Ev 28. Sayı Avrupa’da Yeni Yalta Geliyor

Avrupa’da Yeni Yalta Geliyor

Tarafından Ali Kamil YILDIRIM

ABD’nin Rusya- Ukrayna barış planı, yani Yeni Yalta senaryosudur.

 

Bu aşamada Türkiye’nin denge politikasını devam ettirmesi, AB adına Ukrayna’ya barış gücü askeri göndermemesi, Montrö rejimine tavizsiz sadık kalması, Kırım konusundaki tutumunu muhafaza etmesi, Karadeniz’deki Donanma gücünü takviye etmesi, başta Azerbaycan olmak üzere Türk Devletler camiasında olası Rus provokasyonlarına uyanık ve karşı tedbirli olması önem kazanmaktadır.

 

Dünya çok ciddi değişimlerin eşiğinde.

 Uluslararası kurallara dayalı düzenini hiçe sayan küresel ve bölgesel adımlar, NATO’nun genişleme siyaseti, AB’nin özerk savunma güvenlik yapısına kavuşma zorunluluğu, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçları, Ortadoğu’da İsrail kaynaklı savaşlar ve bunların sonuçları, Doğu Akdeniz’de enerji stratejileri bölgesel ve küresel jeopolitik değişimin müşahhas işaretleridir. Daha özel anlamda Türkiye’nin inisiyatifi dışında Suriye’deki radikal gelişmeler, YPG/SDF’nin meşruiyet kazanma ihtimali ve sözde Terörsüz Türkiye sürecinin içinde barındırılan sinsi riskler Türkiye Cumhuriyeti bekasına doğrudan tehdit edebilecek potansiyeldedir. Adı geçen tüm değişim süreçlerinin baş aktörünün ABD olduğu aşikardır. Bu değişimlerin her birinin Türkiye’nin geleceği için önemli riskler, fırsatlar ve hatta tehditler taşıdığı da bir gerçektir. Böylesi küresel ve bölgesel değişimler karşısında vizyonsuzluk ve doktrinsizlik fırsatları kaçırabileceği gibi milli güvenlik için tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

Önümüzde bizi yakından ilgilendiren iki önemli jeopolitik gelişme bulunmaktadır.  İlki ABD’nin Rusya- Ukrayna barış planı, yani Yeni Yalta, diğer ise Ortadoğu’da ABD/İsrail yapımı “yeni düzen” senaryolarıdır. Bu yazımızda birinci konuya, gelecek yazımızda ise ikincine değineceğiz.

Avrupa’da Neler Oluyor?

ABD Rus korkusu altındaki Avrupa güvenliğinin ABD’siz sağlanamayacağını göstermek istemektedir. Avrupa’ya “ya kendi güvenliğini sağla ya da bana tabi kal” demektedir. ABD NATO’ya sağladığı askeri, finansal, nükleer, uzay tabanlı tüm güvenlik garantileri karşılığında Avrupa’ya “tüm bu güvenlik yeteneklerini kendin oluştur, ya da hem bana itaat et hem de finansal katkını arttır” seçenekleri önermektedir. İşte ABD’nin Rusya-Ukrayna barış planı Avrupa için tam bir test sahası olacaktır.

 Yeni Yalta Geliyor

Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırmak için ABD’nin hazırladığı plan; Moskova ve Washington arasında kotarılırken Ukrayna ve NATO Avrupası devre dışında bırakılmıştır. Plana göre Ukrayna’nın Kırım ve dört vilayetinin (Luhansk, Donetsk, Herson, Zaporijya) Rusya’ya terk edilmesi, Ukrayna silahlı gücünün küçültülerek uzun menzilli silahlardan arındırılması, Ukrayna’nın NATO’ya giriş yolunun kapatılması ve buna karşın Ukrayna’ya muğlak bazı güvenlik garantilerinin verilmesi gibi hükümler kapsamaktadır. Bu hükümler Rusya isteklerini karşılarken Ukrayna’nın 3 yıla yakın savaşı hiçe sayılmaktadır. Nitekim Ukrayna Başkanı toprak kaybı ile ABD dostluğu (himayesi) arasında tercih yapmak zorunda kaldığını itiraf etmiştir.

Yani Ukrayna ve Avrupa’yı doğrudan ilgilendiren bu gelişme Moskova ve Washington arasında belirleniyor ve Avrupa’ya ve Ukrayna’ya tebliğ ediliyor.  Peki ABD bu anlaşmayla ne yapmak istemektedir? En az şu üç hedefi sağlamayı hedeflemektedir;

Birincisi, üç yıl savaştırdıkları Ukrayna’nın feda edilme zamanı gelmiştir. Ukrayna savaşta tutularak Rusya yeterince yıpratılmıştır ve ABD artık savaşın mali külfetine daha fazla katlanmak istememektedir.

İkincisi, ABD Rusya ile yakınlaşarak Rusya ve Çin ittifakının tüm Avrasya’yı kapsayacak şekilde pekişmesini önlemek istemektedir.

