Son dönemde her yerden hayatımıza yüklenen dijital dünya fragmanları dinlemek üzerine kurguladığımız tüm hikâyeyi yıkıyor. Hal böyle olunca birbirini anlamayan, anlamaya çalışmayan, iletişim krizleri olan bir toplum haline geliyoruz.
Anca Warhol, “Herkes bir gün on beş dakikalığına ünlü olacak” dediğinde takvimler 1960’ları gösteriyordu. Dijital kaos, algoritmalar, fake bilgi ve çok sesli korolar henüz insanlığın hayatında yoktu. BigBrother, internet, dijital gündem ve teknoloji yatırımları bu sözün izini sürdü yıllarca.
Bugün çektiğiniz video, yazdığınız bir yazıdan daha etkili. Düşünmenin ve anlamlandırmanın etkisizleştirildiği, anlık görüntülerin ve tek hareketteki ekran kaydırmaların insanlığın geleceğini kurguladığı günlerin içindeyiz. Dikkat toplamak, emek vermek, geçmişi araştırmak gibi kelimeler tarihin tozlu sayfalarına doğru gidiyor. Herkes o on beş dakikalık ün için kendi sayfasında, kendi dilinde konuşuyor.
Peki ya dinlemek? Bunca görüntünün, müziğin, sesin, insan ruhunu rahatsız eden ritimlerin arasında dinlemek, dinlediğini anlamlandırmak gerçekten çok zor. Bir dakikada online platformlarda neredeyse devrim yaşanıyor. Instagrama yaklaşık kırk bir bin fotoğraf ekleniyor, Facebook’ta üç buçukmilyon post görüntüleniyor, üç yüz elli bin twit atılabiliyor. Hal böyle olunca kolay ve derinliği olmayan olay akışında dinlemek bir çoğumuz için uzak bir ülke olarak kalıyor.
“Söz gümüşse, sükût altındır” geleneğinden gelen bir toplumuz. Özellikle sanatla, tarihle, kültürle bağımız dinlemek üzerine kurgulanmış yıllarca. İzlenilen ve dinlenebilen sanatlara karşı toplumsal yatkınlıklarımız yüksek. Şiirler, masallar, nesilden nesile anlatılan sözlü gelenek somut olmayan mirasın yükleniciliğini yapıyor. Fakat son dönemde her yerden hayatımıza yüklenen dijital dünya fragmanları dinlemek üzerine kurguladığımız tüm hikâyeyi yıkıyor. Hal böyle olunca birbirini anlamayan, anlamaya çalışmayan, iletişim krizleri olan bir toplum haline geliyoruz.
Çeşitli şehirlerde yaşanan ve sosyal bir krizi haber veren bireysel saldırılar da bu iletişim sorunuyla ilgili alarm veriyor. Uzmanlar her gün yeni bir sosyal bozukluk profilini tanımlıyor. Yeni bir sosyal hastalıkla tanışıyoruz yani. Kreşler ebeveynleri tarafından dinlenilmeyen çocuklarla dolu. Okullar öğretmenlerini dinlemeyen öğrencilerle. Aileler ise birbirini dinlemeyen çok sesli birer koro çalışması… Liste çok uzun.
Herkesin kendi ekranından konuştuğu bir dünyada iletişim gerçekten zor. Çözüm ise bazen ekranları karartmak. Dünya, kapitalizmin ürettiği her şeyi bir kutsal olarak önümüze sunuyor. Kendi kutsallarımızı, aidiyetlerimizi hatırlamadan, iç sesimizi ve dış sesimizi doğru yorumlamadan dünyayı dinlemek, anlamlandırmak kısa vadede kolay görünmüyor.
Belki, tüm bu konuştuklarımızdan sonra hep birlikte bağımlılıkların sesini kısar ve kendi sesimizi duymaya, karşımızdaki sesi anlamaya çalışırız.
Dünyaya kapalı, Allah’a açık o pencereyi bir gün bulmak ümidiyle…
