Ali Osman ARGIN
Öğrenciliğim yıllarında Bursa İlim ve Kültür Derneğinde cumartesi günleri seminer çalışmaları yapardık. O çalışmalar; “İlmi Sağ”, “Gerçek Emperyalizm” ve “Kadroların Vazifeleri” kitaplarının incelenmesiydi.
Yine o seminerlerde; “Yeniden Milli Mücadele” dergisinin özellikle ‘Başyazısını’ okur, değerlendirirdik. Rahmetli Aykut Edebali teşkilat lideri olarak mesajlarını Başyazıda verirdi.O dönem aynı zamanda “Sol-Sağ” çatışmalarının hat safhada olduğudönemlerdi.
Çatışmaların taraflarından birisi, kendilerinin milliyetçi olduğunu söylüyor ve karşı tarafı komünistlikle suçluyor, komünistlerin Azerbaycan, Macaristan ve Çekoslovakya’da olduğu gibi Türkiye’yi SSCB’nin peyki yapacaklarını savunuyordu.
Diğeri ise; kendilerinin ‘Devrimci’ olduklarını, tam bağımsız bir Türkiye istediklerini; karşı tarafın ise faşist, Amerikan emperyalizminin uşakları olduklarını söylüyorlardı.
Bu kargaşada rahmetli Aykut Edebali defalarca yaptığı uyarılarla bizi çatışmalardan uzak tutmaya çalışıyordu.
Uyarılarda özellikle şunu vurguluyordu:
“Gençler, Türkiye komünist olmaz. Dünya Yalta, Potsdamkonferanslarında ve Churchill ile Stalin arasındaki Moskovagörüşmelerinde ‘Sovyet etki alanı’ ve ‘Batı etki alanı’ olarak ikiye ayrılmıştır. Türkiye Batı etki alanında kalmıştır. Buna rağmen Türkiye’ye komünizmi getirmek isteyenler olabilir, ancak bunu önleyecek sizler değilsiniz. Devletin askeri var, polisi var. Sizler önleme işine girişirseniz hem o güçlerin işini zorlaştırırsınız hem kargaşaya neden olursunuz ve sonunda en çok zararı sizler görürsünüz.”
Yazıya niye böyle bir giriş yaptım?
Yukarıda bahsettiğim konferansların yapılması ‘İkinci Dünya Savaşı’nın dünyayı kasıp kavurduğu acılar üzerine yapılmıştı.
Gerçek Emperyalizm kitabında Lenin Rusya’da Komünist ihtilali gerçekleştirmeden önce Almanya’dan kendisine propaganda için bir vagon dolusu altın gönderildiği anlatılıyordu. SSCB Almanya’ya çok güveniyordu. Almanlar, içeride karşı ihtilal hazırlığı olduğunu söyleyerek, düzenledikleri sahte belgelerle SSCB ordusuna tuzak kurup, subay kadrosunun önemli bölümünü tutuklatıyor. Ardından da Rusya’ya savaş açıyor.
Kitapta İkinci Dünya Savaşının seyrinin değişip, Hitler ordularının gerilemeye başlamasından sonra Almanya’nın işgali ve soğuk savaş dönemlerinde Macaristan’ın ve Çekoslovakya’nın işgali anlatılarak, dünyanın iki emperyalist güç arasında nasıl paylaşıldığı anlatılıyordu. Ve kitabın yazıldığı 1969 yılında Vietnam ABD işgali altındaydı. Hiç unutamadığım, o kitapta Vietnam’la ilgili çok ilginç bir iddia vardı. Diyordu ki; “Yakın bir gelecekte ABD Vietnam’dan çekilecek ama karşılığında neresi?” diye yazıyordu. Nitekim 1974 yılında ABD mağlup olmuş gibi Vietnam’dan çekildi. Karşılığında da, dünyada seçimle iktidara gelen Şili Devlet Başkanı Salvador Allende’ye karşı Pinoşe darbe yaptı. Böylece Vietnam komünizmin kucağına terkedildi ama Şili’de ABD etki alanına girdi.
