Ev 27. Sayı BAŞYAZI: Siyasetin İcazetli (Dış Onaylı) Meşruiyetin Dışarıdan Verilmesi En Temel Sorundur #27

BAŞYAZI: Siyasetin İcazetli (Dış Onaylı) Meşruiyetin Dışarıdan Verilmesi En Temel Sorundur #27

Tarafından Cuma NACAR

SİYASETİN İCAZETLİ( DIŞ ONAYLI) – MEŞRUİYETİN DIŞARIDAN VERİLMESİ EN TEMEL SORUNDUR.

Türkiye’de ekonomik, siyasal, kültürel, ahlaki ve hukuki alanlarda çürümüşlük, kokuşmuşluk had safhaya ulaşmıştır. Gerçek yüzü bir bir ortaya çıkmaya devam ederken, büyük bir telaşla üzerini kapatmaya çalışsalar da ‘Terörsüz Türkiye’aldatmacası bütün yüzsüzlüğü ile kandırmaya devam ediyor. İlimle, hikmetle, akılla, samimiyetle, dürüstlükle ve süratle bu sorunlar çözülmezse; Allah korusun, Türkiye’nin de tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alması kaçınılmazdır. Bütün sorunların kaynağında hakka dayanmayan, icazetini (onayını)-meşruiyetini milletinden almayan, ahlaki prensipleri yok sayan, hukuk devletini yerle bir eden yönetim anlayışı bulunmaktadır.

TERÖRİST BAŞI, SİYASİ İKTİDARI VE ORTAĞINI TESLİM ALMIŞTIR.

Batılıların ‘Türklere iltifat et yeter’ sözü Tayyip Bey’in Trump ile görüşmesinde bir kez daha yaşandı. Suriye fatihi olarak lanse edilerek, Şara’nın iş başına geçmesindeki İsrail desteği göz ardı edildi. Bizim kamuoyu da böyle biliyordu zaten. İsrail bir yandan Golan’daki işgalini 400 kilometrekare daha genişletirken bir yandan da Ürdün sınırından Suriye’nin kuzeydoğusuna, oradan da Kuzey Irak’a koridor açma hedefini adım adım gerçekleştiriyor. Terörist başı, bebek katili ilk günkü gibi Suriye’nin kuzeyindeki terör ordusuna dokundurtmuyor. PYD-YPG’yi kırmızı çizgisi görmeye devam ediyor. Basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, insan hak ve özgürlüğü havarisi kesilen terörist başı daha önce de muhalif medyanın dilinden şikayetçi olmuş ve siyasi iktidara medya ve yargı gücünü kullanarak bunların susturulması talimatını vermişti. Şimdi de hızını alamayarak siyasi iktidar ve ortaklarına, TBMM’ne, ana muhalefete emirler yağdırıyor. Onlara nasıl davranmaları gerektiği talimatını veriyor. Türkiye’nin, Suriye’nin iç işlerine karışmamasını ve kuzeyindeki teröristan elebaşlarını muhatap almasını istiyor. Sırada Mazum Abdi’nin Ankara’da Barzani gibi kırmızı halılarla karşılanması ve ağırlanması talebi var. Tabii ki ‘kazan kazan’ yöntemi ile adım adım önce kendisini muhatap kabul ettirdi, şimdi de Suriye’deki teröristanın sözde yöneticilerini muhatap kabul ettirmek istiyor. Çünkü onları ‘göz bebeği’ olarak görüyor. Nitekim artık buradaki yapı Trump – Şara görüşmesi ile alenen ABD’nin garantörlüğüne mazhar olmuştur.

Terör örgütü bir yandan Suriye’nin kuzeydoğusundaki kazanımlarını arttırırken; bir yandan terörist başının görüşlerine göre Türkiye’de yasal düzenlemeler, adına genel af demeden teröristlerin affına sebep olacak İnfaz Kanunu’nda değişiklik yapılması ve nihayetinde anayasal değişiklik hedeflerine adım adım ilerliyor. Terörist başının istediği demokratik ve hukuki boyut bu olsa gerektir.

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un mademki terör örgütü kendini feshetti, silahları bıraktı; MGK, PKK’yı terör örgütü listesinde çıkarsın yönündeki açıklamaları asla kabul edilemez. Sahadaki tüm göstergelere rağmen, kendileri bu yalana inanmış olabilirler. Ama Türk Milleti bunların birer tiyatral gösteri, aldatmaca ve kandırmaca, kıpkızıl bir yalan olduğunu bilmektedir.

