Ev 16. Sayı AKAİD İman’ın Pusulası

AKAİD İman’ın Pusulası

Tarafından Hüseyin TOPTAŞ

İslâm’ın hak din olduğunu kabul etmeyenler kâfirdir

İslâm âlimleri İslâm’ın hak din olduğuna inanmayan ateist, müşrik, yahudi, hıristiyan…gibi değişik inanç ve telakkileri benimseyen bütün grupların kâfir sayıldığını söylerler.

Kur’an-ı Kerim Müslümanlığı kabul ettikten sonra küfür kelimesini söyleyenlerin kâfir olduğunu; 

“(Ey Muhammed! O sözleri) söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular.” (Tevbe 9/74) ayeti ile bildirmiş, Müslüman iken dininden dönen kişinin de küfre girdiği ayetlerle belirtilmiştir;

“Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara 2/217)

Selam verene “Sen mümin değilsin” demeyin 

Selam vermenin mümin olma işareti olarak kabul edilmesinden dolayı ayetlerde selâm veren birine, “Sen mümin değilsin” şeklinde karşılık verilmemesi emredilmiştir. “Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek “Sen mümin değilsin” demeyin; çünkü Allah katında sayısız ganimetler vardır. “(Nisâ 4/94) 

“Söz konusu ayet konumuzla alakalı çok önemli açılımlar yapmaktadır. Öncelikle Müslümanlığın zahiri bir alameti olan Allah’ın selamını veren kişinin bir mü’min olduğunu, ona “sen mü’min değil kafirsin” demenin kimsenin hakkı olmadığını bildirmektedir. İkinci olarak tekfirin yani birisini dinden çıkartmanın sıradan bir şey olmadığına işaret etmektedir. İki defa geçen “araştırın” emr-i ilahisi, basit istidlallerle ve bugün yapıldığı gibi umumi bir şekilde tekfir mekanizmasını işletmenin mümkün olmadığını, sağlam bir tahkikatın lazım geldiğini ve bu araştırmanın o kişiye mahsus yapılacağını belirtmektedir. Üçüncü olarak ayet, tekfirin arkasındaki günümüzde de çoğu kez karşımıza çıkan temel bir saiki gündeme getirmektedir ki bu da geçici dünyevi menfaatlerdir. Bugün bu, daha çok siyasal hesaplar ve husumetler olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Ayet dördüncü bir husus olarak Kur’an’ın muhatabı o günkü Müslümanlara, “siz de önceden Müslüman değildiniz” hatırlatmasını yapmaktadır. Bu hatırlatma, bir “insaflı olun” uyarısıdır. Muhatabınız hakikaten İslâm’la ilgisini kesmiş dahi olabilir, ama tövbe kapısı açıktır, hatadan dönmek mümkündür ve kolaydır. Allah’ın lütfu geniştir, dilediğine hidayet verir. O halde tekfirde aceleci ve ısrarcı olmanın makul bir tarafı yoktur. Ayet, “Allah’ın her yapılandan haberdar olduğunu” söyleyerek nihayete ermektedir. Yani Rabbimiz “ey tekfirciler, siz niyet okuyarak insanları tekfir ediyorsunuz, ama ben de sizin niyetinizi okuyorum, içinizdekini biliyorum, asıl maksadınızdan haberdarım” mesajını vermektedir. 