Günümüzde de dünyada uzun zamandır alışık olmadığımız birtakım olaylar yaşanıyor:
Önce Suriye karıştı. Ardından Putin idaresindeki Rusya Ukrayna’ya savaş açtı. AB ve ABD Ukrayna’yı destekliyordu.
Uzun süredir Ermenistan işgali altındaki Karabağ’da Azerbaycan atağa kalktı ve Karabağ’ı geri aldı. Batı yanlısı politika takip eden Ermenistan’a ne Batıdan ne Rusya’dan yardım gelmediği gibi, bir de baktık ki ABD Azerbaycan ile Ermenistan arasında arabulucu oldu ve şirketini ZengezurGeçidine yerleştiriverdi.
Tam o arada İsrail-Gazze savaşı patlak verdi.Rusya’nın Ukrayna işgaline karşı çıkan ABD ve AB İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırıma bırakın karşı çıkmayı, resmen desteklediler ve Rusya’dan Gazze ile ilgili önemli bir ses çıkmadı. Ses çıkmadığı gibi muhalif güçler Rusya’nın yıllardır arkasında durduğu Esat’a karşı birden çok hızlı bir şekilde üstünlük sağladılarve Esat Suriye’yi terk ederek Rusya’ya sığındı.
Trump ise Ukrayna CumhurbaşkanıZelenskiy’e haddini bildiriyordu. Azerbaycan ise Gazze konusunda İsrail’in yanında yer alıyor ve petrol desteği veriyordu. Türkiye ise cılız kınama ve Galata Köprüsü mitingleri ile toplumun gazını almakla meşgul. Trump ise Erdoğan ile diyaloglarında seviyor mu, yeriyor mu belli değil. Türkiye’nin onduğunu da öldüğünü de istemeyipTürkiye’yi kontrol altında tutucu bir dil kullanıyor.
Bu arada Trump, Grönland, Kanada ve Güney Amerika’daki birtakım ülkeleri alacağını söylemekten çekinmedi. Öbür taraftan da AB birliğini yıpratıcı birtakım uygulamalara girişti.Uzak doğuda Çin de Tayvan ve Filipinler üzerinde hak etmeye başladı. Oralarda ABD askeri üsleri var ama Trump’tan ses yok.Aynı Trump Venezüella’da önce iç karışıklıklar çıkartı, ardından bir operasyonla Venezüella devlet başkanı Maduro’yuderdest edip ABD’ye götürdü.
İran’ın içi karışmış durumda ve Trump’un tehditleri devam ediyor.
Bütün bu gelişmeleri üst üste koyup, olaylara geniş çerçeveden baktığımda benifarklı bir noktaya götürüyor:
Ortalıkta bir belirsizlik söz konusu.Bu belirsizliği büyük güçlerin kendi alanlarını genişletmek için kullanacaklarını tahmin etmek zor değil.
Trump’un zaman zaman NATO’nun yükünü hep kendilerinin taşımayacağını, diğer üye ülkelerinde taşın altına ellerini koymalarını istiyor… Acaba ABD küresel patron olma iddiasından vaz geçip Grönland’dan başlayıp güney Amerika’ya kadar Batı yarımkürede ve İsrail’e ayakbağı olabilecek kuzey Afrika’dan, İran’a kadarbir egemenlik inşa edip, dünyanın kalanının Rus ve Çin nüfuz bölgelerine teslimetmek istiyor gibi bir görüntü sergiliyor.Sanki bu ülkeler arasında gizli bir pazarlık var.
Bu arada gerek nüfus, gerek asker sayısı ve son yılarda alttan alta teknolojik alanda yaptığı atılımlar ile bir Hindistan gerçeği var… Özellikle İngiltere, ABD gibi ülkelerde çok sayıda teknik elemanı var.
Türkiye bu şartlarda taraflardan birine yaslanıp güdümüne girmek yerine, güçler arasındaki gerilimleri iyi irdeleyip yönetmek ve kendi güvenlik risklerini öteleyip, yapacağı atılımlar ile en aza indirmek zorunda.
