağaç sayısı ise 126 bin 217’dir.
ÇED raporuna göre İstanbul Havalimanının oturduğu arazinin %72’si ormanlık alandan oluşuyor! %8’si göl ve % 6’sı da tarım arazisidir.
ÇED raporuna göre ormanlık alanda bulunan 200 bin 878 adet ağaç ya sökülecek ya da kesilecektir.
Yetkililer sadece beton için mi doğadan ve yaban hayatından vazgeçiyor?
***
İnsanlar ne tıraşlama kesimde, ne maden sahalarına tahsis edilerek delik deşik olan dağlara tepki göstermediler. Aynı şekilde Kuzey Marmara Projesindeki orman katliamını veya İstanbul Havaalanı yapımındaki doğa katliamını göremediler. Ne Kazdağları’nın Kanada şirketine katlettirilmesi, ne de Akbelen Ormanının ve çevresindeki tarım arazilerinin linyit madeni sahası olarak kullanılmasına ve bu duruma karşı çıkan ve zeytinliklerini korumak için jandarmalar tarafından itilip kakılan köylülerin çığlıklarına gereken tepki gösterilmedi.
Ta ki yanan ormanları ve içindeki yaban hayatının felaketini gördüler ve tepki ortaya koydular.
Ancak biz çabuk galeyana gelir, çabuk unuturuz. İnşallah bu gaflet son olur da, bir daha benzer felaketler yaşanmadan gerekli tedbirleri alırlar. Tabi Maden Lobisi kıskacından kurtulmak mümkün olursa..