Hz. Resulullah’ın hem kendisinin hem de Müslü-manların güvenliğini açıkça tehdit eden, onların izzetini küçük düşürücü pek çok faaliyetin arkasında olan münafıklar hakkında Medine’de toleranslı davranması, onların imani durumunu çok iyi bildiği halde harekete geçmemesi, hatta bazılarının cenaze namazını dahi kılması bu yüzdendir. Zira tekfirin zararı, onların verdiği mevcut zarardan daha fazla olacaktır. Kelime-i şehadet getirip “ben Müslüman’ım” dediği halde; “tembel tembel” de olsa namaz kıldığı, gönülsüzce zekatını verdiği, mecburen cihad ordusuna katıldığı halde bu insanların cezalandırılması, sürülmesi, öldürülmesi, İslâm toplumuna fitne tohumları ekecek, tüm samimi Müslümanlar bundan tedirgin olacaktır. Müslümanlar, “beyan ve ilan etmekten başka iman ve İslâm üzere olduğumu daha başka nasıl ispat edebilirim” endişesi içine girecektir. Bu ciddi bir kişisel ve toplumsal travmadır. Nifak ve riyanın da önünü açacak tehlikeli bir gelişmedir.” [1]

Müslümana kâfir diye hitap eden kimsenin kendisinin küfre gireceğini Resûlullah (sav) haber vererek şöyle buyurmuştur: 

“Bir adam din kardeşine, ey kâfir derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer böyle denilen kişi söylenildiği gibi ise söz doğrudur; yerini bulmuş olur. Aksi takdirde bu söz söyleyene geri döner.” (Buhârî, Müslim)

Üsâme b. Zeyd (ra), Hz. Peygamber tarafından görevlendirildiği bir seriyyede düşman safında Müslümanlara karşı savaşan bir kişiyi öldürmek üzere iken muhatabı yüksek sesle kelime-i şehadet getirerek Müslüman olduğunu ilân etti. Ancak Üsâme (ra) yine de bu adamı öldürdü. Medine’ye dönüldükten sonra durum Hz. Peygamber’e iletildiğinde, Üsâme (ra)’yi çağırdı, kendisine niçin böyle davrandığını sordu. Üsâme (ra) ise; “Ey Allah’ın Resulü! O, gerçekten iman etmemişti, ölümden kurtulmak için böyle söylemişti” dediğinde Allah Resulü ona “Kalbini yarıp baktın mı?” cevabını vermiş ve yapılan davranışı onaylamadığını bildirmiştir.” (M277 Müslim, Îmân, 158)

Peygamber Efendimizin, değil samimi bir müminin öldürülmesine, onun münafıklıkla itham edilmesine bile razı olmayacağı, Medineli sahâbî İtbân b. Mâlik’in şu rivayetinden anlaşılmaktadır: İtbân b. Mâlik bir gün Hz. Peygamber’e gelip, “Yâ Resûlallah! Ben kabilemin mensuplarına namaz kıldırıyorum fakat gözlerim görmez olduğu için yağmur yağdığında aramızdaki vadiyi su basması sebebiyle mescitlerine gidip namaz kıldıramıyorum. Yâ Resûlallah! Gönlüm ister ki bana gelip evimde namaz kıldırsan da senin namaz kıldırdığın yeri namazgâh edinsem.” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, “İnşallah, bunu yapacağım.” buyurdu.

Ertesi gün Hz. Ebû Bekir ile birlikte İtbân’ın yanına gelen Hz. Peygamber (sav) eve girdi, daha oturmadan İtbân’a evinin neresini namazgâh yapmak istediğini sordu ve gösterilen yerde iki rekât namaz kıldırdı. Ardından bir şeyler yemek için beklerlerken Hz. Peygamber’in geldiğini duyan pek çok kimse İtbân’ın evinde toplandı. İçlerinden biri, “Mâlik b. Duhşûn nerede?” diye sordu. Orada hazır bulunanlardan biri, “O bir münafıktır! Allah ve Resûlü’nü sevmez.” dedi. Bunun üzerine Peygamber (sav) o kimseye, “Böyle deme! Görmüyor musun ki o,‘lâ ilâhe illâllâh’ diyor ve bununla Allah’ın rızasını istiyor.” buyurdu. O kişi de, “Allah ve Resûlü en iyi bilendir.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sav), “Şüphesiz ki Yüce Allah, kendi rızasını umarak ‘lâ ilâhe illâllâh’ diyen kimseyi ateşe haram etmiştir.” Buyurdu” (B425 Buhârî, Salât, 4)

