Uzun yılları savaşla geçiren Lübnan’da İsrail ile yaşadığı en son kriz 2006 yılında çıkmıştı. Ortadoğu’da devam eden kanlı savaşın sürekli bir parçası olan Lübnan, şimdi de İsrail’in saldırısı ile tekrar savaşın içine çekilmektedir. Bu defaki savaşın fitili, 9 Haziran’da İsrail askerlerinin Gazze şeridinde kumsaldaki Filistinli ailelere ateş açması ile tutuşturulmuş oldu. Ve bu saldırıda aynı aileden sekiz Filistinli sivilin öldürülmesi, Hamas ile İsrail arasında bir süredir devam eden ateşkes anlaşmasını bozulmasına neden oldu.
Geçmişe dönersek; 12 Temmuz 2006’da Lübnan’ın güneyindeki Hizbullah militanlarınca İsrail’e bir saldırı başlatılmış, sekiz İsrail askeri öldürülmüş, iki İsrail askeri de esir alınmıştı. Lübnan’ın güney sınırlarına yakın İsrail topraklarına Hizbullah tarafından yapılan füze saldırıları üzerine İsrail, kendisine karşı savaş başlatıldığı gerekçesi ile havadan karadan ve deniz yolu ile Lübnan’a askerî harekâta girişmişti. Binin üzerinde sivil Lübnanlıyı öldüren uluslararası tepkileri üzerine çeken İsrail’in, bu harekatta kaybı ise sadece yüz altmış beş kişi olmuş ve Birleşmiş Milletler’in araya girmesi ile bir ay kadar devam eden silahlı çatışmalar durdurulmuştu. Akabinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince oluşturulan uluslararası barış gücünün Lübnan’da konuşlandırılması ile 14 Ağustos 2006 da ateşkes yürürlüğe girmişti.
Takvimler 27 Temmuz 2024 gününü gösterdiğinde; 1967’den beri İsrail’in işgalinde olan Golan tepelerindeki bir futbol sahasına roket atıldı, on iki kişi hayatını kaybetti. İsrail, Hizbullah’ın füze bombardımanı yaptığı iddiasında bulunurken Hizbullah ise bu saldırıyı kendilerinin yapmadığını açıkladı. Bu olay üzerine İsrail karşı taarruzda bulunacağını, Hizbullah ise yapılacak saldırılara karşılık verileceğini duyurdu. Bu arada Golan tepelerini ziyaret eden Netanyahu buradaki Dürzîlerin öncülüğündeki halk tarafından protestolarla karşılandı.
İsrail’in kısa bir süre önce Lübnan’ın doğu sınırında başlattığı harekât giderek genişledi ve savaşın Lübnan’ın içlerine taşınma aşamasına gelindi. İşte bu amaçla, İsrail’in Lübnan’ın doğu sınırındaki yerleşim yerlerine yaptığı füze atışları sonrası yörede sık sık sirenler çalıyor.
Toprakları İsrail tarafından sürekli bombalanan Lübnan Dışişleri Bakanı; “Biz savaş istemiyoruz. Barıştan yanayız. İsrail savaşı durdurmaz ve bölgede savaşı sürdürürse biz de Hizbullah yanında oluruz” şeklindeki açıklaması ile “İsrail ile Filistin arasında barış sağlanmadığı müddetçe barıştan yana da olsak istemezsek de biz de bu savaşın içinde olacağız demek istiyor.
BM ve bazı ülkelerce defalarca yapılan barış ve ateşkes çağrılarından bir sonuç çıkmayacağı İsrail’in tutumu karşısında iyice belli olmuştur. İsrail, ateşkes peşinde değil, füze saldırıları ile vurduğu toprakları karadan işgal etme amacındadır. 2 Ekim 2024 tarihli haberlere göre, Lübnan’ın güneyinde İsrail askerleri ile Hizbullah kuvvetleri çatışmaya başlamışlardır. 30 Eylül’de başlayan kara harekâtına katılan birliklere İsrail’in sürekli takviyeler yapıldığı haberleri gelmektedir. 8 Ekim tarihli haberlere göre İsrail, kara savaşı için Lübnan’a tümen seviyesinde yeni birlikler göndermiştir. 8-9 Ekim günlerinde ise göre İsrail’in tümen sayısı dörde çıktığı, buna karşılık Hizbullah’ın İsrail güçlerine karşı roket ve top atışları yaptığı haberleri duyuldu. İsrail Lübnan’a yönelik saldırıları sonucu şu ana kadar bin dört yüzden fazla Lübnanlı hayatını kaybederken yüz binlerce insan evsiz barksız kalmıştır.
Barış Gücüne Saldırı
11 Ekim tarihlinde İsrail’in füze atışları ile BM Barış Gücünde görevli iki askeri yaraladığı, BM’nin sosyal medyada yayınlanan mesajlarında ise İsrail’in barış gücü gözetleme kulelerine mermi yağdırmayı sürdürdüğü öğrenildi. Buna karşın Avrupa Konseyi Başkanı İsrail’in tutumunu kınamadan öteye hiçbir iş yapmazken İtalyan yetkililer de Birleşmiş Milletler Barış gücünü vuran İsrail’in bir savaş suçu işlediğini belirterek kınamada bulunmakla yetinmişlerdir.
