Yalan Kasırgasının Perdesi Aralanıyor
Saygıdeğer Uyanış Okurları
“Terörsüz Türkiye” aldatmacası kılıktan kılığa girmekte. Millet Partisi kadrolarının oynanan oyunu; aziz milletimize anlatmak için çığlık çığlığa ‘Milletim Uyan’ çabası, didinişi devam ediyor. Meydana gelen gelişmeler, bu çığlığın aziz milletimizin bütün unsurlarında karşılık bulduğunu göstermesi bakımından ümit vericidir. Yalan kasırgasının perdesi aralandıkça, bölgemiz üzerindeki çağdaş sömürgecilik planları da bir bir ortaya çıkmaktadır. Türk Milleti’nin ilmi, hikmeti, irfanı, engin birikimi ile bu belayı da savuşturacağına inancımız tamdır.
EMPERYALİZM VE TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Meydanı boş bulduklarını sandıklarından olsa gerek, sömürgecilik değişik suretlerde bugün de pervasızca devam ediyor. Gerekli derslerin alınması için tarih, eşsiz bir hazine. Bu topraklarda ilk emperyalist saldırının üzerinden neredeyse bin yıl geçti (1099). Haçlıların bu işgal girişimlerine karşı kahramanca mücadele eden atalarımız 1. Kılıçarslan ve Selahaddin Eyyubi, günümüz emperyalist saldırılarına karşı tarih derinliğimizin ibret abideleridir.
Öte yandan Batı’nın, Kuzey ve Doğu Afrika ile Ortadoğu’nun sömürgeleştirmesini neredeyse 400 yıl durduran Osmanlılar, bütün unsurları ile kulağımıza fısıldayan örnek ders levhalarıdır. Ne yazık ki Batı ve Güney Afrika ile Amerika kıtası bu bölgeler kadar şanslı olamamış; yer altı ve yer üstü zenginlikleri talan edilmiş, halkları soykırıma uğramış veya yüz milyonlarcası köleleştirilmiştir.
Ayan beyan ortada olan bir gerçek var ki o da bölgemiz göz göre göre yeniden parselleniyor. Tüm derdi bir seçim sonrası olan bu partiler de bunu izlemekle yetiniyorlar. “Terörsüz Türkiye” aldatmacasını, BOP projesinden ayrı düşünmek mümkün mü? Yeri geldiğinde özgürlük, bağımsızlık savaşçısı kesilenler, başta KCK (PKK, PYD/YPG, PÇDK, PJAK) ve DEM’liler, BOP’çuların azat kabul etmez kölesi olmuşlardır. “Yeşil Kuşak”, “Ilımlı İslam” derken; bugün de BOP hayata geçiriliyor. “Trump Barış Planı”nı, “Trump Barış Konseyi”ni, “Trump Deklerasyonu”nu veya Gazze’yi, Filistinlilerden boşaltıp, tatil beldesi yapma planları hep bu amaca hizmet etmektedir. Suriye’de yaşananlar incelendiğinde narko-terör örgütlerinin kullanışlı aparatlar hâline getirildiği görülmektedir. İradelerini İsrail-ABD projelerine teslim eden bu yapılar, onların sevk ve idaresi altında hareket etmektedir. Bu cani örgütler, işleri bitinceye kadar İsrail-ABD korumalarına böylece mazhar olacaklardır.
ABD, Irak’ın kuzeyindeki altyapıyı korumak için gelişmiş savunma sistemleri konuşlandırmıştır. Suriye’de ise tam bir kölelik hakimdir. Mazlum Abdi, ABD desteğinin şart olduğunu söylerken; İsrail ve ABD’nin, Gazze’yi ne hale getirdiklerini unutmuş gibi “Suriye’yi yeniden harika yapmak için SDG desteklenmeli” demektedir.
Tom Barrack da “1919’dan beri ulus devletler tarafından engelleniyoruz… Akdeniz’e açılan çok sayıda fosil yakıt kaynağının bulunduğu Hazar Denizi’miz var ve Yunanistan ile Türkiye buraya bir kapı… Sağlıklı bir vücudun ortasında apse olamaz. Vücudun her bir parçasının iyileştirilmesi gerekir. İsrail bölgede güçlü ulus devlet istemiyor” demekte ve “KKTC’yi apse olarak” görerek, burada da “ciddi bir operasyon hazırlığında” olduklarını ifade etmektedir. Zaten daha önce Zengezur Koridoru’na sahip olarak adını ‘Trump Koridoru’ yaptıklarını hatırlayalım. Türkiye ve tarihi nüfuz alanları, modern sömürgecilik kıskacında kıvranmaktadır.