“Bir kimsenin mescide alakasını görürseniz, onun mü’min olduğuna şehadet edin, zira Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inananlar imar ederler” (Tevbe 9/18) (T2617 Tirmizî, Îmân, 8) 

Allah Rasulu’nün (sav) tekfir konusunda takındığı tavır Müslümanlar için örnek alınması gereken bir durumdur. En ufak bir olayda adeta yargısız infaz yaparcasına Müslüman kardeşlerimizi Allah’ın zabıta memuru gibi hareket ederek İslâm dairesinin dışına atmak Müslümanlara bir şeyler kazandırmaz ama İslâm düşmanlarına çok şeyler kazandırır. Görevimiz kaybetmek değil kazanmak, hataları tashih ederek inanç dünyasında meydana gelecek sapmaları önlemektir.

Peygamber efendimizin Mekke’nin fethi için hazırlık yaptığı bir sırada yapılan çalışmaları bir mektupla gizlice Mekke’deki yakınlarına haber vermeye kalkışan Hatıb b. Ebû Belta hakkındaki uygulamasında da alacağımız dersler vardır. Hz. Ömer onun münafıklığına hükmederek boynunu vurmak için izin talep edince Resûl-i Ekrem Hâtıb’dan açıklama istemiş, o da bu işi Mekke’de bulunan akrabalarını korumak amacıyla yaptığını belirtmiş, Hz. Peygamber, Bedir Savaşı’na katılan Hâtıb’ın bu davranışını hata diye nitelendirip onu affetmiştir. (B3007 Buhârî, Cihâd, 141)

Peygamber Efendimiz küfrünü açıkça ilan etmeyenlere Müslüman muamelesi yapmıştır

“Peygamber Efendimiz küfrünü açıkça ilan etmeyenlere hep Müslüman muamelesi yapmıştır. Kur’an’da münafıklar hakkında kullanılan üslûba göre Resûl-i Ekrem’in onlara müslüman muamelesi yapması ve münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl’ün cenaze namazını kıldırmasıdır. Münafıkların kimlikleri kendisi tarafından bilinmesine rağmen onlara sen münafıksın, sen samimi değilsin gibi bir tavır sergileyerek onları toplumdan dışlamamıştır. Peygamber Efendimizin bu tutumu ashaba da örnek teşkil etmiş, ashab arasında vuku bulan nifak hareketleri küfür olarak değil günah şeklinde değerlendirilmiştir. Bu tavır aynı zamanda İslâmlaştırma siyasetinin de bir sonucudur.

Hz. Ebû Bekir’in zekât vermek istemeyenlere karşı savaş açmasının sebebi, İslâm’ın şartlarından olan bir esasın iptal edilmek istenmesi ve bunun devlete karşı bir ayaklanma niteliği taşımasıydı. Hz. Ali’nin, Cemel ve Sıffîn savaşlarına katılan muhaliflerine kâfir diyen taraftarlarına kâfir değil isyan eden kardeşleri olduğunu söylemesi de bu konuda bir kanıt teşkil etmektedir.” [2]

Tekfir hususunda farklı mezheplere mensup âlimlerin belirlediği temel şartlar şöylece özetlenebilir: 