Üçüncüsü ise Avrupa’nın giderek büyüyen Rus korkusunu şimdilik bertaraf ederek Avrupa güvenliğinin ABD olmaksızın mümkün olamayacağını göstermek istemektedir. Görünen odur sözde barış sürecinin savaşı sona erdirmekten çok küresel hedefleri bulunmaktadır.

Bundan sonra olacaklar, küresel düzenin önümüzdeki şeklini belirleyecektir. Bu durum karşısında Avrupa’nın muhtemel iki hareket tarzı bulunmaktadır. İlki Avrupa NATO’nun güvenlik şemsiyesi altında kalarak ABD’nin çıkarlarına uygun istikameti seçecek, ya da ittifak çatlayacak ve Avrupa kendi savunma güvenlik yeteneğini geliştirecektir. Tüm bu muhtemel gelişmeler günümüzün “Yeni Yalta”sı olarak anılacaktır. İlginçtir Şubat 1945’teki Yalta Konferansı Kırımdaydı.

Avrupa Kendi Savunma Gücünü Oluşturabilir mi?

Avrupa’lı yöneticilerin kafasında savaş korkuları giderek kuvvetlenmektedir. Son döneme kadar NATO güvencesi altında ekonomik refaha ağırlık veren Avrupa ülkeleri, özellikle Rus tehdidi karşısında, ABD desteği olmaksızın güvenliklerini garanti etme paniğine kapılmışlardır. Bu kapsamda harbe hazır kuvvet seviyesini artırmak ve savunma sanayini muhtemel bir savaşı destekler seviyeye yükseltmeyi hedeflediler. Bu kapsamda Almanya, Fransa, İngiltere gibi başat ülkeler hem ulusal çapta hem de müşterek olarak kuvvet oluşturma gayretine yönelmişler ve tozlu raflara kaldırdıkları “Avrupa Güvenlik Savunma Kimliği” projesini, yani Avrupa’yı birlikte savunma projesini canlandırma çabasına girdiler.

Öne çıkan çabalarının başında AB üye devletlerin savunma sanayini geliştirmek ve silah temin etmek için 150 milyar avroluk bir fon (Avrupa Güvenlik Eylemi-SAFE) oluşturması yer almaktadır. Türkiye’nin bu fondan yararlanması mümkün görülmemektedir. Diğer bir adım ise asker sayısını artırmaktır. Bu bağlamda örneğin 180 bin askere sahip olan Almanya’nın hedefi 450 bini bulmaktır. Oysa AB refah genç nesillerin askerlikten uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle AB’nin “birlikte savunma” projesinin önemli bir ayağı da Türkiye’dir. AB şimdi üye yapmadıkları Türkiye’nin askerine göz dikmiş bulunmaktadır. Bu iki yüzlülüğü iyi okumak gerekir. Özetle Avrupa ABD’siz ve NATO yapısı dışında kendisini savunacak bir güce kavuşabilecek kapasite ve istekliliğinden oldukça uzaktır.

Türkiye ne yapmalı?

Yeni Yalta anlaşması sonuçlanırsa, öncelikle Azak Denizi, Kırım ve Ukrayna’nın Karadeniz sahiline müzahir bölgenin ilhakı ile Rusya’nın Karadeniz’deki hakimiyeti daha da kuvvetlenecektir. Montrö Sözleşmesi ile sağlanan dengeler etkilenecektir. Ayrıca Ukrayna’da işini bitiren Rusya Kafkasya’ya odaklanarak özellikle Ermenistan’ı Truva Atı gibi kullanmak isteyebilecek, Azerbaycan ve Gürcistan’da iç kargaşalıklar kurgulayabilecektir. Daha da ötesinde Türkiye’nin  Türk Devletleri ile ilişkilerini olumsuz etkileyecektir. Tüm bunların yanında anlaşma sonrasında ekonomik yaptırımları hafifletilmiş bir Rusya ile özellikle enerji alanında Türkiye lehine bir ortamın oluşması da hayli mümkündür. Bu aşamada Türkiye’nin denge politikasını devam ettirmesi, AB adına Ukrayna’ya barış gücü askeri göndermemesi, Montrö rejimine tavizsiz sadık kalması, Kırım konusundaki tutumunu muhafaza etmesi, Karadeniz’deki Donanma gücünü takviye etmesi, başta Azerbaycan olmak üzere Türk Devletler camiasında olası Rus provokasyonlarına uyanık ve karşı tedbirli olması önem kazanmaktadır.

 

Avrupa Savunma Kimliği kapsamında AB’nin Türk askerine biçmek isteyeceği rollere, üyelik sağlanmadan izin verilmemelidir. Türkiye savunma sanayi alanında (İtalya ve İspanya örneğinde olduğu gibi) AB ülkeleri ile kurumsal değil ulusal düzeyde ilişkiler geliştirmelidir. AB ülkelerinin SAFE kapsamında %35 oranında birlik dışından yapacağı silah tedarikinde, Türkiye İnsansız Sistemler, akıllı mühimmat, kara ve deniz araçları alanındaki avantajlarını değerlendirmeyi hedeflemelidir.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00