SİYASET İCAZETLİ POLİTİKALARDAN ARINDIRILMALIDIR.
Türkiye’nin ekonomik, siyasi, kültürel, ahlaki ve hukuki sorunlarını çözüp düzlüğe çıkmasının yegâne yolu; icazetli politikalardan vazgeçerek “Muhteşem Türkiye Projesi”ni bir an evvel uygulamaktan geçmektedir. Siyasi iktidarın kuruluşundan bu yana izlediği politikaların icazetli olduğu artık bir realitedir.
Ancak ana muhalefet partisinin de aynı yolu izlemesi siyasetin tıkandığını ve milletimizin sorunlarına cevap vermekte acziyete düştüğünü göstermektedir. “Terörsüz Türkiye” aldatmacasının aslında bir ABD-İsrail Projesi olan BOP’un uzantısı olduğu gün geçtikçe daha da netlik kazanmaktadır. Ana muhalefet partisinin sırf daha önceki seçimlerde ‘Kent Uzlaşısı’ adı altında gösterdikleri başarıyı DEM’e bağlamaları büyük bir talihsizliktir. Daha önceki dönemlerde “ne pahasına olursa olsun” veya “bedeli ne olursa olsun” diyerek yürütülen politikaları aklımızda. Bedel söz konusu olduğunda bu bedeli verecek birilerinin çıkmasının veya paha biçmesinin kaçınılmaz olacağı tartışmasızdır. “Terörsüz Türkiye” aldatmacasında, yeri geldiğinde cumhuriyeti kuran parti diye övünmelerine rağmen; cumhuriyetin temelinden sarsılmasına sebep olan terör örgütü uzantılarının talepleri karşısında gösterdikleri zafiyet ve boyun eğiş ne yazık ki uluslararası ilişkilerde de kendini göstermektedir.
Gerek cumhurbaşkanı adaylarının gerekse de parti yöneticilerinin, belediye başkanlarına karşı yürütülen operasyonlara karşı Avrupa ve Amerika’dan medet ummaları Türk siyaseti açısından utanç vericidir. Cumhurbaşkanı adaylarının ve genel başkanlarının daha önce Avrupalı ve Amerikalı gazetelere verdiği demeçlerle, güya yazdığı yazılarla; kendilerinin daha “çok batıcı, daha çok Amerikancı olduklarını” ifade ile yardım çığlıklarını seçmenleri nasıl karşılamaktadır bilinmez ama savundukları ilkelere tabana tabana zıttır. Bu çağrıların bizi ilgilendiren kısmı, Türk siyasetine yabancı güçlerin müdahalesini istemek anlamına geldiği gerçeğidir. Son olarak genel başkanlarının destek beklentilerinin boşa çıkması üzerine İngiliz başbakanına, “kendilerini terkedilmiş hissetiklerini” söylemesi bu çirkinliklere tüy dikti. Daha bu garabetlerin şoku atlatılmamış iken; emekli büyükelçi olan bir milletvekilinin NATO raportörü sıfatı ile hazırladığı raporda, İsrail ve ABD politikaları için İran’ın nasıl yola getireleceğini uzun anlatması karşısında pes doğrusu diyoruz.
AZİZ MİLLETİMİZİN SAĞDUYUSU MUTLAKA GALİP GELECEKTİR!
Meşhur bir atasözüdür: “Dağ başından duman, yiğit başından boran eksik olmaz.” Dünya, insanın var olduğu ilk günden itibaren, farklı ideolojilerin çarpışma alanı olmuştur. Zulme ve karanlığa dayanan ideolojilere bağlı devletler ve devletler topluluğu, kendi aralarındaki çıkar çatışmaları sona erdiği anda; topyekûn barış ve adalete dayanan devletlere karşı savaş açmışlar ve onu yok etmek için tüm güçleri ile saldırmaşlardır. Tarihin şehadeti ile sabittir ki bu savaşlarda hangi taraf kendi ideolojisinin hakimiyeti için gerekli maddi ve manevi güce ve bu gücü kullanma imkân ve kabiliyetine sahipse zafer onun olmuştur. Milletimiz bu bakımdan tarihin yüz akıdır.