Bütün aldatıcı propagandalara rağmen halk, meclis komisyonunun İmralı’ya gidip, terörist başının karşısında hizalanmasına karşı çıkıyor. Bu sefer de iktidarın küçük ortağı, “üç arkadaşımı alır ben giderim” diyor. Aslında bu kadar gürültüye gerek yok. Bu kararını açıklarken kendisini ayakta karşılayanları da yanına alarak, kavgaya son vermek istediği “kardeşini” kendisi ziyaret edebilir. Hatta elinden tutup, davul zurna ile dışarı da çıkarabilir. Öyle diyordu ya, kardeş kavgasına nihayet olsun diyerek. Herkes şunu bilmelidir ki Türk ve Kürtler arasında zaten bir kavga yoktur, olmamıştır. Tarihin, inançlarının şehadeti ile kardeştirler. Ama bu milletin, terörist başları ile kavgası vardır ve bunlarla da kardeş değildirler. Bağımsız mahkemelerin verdiği, ancak yasamanın değiştirdiği cezayı, terörist başı görünceye kadar veya sonrası için hakkettikleri cezayı gerçekten bağımsız mahkemelerin vereceği kararla çekinceye kadar da bu kavga devam edecektir.

Zaten terörist başı hiçbir zaman için İmralı’da ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü muamelesi görmemiş, kendisine T.C. İnfaz Kanunu uygulanmamış ki. Öyle olduğu içindir ki bugüne kadar terör örgütünü sevk ve idare edecek mahiyette 16 kitap yazdığı söyleniyor. Terör örgütü ile irtibatlı tüm faaliyetlere mesajını gönderebiliyor. Daha bir de çıkmışlar, tecridin kaldırılmasından veya cezaevinde koşullarının iyileştirilmesinden söz ediyorlar. Kaldı ki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan PKK’lı teröristler peşi sıra iyi halli olarak, koşullu salıverilme ile tahliye edilmektedirler. Süreçle birlikte birden iyi halli olmaları, Türkiye’nin gerçek anlamda bir hukuk devleti olmadığının bir başka göstergesidir. Tahliye edilenlerin içinde terörist başına şiirler düzen kişilerin de olması düşündürücü olsa da siyasi iktidarın küçük ortağının güzellemeleri karşısında bir anlamı oluyor. Sahi Sayın Erdoğan, “Bunları biz bırakırsak ebedi âlemde şehitlerimiz bize bunun hesabını sorar” dememiş miydi? Anlaşılan bu konuda bir korkusu kalmamış. Dost acı söyler. Sayın Erdoğan gelin ebedi âlemde şehitlerin iki eli, iki yakanıza yapışmasın istiyorsanız, bu belalı süreçten vazgeçin. 

İNSANLIK, İLAHİ SOLUĞU TÜRKİYE’DEN YENİDEN ÜFLEMESİNİ BEKLİYOR!

Küresel siyasi ve ekonomik kumanda merkezlerinde esaslı bir değişiklik yaşandığı ayan beyan ortada. Avrupalı yöneticiler ülkelerinin hak ve menfaatlerini korumak için kendilerine “Gelecekte dünya siyasi düzeninin nesnesi mi, yoksa eylemci öznesi mi olacağız” sorusunu soruyorlar. Türkiye’de ise siyasetin hak üzerine bina edilmemesi, bütün hesapların bir sonraki seçimi kazanmaya göre yapılmasından dolayı, siyasiler günlük kayıkçı kavgasında, milletin geleceğini heba etmek için birbirlerini yemeye devam ediyorlar. Varlığını küresel emperyalist güçlerin desteğine borçlu olanlar; oyun kurucu olmak yerine, başkalarının yazdığı oyunu oynamaya mahkûm kalacaklardır. Hakka ve millete dayanmayan siyasi oluşumların ve iktidarların kendi milletine de insanlığa da sunabileceği hiçbir hayır bulunmaktadır. Tarih bunun örnekleri ile doludur.Sultan Abdülaziz’i katledenlerhakkında soruşturma açılması üzerine hemen Fransız Başkonsolosluğu’na sığınan şebeke başı Mithat Paşa’dan başlayan, CIA’in Türkiye Şefi Paul Henze’nin darbeyi dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’a “Bizim çocuklar başardı” şeklinde haber verdiği 1980 Askeri Darbesi ile devam eden müdahalelerden bugünlere gelen bir tarihimiz var. Kolu, bacağı hele hele ruhu, kalbi yurt dışındaki belli mahfillere bağlı olanlara karşı bilinmelidir ki birinci mesele tam bağımsız Türkiye’dir. Bu hedef günümüzde ABD Ankara Büyükelçisi’nin Senato’daki konuşmasında, küçük bir çekiç gibi Türkiye’yi hizaya getirebileceği veya Trump’ın, ülkemizi yönetenlere ihtiyaçları olan meşruiyeti vereceği sözleri karşısında hayati derecede önemlidir.