Hasan Nasrallah’ın Öldürülmesi
İsrail; 27 Eylül Cuma günü akşamında, iki bin ton bomba yağdırarak Beyrut’taki karargâhında Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah’ı öldürdüğünü açıklamıştır. Otuz yıldan beri Hizbullah’ın liderliğini yapan Hasan Nasrallah’ın Beyrut’taki karargâhında öldürüldüğü yönündeki açılamalar bundan önce de İsrail tarafından defalarca duyurulmuş , ancak her defasında haberin doğru olmadığı ortaya çıkmıştı.
28 Eylül 2024 tarihinde ise bu defa Hasan Nasrallah’ın İsrail baskınında öldürüldüğü Hizbullah tarafından teyit edilmiş, ayrıca olayda yirmi üst düzey Hizbullah yöneticisinin de öldükleri açıklanmıştı. Bu olay üzerine beş günlük ulusal yas ilan eden İran yapılan saldırının “intikamsız kalmayacağı” açıkladı. Lübnan’ın güneyinde İsrail’e karşı bir cephe oluşturdu ve Hizbullah, “Gazze’den İsrail askerleri çekilinceye kadar savaşın devam edeceği” açıkladı. Oluşturulan bu cephenin doğrudan doğruya bir savaş cephesi değil, Filistin’e destek cephesi olduğu açıklamaları yapıldı. Hizbullah’ın bir terör örgütü olarak ilan edilmesine karşılık, askeri eğitim almış yüz binin üzerinde bir güce sahip olduğu tahmin edilmektedir.
İsrail saldırıları ve katliamları üzerine bugüne kadar ABD başta olmak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Kanada, Avustralya, Avrupa Birliği, İtalya, Almanya, İngiltere, Türkiye ve Japonya ateşkes çağrılarında bulundu. Ancak, bu ateşkes çağrıları, dilek ve temenniden başka bir mana ifade etmedi. Aynı şekilde, Nasrallah’ın ölümünün sonra yapılan ateşkes çağrıların da yine bir sonuç vermediği görülüyor.
Bir taraftan ateşkes çağrısı yaparak barış taraflısı görülen bazı ülkeler diğer taraftan İsrail’e silah sevkiyatı yapma yarışı içinde olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Bu, söz konusu ülkelerin savaşı durdurma konusunda ikiyüzlü davrandıklarının açık delilidir. Bu durum İsrail’in işlediği savaş suçlarının utancına kimlerin ortak olduğunu da göstermektedir.
Sürdürülen ateşkes çağrılarına karşın İsrail Dışişleri Bakanı, sosyal medyada yaptığı paylaşımla ateşkes olmayacağını açıkladı. Zaten İsrail saldırıları; karadan, havadan ve denizden devam etmektedir.
Beyrut’a yapılan hava ve güney bölgesine yapılan kara saldırıları sonrasında yüzlerce Lübnanlının hava yolu ile İstanbul Havalimanına getirildiği açıklandı. Bu ara içlerinde THY’nin de bulunduğu on dört havayolu Beyrut seferlerinin durdurulduğu açıkladı.
Öldürmeyeceksin
Savaşan iki ulus var cephede. Birisi kendisi dışındaki insanları ve milletleri yok sayan gözü dönmüş insanlık katili İsrail devleti. Diğer cephede farklı dine inanan milletleri temsil eden militanlardan oluşmuş örgütler. Filistin’de olsun, Gazze’de olsun, Lübnan’da olsun vatan savunmasını üslenenler devletler değil, militarist örgütler olmuştur.
Bu savaşta ezilen ve yok edilmeye çalışılan Müslüman topluluklardan oluşmuş milletler var. Bu insanların vatanlarını genişletmek gibi bir hedefleri yok. Bu insanların zulmetmek, kan dökmek, masum insanları katletmek gibi bir niyetleri yok. Sadece bir insan olarak yaşamak ve yurtlarını koruma istekleri vardır. Buna karşılık güdümlü füzelerle evleri başlarına yıkılmakta, yaşlılar, çocuklar bombalarla parçalanarak şehit edilmekte, hayatta kalanlar ise açlıkla, susuzlukla, çaresizlikle çırpınmaktadırlar.
“Bundan dolayı İsrail Oğullarına şu hakikati hükmettik: Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur…”( Maide:5/32)
“Sonra siz o kimselersiniz ki, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp çıkarıyor ve düşmanlıkla aleyhlerinde kötülük için ittifaklar kuruyor zulüm ile yardımlaşıyorsunuz. Ve onlar size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onların yurtlarından çıkarmanız size haram kılınmıştı. Yoksa siz kitabın (işinize gelen) bir kısmına inanıp da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şimdi sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rezil rüsva olmaktan başka değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılacaklardır. Allah sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara: 2/85)
Hz. Musa Sina dağına çıkıp on emirle kavminin yanına geldiğinde on emrin altıncısı “öldürmeyeceksin” idi. Bu emrin yanında, komşunun malına dokunmayacaksın, çalmayacaksın. Komşunun namusuna dokunmayacaksın, zina etmeyeceksin emirleri vardır.
Bir Yahudi elinin dokunduğu; bebeklerini ve masum çocuklarını kaybeden anaların kanlı gözyaşlarını silecek bir kutlu el yok. İnsafsız Yahudi kavminin vurduğu, kan ve gözyaşı içinde feryatlar eden masumları, hür dünyanın milletleri seyretmekte ve sadece İsrail’i kınama nutukları atmaktadırlar. Bütün dünyanın gözleri önünde devam eden soykırımı ve sürgünleri durduracak, zalim Netanyahu’yu durduracak bir millet, bir güç ne zaman ortaya çıkacak? Bu ızdırap, bu zulüm, bu işkence ne zaman son bulacak?
