Dün, Amerika’nın ‘Arap Baharı’ ile Irak, Libya ve Ürdün’e, “demokrasi ve hürriyet getireceğiz” yalanları ne idiyse; bugün Netanyahu İsrail’i için, Filistin, Lübnan, İran, Suriye halkları için, “demokrasi ve hürriyet getireceğiz” teraneleri de aynı yalandır.
Soru elbette ironi bir başlık.
Ancak, korku, ateş ve ölüm makinesine evrilen Netanyahu’lu İsrailsöz konusu ise, bu başlık anlamını yitirmez.
Katil Netanyahu yönetiminde ki İsrail, bir yandan Gazze’de insanlık dışı vahşetine devam ederken, ara vermeden başlattığı ve bütün dünyanın gözleri önünde cereyan eden, özellikle bölge halklarını merak, korku ve gelecek kaygısına gark eden Lübnan saldırıları, dünya gündeminin ana ve baş konusu olarak, bütün iletişim kurum ve kanallarında ki yerini aldı.
Artık, haber portal moderatörleri konuklarına, “İsrail’in ne zaman ve nerede duracağı” sorusunu soruyorlar.
Gelinen noktada, böyle bir sorunun cevabını belki de tam olarak ne Joe Biden’liABD ne de Netenyahu’lu İsrail dahil kimse bilmiyor.
Çünkü, söz konusu olan kontrolsüz bir yangınsa, bu yangının nerede, nasıl ve ne zaman duracağı rüzgârların insafına kalır.
Tabii bu arada olanlar ve olacak olanlar, hükmünü icra eden ateşin yakıp kavurduğu masum bebeklere, çocuklara, yaşlılara, kadınlara ve ham kalan ümitlere olur.
İşte, tamda burada şöyle bir soru insanın aklına gelmiyor değil.
“Yaklaşık on milyon nüfusu olan İsrail, yaklaşık sekiz milyar nüfusu olan dünyadan daha mı büyük?
Kaldı ki, bu nüfusun yaklaşık iki milyarı da sözde Müslüman.
Yani, dünya da Müslüman’ların nüfusu İsrail nüfusunun beş değil, on değil, elli değil, tam iki yüz katı.
Çok Yönlü Bir Vahşet Tablosu
Amerika ve Avrupa, dünyanın gözleri önünde kanlı İsrail kalemiyle utanç verici bir vahşet tablosu çiziyorlar tarihe.
Netanyahu kan dökmeye, can yakmaya devam ediyor; sahibi olmadığı topraklara yerleşmek için adım adım ilerliyor.
Amerika, Avrupa sadece seyretmekle kalmıyor, İsrail’e silah vermeye devam ediyor. Rusya ise kendi derdinde.
BM işlevselliğini hepten yitirmiş vaziyette, Türk ve İslâm alemi suskun, Türkiye kendince bir şeyler yapmaya çalışıyor, lâkin kimseler takmıyor.
Dediğimiz gibi, İsrail’in nerede duracağını, nasıl durdurulacağını kimse bilmiyor.
Adı konmayan gayrı nizami, gayriahlaki, gayrı insani bir savaş söz konusu.
Savaş tamtamları İsrail’in, öylesine kulaklarını sağır, gözlerini kör etmiş ki; İblis güdümlü silahlar, ibadethaneleri, okulları, hastaneleri ne tanıyor ne de ayırıyor.
İsrail, BMGK birimlerine saldırıyor, askerlerini öldürüyor, yaralıyor. BM Genel Sekreteri Guterres’in, İsrail yönetimine yaptığı, “Ortadoğu’da acilen gerilimi düşürme” çağrısına değil uymak, İsrail’e girişini yasaklıyor.
İsrail, sadece can ve mala değil, akla, ahlaka, vicdana, hukuka, merhamete, adalete, tarihe ve geleceğe savaş açmış durumda.
