Ev 29. Sayı Halep’te Olanlar Suriye’nin Geleceği

Halep’te Olanlar Suriye’nin Geleceği

Tarafından Uyanış
Feyyaz IRFAN

Halep’te yaşananlar bir “çatışma” değil, Suriye’nin harita üzerinden silinme sürecinin yeni perdesidir. Görmeyen ya da görmek istemeyenler için gerçek acımasızdır: Suriye fiilen bölünmüştür.

Aralık 2024 ve Ağustos 2025’te kaleme aldığım yazılarda Suriye masasına oturacak aktörlerin cevaplandırması gereken temel sorulara dikkat çekmiştim. Aradan geçen sürede o soruların neredeyse hiçbirinin cevabı, Suriye’nin ve bölgenin lehine gelişmedi.

En kritik soru ise hâlâ ortada duruyor: Suriye; din, mezhep ve etnik fay hatlarını aşarak “Suriye vatandaşlığı” temelinde bir uluslaşma sürecine girebilecek mi?

Halep OlayıAskerî Değil, Siyasi Bir Karardır

Halep’te Şam ordusu ile SDG/YPG-PKK unsurlarının karşı karşıya gelmesi ve ardından ABD’nin sahaya inerek SDG militanlarını otobüslerle Fırat’ın doğusuna tahliye etmesi, sıradan bir askeri manevra değildir. Bu, açık bir jeopolitik ilandır.

Bu gelişme, Suriye’nin “kontrollü parçalanma” sürecinin yeni ve kritik bir eşiğidir. Fırat’ın doğusu artıkIŞİD bahanesiyle yalnızca askeri bir kontrol alanı değil; siyasi, ekonomik ve demografik olarak Suriye’den koparılmaya hazırlanan birbölge olarak adım atılmıştır.

ABD’nin SDG yerine Şam’a yüzünü çevirmesini de iyi okumak gerek. Demek oluyor ki artık SDG’nin yapacağını ŞAM hükümeti yapacaktır. Onun için ABD yönünü Şam hükümetine çevirmiştir. ABD’nin bölgede bulunmasının sebebi malum, İsrail’in güvenliği ve yeraltı zenginliklerinin ABD’li şirketlere tahsisi…

Bu konularda ABD’ye gerekli güvenceler verilmişse şimdilik SDG’ye gerek kalmamıştır. ABD açısından önemli olan bölgede ABD’nin emperyal çıkarlarının korunması… ABD’nin ve bölgedeki emperyal güçlerin ileride SDG/PKK benzeri örgütleri hortlatmayacağı anlamına gelmez tabiki…

Suriye’de Uygulanan Plan:Kontrollü Parçalamadır

Bugün hâlâ “Suriye’nin toprak bütünlüğü” söylemine sığınanlar ya sahayı okumaktan acizdir ya da kamuoyunu bilinçli şekilde oyalamaktadır. Türkiye’nin ABD ile işbirliği yaparak yürüttüğü Suriye politikası ne yazık ki toplumu bu süreçte etnik ve mezhep temelli olarak duygusal bağlamda ayrıştırmıştır. Bu durum her an patlamaya hazır bir bomba gibi ortadadır…

Suriye’deki fiili durum:

  • Fırat’ın doğusu: ABD korumasında SDG/YPG-PKK bölgesi,
  • Güney hattı: İsrail’in nüfuz alanına dönüşmüş Dürzi bölgesi,
  • Sahil şeridi: Nusayri/Alevi eksenli yapı,
  • Kuzeybatı: Birbirine gevşek bağlarla tutunan silahlı gruplar şeklinde gözükmektedir.

Bu tablo tesadüf değildir. Bu, 1982 tarihli Yinon Planının ve onun güncellenmiş hali olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) sahadaki karşılığıdır. Amaç; güçlü Suriye değil, kontrol edilebilir Lübnan gibibir Suriye’dir. Şam Hükümeti ile SDG’nin imzaladığı anlaşma metni Suriye’nin Lüblan’lılaşmasıdır aslında. Yani devlet yönetiminde adalet, ehliyet, istişare, maslahat ve emanet kavramlarının gereğini yapmak yerine, etnik ve mezhep temelli paylaşımı bunun açık göstergesidir.

Bölgede güçlü ulus devletler değil; zayıf, parçalı, birbirine düşman devletçikler istenmektedir. İsrail’in güvenliği ve ABD’nin önemsediği enerji kaynaklarının ve nakil hatlarının güvenliği tam da bu haritanın üzerine inşa edilmektedir.

