Ev 14. Sayı Yeni Anayasa Değişikliğinin Düşündürdükleri

Yeni Anayasa Değişikliğinin Düşündürdükleri

Tarafından İbrahim AYAN

“Türk’ü inkâra gitmeyeceksin! Kısacası Avrupalının düşmanlık güttüğü Müslümanlar değildir; Türklerdir. Yine İstanbul’u alan Araplar değil Türklerdir. Unutulmaya.”

            Türk milleti beş bin yıllık tarihi süreç içerisinde Asya, Avrupa ve Afrika’da kontrol ettiği elli beş milyon kilometrekarelik alanda barış, hoşgörü ve adaletin öncüsü olmuştur. Bu coğrafyalardaki bütün kadim medeniyetlerle kültürel ve siyasal ilişkilerde bulunmuş tarihin en kıdemli milletidir.

            Türkiye’de iktidar ve ona yakın çevreler sanki bir anayasa değişikliği için kilitlenmiş gibi davranıyorlar. Oysa ekonomik sıkıntılarlauğraşan Türkiye’de bu yönde kamuoyundan gelen hiçbir bir talep yok. Yapılan anketlerde insanların ilgilendiği konular arasında bir Anayasa değişikliğinden hiç söz edilmiyor.  O halde iktidarın bu inadının arkasında yatan asıl etken nedir? sorusunu kendimize sormadan edemiyoruz.

            Eğitim Bakanı, üst düzey bürokratlar, devlet memurları giderek artan bir biçimde “ani bir dindarlaşma” tavrı göstermekteler. Oysa seçmenin eğilimlerinden de belli ki büyük partilerin tabanlarında özel ve güncel bir dindarlaşma akımı pek görünmüyor. Kısacası halkın böyle bir gündemi yokken bir dindarlaşma zorlaması olduğundan söz edebiliriz.

Anayasa değişikliği söylemleri önümüzdeki dönemde izlenecek dış politikanın bir gereği ve unsuru olarak Türkiye’ye dayatıldığı izlenimini veriyor. Genişletilmiş Ortadoğu ve AKP’nin yıllarca üzerinde durduğu “medeniyetler ittifakı” projelerinin doğal bir devamıdır bu.

           1981’den beri defalarca anayasa değişti. AKP yirmi iki yıldır iktidarda olduğuna göre ille de Anayasa değişsin diyenlere, kendilerinin alışık olduğu bir üslupla şu soruyu sormak gerek: “Ne istediniz de buna Anayasa engel oldu?” Anayasayı uyguladığınız bile yok. Hala 12 Eylül Anayasası diyorsunuz ama o Anayasayı kuşa çevirende sizsiniz.

            On iki milyon kilometrelik alan şu an Türk kültür ve medeniyetinin tarihsel coğrafyasıdır. Türkler, bulundukları her coğrafyanın kültürel geleneği ile bağdaştırıcı, dönüştürücü, telif eden bir kültürel geleneği üreterek ayakta kalma becerisini göstermişlerdir.(1) Bunun içinde köklü bir kültür diline sahip olmak gerekir. Walter Org “Bugün konuşulan üç bin kadar dilden yalnızca yetmiş sekiz tanesinin edebiyat üretebildiğini ve yüzlerce dilin kendisini ifade edebilecek bir alfabe ile karşılamadığı” iddiasındadır.

            Bu coğrafyada Türklerle beraber farklı etnisiteler ve inançlar, gelenekleriyle beraberce yaşaya gelmişlerdir. Türklerin hoşgörü ve adaleti olmasaydı; Sırp, Yunan, Karadağlı ve Bulgar’ın kalmaması lazımdı. Farklı etnisitelere sahip Müslim topluluklarla aynı inanç dairesi içerisinde ortak bir inanç repertuarında yoğrularak müşterek bir medeniyet üretildi. Kürtler, Gürcüler, Arnavutlar, Çerkezler ve Boşnaklar bu kültürün ögeleri oldular. Burada her birini tekil olarak ele aldığımızda özgün anlamda bulacağımız şey sınırlı ve arkaik bir folklorizmden öteye gitmez.