Etle tırnak gibi, birbirine girmiş Beyrut’un sosyolojik gerçeği hâline gelmiş halkları üzerine Hizbullah bahanesiyle bomba yağdırmak,hangi sağlıklı aklın meselesi olabilir?
Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerle birlikte birçok din/mezhep ve gruplardan oluşan Lübnan halkını hedef tahtasına koymak hangi haklı gerekçenin doğru argümanı olabilir?
Her ne kadar, İsrail’de ve diğer ülkelerde azınlıkta kalan bir Yahudi topluluğu bu vahşete karşı çıksa da;Ortadoğu dramının paranoya başı Netanyahu liderliğinde ki hastalıklı Siyonist yapı ahlâk, adalet ve insanlık dışı bu kanlı saldırılara her türlü desteği veriyor.
İsrail Bu Cesareti Nereden Alıyor?
Beynelmilel Yahudi sermayesinin, ABD’de ve Avrupa’da güçlü bir İsrail lobisi oluşturduğu bilinmeyen bir durum değil. Hatta, bu ülkelerde potansiyel başkan adaylarına ciddi yatırımlar yaptığı da vakıa. Nitekim ABD’de 5 Kasım 2024’te yapılacak başkanlık seçimlerinin adayları, Trump’ı ve bayan Harris’i bu gerçeğin dışında düşünmek de mümkün değildir.
Öte yandan, her ne kadar İsrail’in elini güçlendiren, cesaretini artıran silahları ABD başta olmak üzere İngiltere, Fransa ve Norveç sağlıyorsa da,asıl vehmi saplantı: “Tanrı İsrail oğullarınıefendi, bütün insanlığı da İsrail oğullarına köle olarak yarattı” zihniyetinden neşet eden,‘vaat edilmiş topraklar’ ve ‘Büyük İsrail’ hayalinin iflah olmaz bir inanca dönüşmesidir.
Yoksa, Joe Biden’ın iki de bir,“arkanızdayız” dediği Netanyahu şirretinin ve cinnetinin, ‘İsrail’in güvenliği’ gerekçesinin bir kurnazlık söylemi olduğunu bütün dünya bilir.
Kendilerinden menkul bir hayalin hükümranlık coğrafyası, ‘Nil’den Fırat’a’bütün Mezopotamya’dır.
Yani, İsrail ve Filistin topraklarından başlayıp, Lübnan ve Irak’ın tamamını, Doğu Suriye’yi, İran’ın batısını, Türkiye’nin Güney Doğusunu, Kuveyt’in bir bölümünü içini alan Mezopotamya coğrafyasıdır.
Değişmeyen Doğrular
Dün, ‘Arap Baharı’ harekâtında ABD için asıl mesele nasıl ki, Saddam, Kaddafi, Zeynel Abidin değilse; bugün de, Netanyahu İsrail’i için asıl mesele, İsmail Haniyye, Hasan Nasrullah, Mesut Pezeşkiyan, Eset ve hatta Tayip Erdoğanda değildir.
Dünden bugüne değişmeyen doğru, kadim ve sorunlu bu bölgede Netanyahu İsrail’nin yeni bir coğrafyaya ve ‘yeni düzen’e çalıştığı gerçeğidir.
Kaldı ki, on beş bin kişinin öldüğü 1949 ateşkes anlaşmasından sonra İsrail’in eski manda topraklarının çoğunu elinde tutması, 1948’de ilân edilen Filistin Hükümeti’nin Gazze Şeridi’ni ele geçirmesi, işgal ettiği Ürdün ve Batı Şeria’yı ilhak etmesi,İsrail’in unutulmayan bilinçli ve planlı sicili ve alışkanlıklarıdır.
1948’de kurulan İsrail’in seksen yıl sonra topraklarını bugün ona katlamış olması, ‘ırk ve din’ devleti olma gerçeğinin bir göstergesidir.