Türkiye Neyi Desteklediğini Gerçekten Biliyor mu?

Halep sürecinde Türkiye’nin Şam yönetimine verdiği destek, içeride DEM çevreleri, dışarıda Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından eleştirilmiştir. Bu tablo sürpriz değildir. Çünkü Türkiye Suriye konusunda yıllardır tutarsız,tepkisel ve günübirlik bir politika izlemektedir.

“Kardeşim Esat”lı yıllardaTürkiye-Suriyeortak bakanlar kurulu toplantısı yaparken bir anda ABD ile birlik olup “Esad gitsin” moduna girildi… ABD’nin niyeti anlaşılınca, Esad’la masaya dönülmek istendi… Ama çok geçti artık… Ardından Esat gitti ve Suriye bitti… Atalarımız boşuna söylememiş: “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.”

Feraset Olmadan Devlet Yönetilmez

Devlet yönetimi, hele de dış politika, hafıza ister, tarih bilgisi ister, ehliyet, liyakat ve feraset ister. Ancak Türkiye’yi yönetenlerin;

  • BOP bağlamında; Irak’ın, Libya’nın, Yemen’in ve Sudan’ın parçalanmasından,
  • İngiliz destekli Mekke Emiri Şerif Hüseyin isyanının ardındanOsmanlı’nın Arap coğrafyasından çekilirken yaşadığı büyük kırılmadan,
  • Balkanlardan çekilirken yaşanan felaketlerden

ders çıkardığına dair sahada hiçbir emare yoktur.

Eğer bu tarihsel hafıza canlı olsaydı; Suriye sahasında Esat’ı devirmek amacıyla Esat muhalifi militanları “eğit/donat” formunda ABD ile bu kadar iç içe olunmazdı.

SDG/YPG/PKK’nin kuzey Suriye’de devletçik kurmasına zemin hazırlanmaz, “BOP Eş Başkanlığı” bir siyasi övünç vesilesi haline getirilmezdi.

Bedeli Kim Ödedi, Kim Kazandı?

Bugün ortaya çıkan tablo nettir:

  • Yaklaşık 800 bin Suriyeli hayatını kaybetti,
  • Milyonlarca Suriyeli yerinden yurdundan edildi,
  • Türkiye onlarca şehit verdi ve 4–5 milyon sığınmacının yükünü tek başına omuzladı.

Peki kazanan kim oldu? ABD ve İsrail…

İsrail, GolanTepeleri’ndeki işgalini genişletti, Suriye’nin askeri kapasitesini sıfırladı ve güneyden kuzeye kadar uzanan bir güvenlik kuşağı oluşturdu. ABD ise enerji sahalarını ve vekil gücünü (İsrail) garanti altına aldı.

Kaybedenler ise Suriye, Türkiye ve bölge halkları oldu.

Halep’ten Sonra Sırada Ne Var?

Halep’te yaşananlar, Suriye’nin Fırat’ın doğusunu tamamen kaybetme sürecinin başlangıcıdır. Dürzi bölgesi fiilen İsrail’in kontrolündedir. Yarın başka bir etnik ya da mezhepsel yapı için benzer “özerklik” senaryoları devreye sokulursa kimse şaşırmamalıdır.

Asıl tehlike şudur:

Bu parçalanma tamamlandığında sıra bölgesel domino etkisine gelecektir. İran, Irak’ın bölünmesinin ardından Türkiye’nin güney sınırı, istikrarsız ve düşmanca yapıların kuşağına dönüşecektir.

Sonuç ve Değerlendirme

Halep’te yaşananlar bir haber değil, bir ikazdır.

Suriye’nin geleceği, Türkiye’nin güvenliğinden bağımsız değildir. Suriye’de yapılan her stratejik hata, Türkiye’ye ağır bir fatura olarak dönmüştür ve dönmektedir.

Bugün hâlâ yapılabilecek doğrular vardır:

Sloganları bir kenara bırakıp ABD merkezli projelerden uzak durup,  Türkiye olarak bölgede adil bir hakem rolünü üstlenmektir.

Bu pozisyonda Suriye’yi, toprak bütünlüğü korunmuş, hukuk devletini ve tüm kimlikleri kapsayan bir akılla etnik ve dini kimlikleri aşan Suriye vatandaşlığında buluşturmaktır.

Aksi halde Halep, yalnızca Suriye’nin değil, Türkiye’nin de kaybolan pusulasının simgesi olarak tarihe geçecektir.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00