  1. Allah’tan başka bir ilâh bulunmadığına, Hz. Muhammed’in O’nun elçisi olduğuna ve O’ndan vahiy getirdiğine kesinlik derecesinde inanan bir kimsenin küfre nisbet edilebilmesi için onun bu inancını terk etmesi veya ona aykırı inançları benimsemesi gerekir. İster inanca ister davranışa ilişkin olsun zarûrât-ı dîniyye içinde yer alan bir esası inkâr eden kişi dinden çıkar ve kâfir muamelesi görür; bütün İslâm âlimleri bu hususta ittifak etmiştir. 
  2. Ehl-i kıble tekfir edilemez. Zira ehl-i kıblenin dinden sayıldığı kesinlikle bilinen bütün ilkelere inandığı kabul edilir. 
  3. Âlimler arasındaki ihtilâflı meseleler tekfire konu teşkil etmez. Çünkü âlimlerin bir meselede farklı görüşler ortaya koyması onun İslâm dinine ait kesin bir ilke durumunda bulunmadığı anlamına gelir. 
  4. İlzâmî (dolaylı) yöntemle insanlar tekfir edilemez. Zira kişinin, benimsediğini açıkça belirtmediği halde bazı münasebetlerle beyan ettiği görüşlerinden hareketle üretilen düşünceler o kişiye değil onları üretene aittir.
  5. Tekfir şartlarını belirlemekle yetinip insanları tekfir etmekten kaçınmak gerekir. Çünkü kişiyi tekfir edebilmek için onun kalbindeki inancı bilme zarureti vardır. Bu sebeple âlimler bir kâfiri müslüman kabul etme hususundaki yanılmayı bir müslümanı kâfir kabul etmekteki yanılgıdan daha hafif bulmuştur. 100 ihtimalden 99’u kişinin kâfirliğine, biri de Müslümanlığına imkân tanıyorsa onun müslüman olduğuna hükmedilmelidir. 
  6. Bilmeden bazı yanlış inançları benimseyen kimse tekfir edilemez, zira bilgisizlik mazeret kabul edilmiştir. Bundan dolayı müslümanın öncelikle insanı küfre düşüren inanç ve davranışları öğrenmesi dinî bir görev sayılmıştır.

Allah’a ve resulüne iman edip onları seven bir müslümanın, İslâm’ın inanca ve davranışlara ilişkin ilkelerinin ayrıntıları konusunda yoruma bağlı şekilde farklı hükümleri benimsediği gerekçesiyle tekfir edilmesi, önemli dünyevî sonuçlar doğuran yanlış bir tutumdur. Tekfirde asıl kabul edilen şey, Hz. Peygamber’i Allah’tan getirdiği kesinlikle bilinen vahiy konusunda açıkça yalanlamaktır. Vahyin doğru biçimde anlaşılması, İslâm’ın ana ilkelerine dair yöntem bilgisine ve nasları yorumlama birikimine sahip bulunmayı gerektirir. Bu da bir müslümanı tekfir etmenin kolay bir iş olmadığını kanıtlar. Tarihte ve günümüzde görüldüğü gibi bir müslümanı din anlayışında veya nasları yorumlamasındaki yanlışlarından dolayı tekfir etmek yerine İmam Şâfiî’nin belirttiği üzere hata ettiğini söylemek daha doğru bir yöntemdir. Zira küfür belli bir mezhebin görüşlerine muhalefet etmekle değil zarûrât-ı dîniyyeye inanmamakla vuku bulur.” [3]

Rabbimiz (cc);

“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat 49/10) buyurarak müminlerin kardeş olduğunu hatırlatmaktadır. Asr suresinde de insanın hüsran içerisinde olduğunu, hüsrandan kurtulmak için imanın yalnız başına yeterli olmadığını salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye ile imanın desteklenmesi gerektiğini bildirmektedir. Tekfircilik İslâm düşmanlarının arzu ettiği bir şeydir. 

Amellerimiz ve eylemlerimizde Kur’an’ı ve Allah Resulünün uygulamalarını kendimize rehber olarak alırsak İslâm düşmanlarının oyunlarına gelmemiş oluruz.

 

[1] Prof Dr. Mehmet Ali Büyükkara, Hariciligin modern bir görüntüsü olarak tekfircilik. Hazırlayan, Dr. Ahmet Emin Dağ, İç Tehdit ve Riskler Işığında İslâm Dünyasının Geleceği, İNSAMER 2016

[2]  Yunus Şevki Yavuz, a.g.e.

[3]  Yunus Şevki Yavuz, a.g.e.

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00