Dün, Amerika’nın ‘Arap Baharı’ ile Irak, Libya ve Ürdün’e, “demokrasi ve hürriyet getireceğiz” yalanları ne idiyse; bugün Netanyahu İsrail’i için, Filistin, Lübnan, İran, Suriye halkları için, “demokrasi ve hürriyet getireceğiz” teraneleri de aynı yalandır.
Yaşananlar, esasen yetmişli yıllarda sağın zinde, yerli ve millîhareketinin haftalık yayın organıYeniden Millî Mücadele Dergisinin manşetlere çektiği; ‘Beynelmilel Emperyalizmin beyni Siyonozmdir” ve “Amerika Rusya Yahudi’ye Kukla” sloganlarının ne kadar isabetle seçildiğini gösteriyordu.
O zamanlar Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünya da dikkate alınmayan bu doğru, bugün kabul edilmeden, bölgeye de, dünyaya da huzur gelmeyecektir.
Zamanın gerçeği o ki,Siyonist ahtapotun yapışkan ve uyuşturan kolları arasında tutsak bulunan Amerika, Avrupa ve Rusya, kendilerini kurtarmadan Ortadoğu’nun ve dünyanın kalıcı bir barış yüzü görmesi mümkün değildir.
Yapılması Gerekenler
- Türk İslâm Alemi başta, Amerika, Avrupa ve Rusya’nın siyasi ve askeri yönetim erki; ilk önce ruhlarındaki, Netanyahuları çıkaracaklar, İsrailleşen duygulardan arınacaklar.
- İsrail’e istihbari bilgi desteği verdikleri artık sır olmayan CIA, Arap ve Körfez ülkeleri bu marazi hastalıktan kurtarılmalıdır.
- BM ve dünya ülkeleri asıl baskıyı İsrail’den çok ABD nezdinde yapmalıdır. Çünkü, daha önceki örnekler de göstermiştir ki, Amerika her türlü desteğini kesmeden İsrail durmayacak, Ortadoğu yanmaya devam edecektir.
- BM, eğer ölmediyse bölgeye askeri bir müdahale alternatifini derhâl kullanmalıdır.
- ‘Türk Devletler Birliği’ ve ‘İslâm İşbirliği Teşkilatı’ etkin bir rol oynamalıdır.
- Türkiye; ekonomide, teknolojide, savunma sanayinde ve iletişimde, Yahudi şirketlerine bağımlılıktan kurtulan bir dünya örneği durumuna gelmelidir.
- Araplar ve İslâm dünyası, ‘Filistin bizi ilgilendirmez’ aymazlığından ve utanmazlığından vaz geçmelidir. Ölü sessizliğinden kurtulup kendilerine gelmeli ve bu ateşi söndürmek için aktif roller üstlenmelidir.
- Dünya, Amerika’nın Orta Doğuyu İsrail’e peşkeş çekme politikalarını artık görmeli,ona göre gereken tavrı ve duruşu göstermelidir.
- Türk ve İslâm ülkeleri ortak değerleri olan Kudüs’ü ve kutsallarını korumak için ortak ve örgütsel bir güç oluşturmalıdır.
- ‘Dünya beşten büyüktür’söylemi doğrudur. Dillendirilmeyen bir başka doğru daha vardır.‘Türk İslâm Alemi’bir başka ifadeyle‘Ümmet-Muhammed de beşten büyüktür’Gerçeği,devletler ve ülkeler belleklerinde karşılığını bulmalı ve gereken adımlar atılarak yeni yapılanmalara gidilmelidir.
- Dünyanın, ‘zalim krallıklar ve krallar’ döneminden kurtulma zamanı gelmiştir.
Yurtta Sulh, Ortadoğu’da Sulh, Cihanda Sulh;ancak, iradesini icraya kadir, Muhteşem Türkiye’nin var olacağı ve kuracağı yeni bir barış medeniyetinin insanlığa hediyesi olacaktır.