Gelinen noktada terörist başı, bebek katilinin başında beri ayağına çağırdığı komisyon tam olarak dizinin dibinde yer almamıştır. İlk günden AKP’nin Sayın Genel Başkanının birlikte yol yürüyeceklerini ilan ettiği AKP+MHP+DEMPKK üyeleri gidip terörist başının önünde hizalanmışlardır. Böylelikle Gazi 1. Meclis’in mirasçısı durumundaki TBMM -Allah korusun- bu zilletten korunmuştur. Dolayısı ile terörist başının, kendisine meşruiyet kazandırma düşüncesi de akamete uğramıştır. Artık rahatlıkla TBMM’nin kendisini siyasi bir aktör olarak muhatap aldığını ileri süremeyecektir. Olsa olsa gidenlerin yeni ittifak ortaklarının temsilcileri olduğundan söz edilebilir.
Bir yığın garabetlerle devam eden komisyon çalışmaları sonunda, siyasi partiler kendi raporlarını meclis başkanlığına sunmuşlardır. DEM’in verdiği raporu gören meclis başkanı, gittiği her yerde PKK uzantısı parti için ‘bölücü hiçbir taleplerinin olmadığı’ yönündeki açıklamalarını hatırlayınca acaba utanmış mıdır? Çünkü bu raporda adı konulmasa da açıkça Kuzey Irak’taki yapıya benzer bir eyalet sisteminin, dolayısı ile özerklik, ana dilde eğitim, bölgedeki askerlerin çekilmesi, kendi askeri ve polis teşkilatının kurulması, petrol ve enerji gelirlerinden pay istenmesi, teröristlere sigortalı iş verilmesi gibi bölücü talepler açıkça dile getirilmiştir. Ankara’daki tüm bakanlıkların, il ve ilçelerde bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının belediye başkanlığına bağlanması istenmiştir.
Komisyona üye veren partilerin, özellikle siyasi iktidar ve ortağının verdiği raporlar ise bütün hatalarına rağmen, daha temkinli bir dil barındırması bakımından önemlidir. Buna rağmen raporlar; PKK’nın siyasi uzantısı parti tarafından kendileri ile konuşulanlardan farklı ve ayıp olarak olarak nitelendirilse de ümit vericidir.
İyi niyetlerle süreçten hayırlı bir sonuç çıkar mı acaba diye düşünen kesimlerin de aldatmacanın farkına varması ve ona göre tavır alması ise son derece değerlidir. Şehit aileleri, gaziler ve aileleri, korucular başta olmak üzere; yanıltıcı yoğun propagandaya rağmen bu yalan kasırgasının gerçek yüzünün toplum nezdinde de ortaya çıkması kayda değer bir gelişmedir. Aldatmacanın başından beri farkında olan, sessiz çığlıkları ile olup biteni izleyen ve not eden Büyük Türk Milleti; gerçeklerin toplumun önemli bir kesimi tarafından da görülmesi ve ona göre tepki göstermesinden memnundur. Hele hele kayıtsız- şartsız felaketin savunucusu olan kör gözlerin, sağır kulakların ve hissiz kalplerin de gerçekleri görmeye başlaması milletimiz açısından ümitvar olmayı gerektirmektedir.
Millet Partisi kadrolarının “Terörsüz Türkiye” aldatmacasına karşı vermiş olduğu mücadele her türlü övgünün üstündedir. Oynanan oyunlara karşı fedakârca, yiğitçe, mertçe karşı koymak için yeniden yollara düştüler. Girilen sürecin mevcut haliyle büyük tehlikeleri bulunduğunu anlattılar. Afişlerle, mektuplarla, milli karar toplantıları ile aydınlara, akademisyenlere, gazetecilere, derneklere, vakıflara çağrımızı duyurdular ve duyurmaya da devam ediyorlar. Hasılı ‘Milletim Uyan’ feryadı tüm Türkiye’yi kapladı. Elbetteki bunda vicdan ve sağduyu sahibi diğer aydınların, kuruluşların çabasının, gayretinin de payı küçümsenemez. Doğru ve gerçekler nereden gelirse gelsin, kimden gelirse gelsin mukaddestir, muazzezdir ve baş tacı edilir.Millet Partisi olarak birleştiren, barıştıran, kardeşleştiren bir politik çizgi izledik, dilimiz de bu doğrultuda oldu. Bundan sonra da “kınayanların kınamasından korkmadan”, her zaman hakkın bayrağını yükseltmeğe, barış ve adaletin hâkim olması için mücadeleye devam edeceğiz. “İman et, mücadele et, zafer senindir.”