Küresel sömürgeci güçler, ülkelerin sadece yer altı ve yer üstü zenginliklerini hoyratça sömürmüyorlar. O ülkelerin çocuklarını, insanlarını da tarihin görmediği bir aşağılıkla zevk ve sefalarına meze yapmaktadırlar. İşte Amerika siyasetinde gündemi uzunca bir zamandan beri meşgul eden, ancak son zamanlarda neredeyse tek gündem hâline getirenEpsteinpedofili ağı davası. Ortaya döküldüğü kadarı ile bile; büyük bir vahşet, acımasızlık, tüyleri diken diken eden, yüreğini sıkıştıran, boğazına düğümler atan cinsten. Sınırları sadece bu ülke ile sınırlı da değil. Hedeflediği kız çocuklarının birçoğunun Rusya, Belarus, Türkiye ve Türkmenistan’danolduğu söyleniyor. Uluslararası boyutta çocuk yaşta kızların istismar edilerek köleleştirilmesi; devlet adamlarına, prenslere, düklere, baronlara, medya-sanat-akademi dünyasının tanınmış isimlerinin zevk ve sefalarının emrine verilmesi. Olayın bir de istihbarat yönü var. Tüm rezaletlerin sesli ve görüntülü kayda alınması ve bunlar kullanılarak devlet adamlarına varıncaya kadar şantaj ve susturma görevi görmesi. Böylelikle dünyayı hükümranlıkları altına almakta ve istediklerini yaptırmaktadırlar. Bu kayıtların,Epstein ve soydaşlarının bulunduğu İsrail’in her türlü soykırım, işgal planlarının emrinde kullanıldığı anlaşılıyor.Kayıtlarda ismi geçenler arasında Clinton’ın, Trump’ın dışında TomBarrack’ın da bulunması, hele hele konunun Türkiye veya Ankara ile ilgisi,bu kişinin Ankara’da bulunması ile sınırlı olmadığı iddiaları, olayın vahametini arttırmaya yetiyor.

Bölücü terör örgütünün, yurt içinde ve yurt dışında kökünün kazınması hedefinin yanında; devletimizin insanlık için yeniden barış medeniyeti egemenliğinin hamisi ve müjdecisi olmasının, milletimiz ve insanlığın bolluk ve bereketin altın çağını yaşayabilmesinin yolunun Türkiye’nin icazetli politikalardan derhal kurtulmasından, hakkıyla hukuk devleti olmasından, hakka dayalı millet iktidarından ve bunun kutlu mücadelesinden geçtiğini hatırdan bir an için olsun çıkarmamak gerekiyor. Bu ulvi hedefleri gerçekleştirme görevi bulunan siyaset ise terörist başı tarafından esir alınmış bir görüntü vermektedir.

İslâm’ı, Hıristiyanlıktakine benzer bir kimliğe büründürme; ahlaki yönünün soyutlama, asli yapısı dejenere edilerek ve sadece beş şarta indirme girişimlerine rağmen, onun tertemiz kalacağına inancımız tamdır. İslâm dini bazen din istismarcılarının, bazen de din düşmanlarının elinde oyuncak hale getirilmesi çabaları başarısızlığa mahkûmdur. Dini tam da böyle anlayan ve yaşayan ama dini referans aldığını iddia edenlerin;“azat kabul etmez” köleleşmesi de kolaylaşıyor. Yeri geldiğinde, ‘nas var kardeşim nas’ diyenler, keşke şu ayeti hakkıyla idrak edebilselerdi. Ey inananlar, Yahudileri ve Hristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.” (Maide/51) Buradaki velilerden maksadın ne olduğu konusunda değişik yorumlar yapılmakla birlikte “yönetici, koruyucu” anlamının galip geldiğini anlıyoruz. Bu bağlamda düşünüldüğünde küresel sömürgeci güçlerin koruması altına giren, onların velayetini-yöneticiliğini kabul eden kişinin, itaat edilmesi gereken “bizden olan emir sahibi” olması mümkün müdür? Elbette ki demokratik ve meşruiyet çizgisinde muhalefet yapılması hakka olan inancın varlığınıdipdiri ilan anlamına gelecektir.

İnsanlığın ruhuna, Türkiye’nin ilahi soluğu yeniden üflemesine her zamankinden daha çok muhtaç. Türk siyasetinin tarihi misyonunu yerine getirebilmesi için, düştüğü bu açmazdan bir an evvel kurtulmasını vazgeçilmez hâle getiriyor. Bu zaruretin gereğinin birlik ve beraberlik içinde yapılmaması; öncelikle milliyetçi, muhafazakâr olmak üzere Türk siyasileri için de tarihi bir vebal olmaya devam edecektir.

You may also like

1 Yorum

Hasan Tahsin UYSAL 26/11/2025 - 17:11

Epstein kayıtları,Mithat Paşa haini,”Türkiye’de tek adam yönetimi kurulmalı”diye abd dışişleri bakanlığına,2006 yılında resmi yazı yazan,80 darbesi için “bizim çocuklar başardı”deme cesaretini gösteren cıa Türkiye masası şefi paul hanze ile igili bigiler içi çok teşekkürler sayın genel başkanım
Yazınız ufkumu hep genişletiyor.
saygılarımla

Cevap

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00