            Türk kültür havzası yaşam sahası; coğrafyasında bulunan bütün bileşenleri ile beraberce oluşturduğu medeniyet ve coğrafyaya tarih filozofları, tarihi süreçte “Turchia”, “Macro Turchic” demişlerdir. Batı medeniyeti bu anlamda bize karşı değer kümesine konumlanırken Osmanlı, Safevi, Selçuklu vb. boy işleri ile değil hegemonya ve gelecek olarak bütününe Türk demişlerdir.(2)

            Toplumların gelişmelerine paralel olarak nasıl edebiyatları gelişiyorsa; buna paralel olarak hukuki metinlerinin de gelişmesi(güncellenmesi), etkin ve sağlıklı bir siyasal toplum işleyişi açısından vazgeçilmezlerdendir. Yalnız gelinen bu noktada Türkiye’nin ilk anayasa çalışmasından bu yana yüz elli yıllık birikime ve pratiğe kültür ve medeniyet dinamiklerine aykırı olarak emperyal merkezlerin dünya nizamına uygun kitle iletişim vasıtaları ile kitleleri endokrine ederek girişilen yeni anayasa yapım süreci, Türk milletinin hak ve hukukunu, tarihsel birikimini ve misyonunu yok edici niteliktedir.

            Karşımızdaki blok; sorgusuz sualsiz, küresel sermayenin talimat ve telkininden mülhem, liberal kapitalizmin mutlak doğrularına iman etmiş bulunmaktadır. Bu yanlış bilinç, ülkemizi uçuruma sürüklemektedir. İdeolojisiz ve insan hakları odaklı dedikleri anayasa metni liberal kapitalizmin dünya tasavvuruna uygun bir anlayışla, ısrarla ele alınmaya devam edilmektedir. Bu şekilde yapılan bir anayasa ile Türk Milleti ve Türk Devleti yok olur.

            Millî devlet, insan haklarını ve onurunu hayata geçiren kurumdur. Alman, Fransız, Amerikan ve Japon anayasaları demokratik midir? Eksiğimiz ve noksanımız hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti noktasında Türk insanı ile paylaşılarak giderilebilir.(Yalnız ısmarlama soru sorma ya da ne olduğu belli STK’lar ile olmaz.)

            Bu coğrafyanın bin yıllık siyasal hâkimi Türk Milletidir. Bu hâkimiyeti Anayasasında vurgu olarak dile getirmekten sakınmak veya bunu dolayımlamaya çalışmak, tarihsel müktesebata uygun değildir. Özellikle yasaları; kes, kopyala ve yapıştır yöntemi ve parmak sayısıyla çıkartıp yayınlamak, eğer toplumsal gelişim düzeyi ve toplumsal temsil ve hakkaniyetle örtüşmüyorsa, fazla bir anlam ve işlev ifa edemezler.

            Anayasa hazırlayıcıları, anadil öğrenimi ile anadilde eğitimi karıştırdıkları(kasıt yoksa) kesin. Şu an anadil öğreniminde hiçbir engel yoktur. Türkiye Cumhuriyeti’nin dili Türkçedir veya resmi dil Türkçedir tabirlerinden rahatsızlık duyanları (BDP ve AKP’den bazı vekilleri)anlamak mümkün değil. Avrupa’da tüm devletlerin resmi dili kullandıkları dildir.

            Anadilde eğitim tamamen farklı bir olgudur. O zaman ülkemizde değişik dillerde üniversiteler mi kurulacak? Bu hak sadece bir grup tarafından talep edilemez. Bu konuda Prof. Dr. Ahmet Buran’ın bölgeyle ilgili(Doğu ve Güneydoğu) dil haritasına baktığımızda farklı etnisiteler arasında (Kürtçe lehçeler dâhil) ortak iletişim dili Türkçedir. 2010 Yılında Eğitim-Sen’in yaptığı ankette(?) Türkçe anadil oranının bilimsel anlamda %58 olduğu görülüyor. Yasa yapıcılar milli bütünlüğü kanun eliyle parçalayıcı adımlar atmaktan kaçınmalıdırlar.

            Ülkenin kıt kaynakları böylesi boş bir macerada heba edilmemelidir. Emperyalist Rusya’nın Orta Asya’da birer alfabe, birer etnisite tahsis ederek sonu gelmez ayrılık temellerini attığını unutmamalıyız. Kuzey Irak’taki üniversitelerde ilim dilinin Arapça ya da İngilizce olduğu bilinmelidir.

            Liberalizmin anavatanı olan Amerika, ülkesinde yaşayan kırk bir milyon İspanyol ve kırk milyondan fazla İrlandalıya kendi dillerinde eğitim hakkını vermezken, biz ne yapıyoruz. Anlayan birileri bizleri aydınlatsın.

Kaynaklar:

  • Dr. Kemal Üçüncü, Türk Meselesi Ne Oldu? Oda Tv.
  • Dr. Kemal Üçüncü, Türk Meselesi Ne Oldu? Oda Tv.

 

           

 

 

 

 

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00