Ev 20. Sayı Milletsiz Siyaset veya Al Birini Vur Öbürüne!

Milletsiz Siyaset veya Al Birini Vur Öbürüne!

Tarafından Mustafa GÖKTEKİN

iktidar ve ana muhalefet çatışmaları (diğer bir değişle top çevirmeleri) ile ülkenin enerjisi tüketilirken, bölgemiz de güçsüzleşmektedir.

Muhterem devlet adamları, düşmanlarınız ve muarızlarınızın sizi övmesi sizi yanıltmamalıdır

 Değiştirilen Gündemler!

Ülkenin başının püsküllüleri milleti getirdikleri fakr-ü zaruretler, ötekileştirmeler, çatışmalar yetmezmiş gibi; içte ve dışta yaptıkları siyaseti de milletten gizliyorlar. Siyaset; “Milletinizi götürmek istediğiniz hedefe varış için plan ve projelerinizin olması gerekir”(Aykut Edibali) diye ifade ediliyor. Bu durumda sormak gerek, millet gerçekten nereye ve hangi şartlara götürülmek isteniyor?

Dururken birisi çıkıyor bir şeyler söylüyor ve ülkemizin ve milletimizin gündemi çığırından çıkıp başka mecralara sürüklenip gidiyor. Üstelik aynı kişiçoğunlukla bunu hep yapıyor. Üstelik bunun vatanseverlik adına ve milletin lehine yaptığını iddia ederek yapıyor.Ondan sonra ise ülkede pek çok şey birbirine karışıyor. Zavallı insanımız geçimlerini mi, ülkenin sorunlarını mı, ülkenin bölünmesini mi, çatışmasını mı veya gittiği kötü gidişi mi takip etsin şaşırıyor.

Terörsüz Türkiye ve Atanan Kayyumlar

 Birinin PKK’nın başı, kanlı katil Apo nam şahsın kurtuluşu için ortaya atılan sözüm ona “Terörsüz Türkiye” diye bir ucube görüş ve faaliyet gırla giderken; aslında iktidar ve yandaşlarından farklı düşünmeyen ana muhalefet de; erken seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılması iddiaları ile Cumhurbaşkanı adaylarını açıklayıverdi. Cumhurbaşkanı adayı ilan edilen İmamoğlu ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını bir yana bırakarak hemen seçim varmış gibi; ülkeyi demir asa demir çarık gezmeye başladı.

İktidar partisi seçimde alamadığı fakat DEM Partisinin aldığı,birçok belediyeye kayyumlar atarken Ana Muhalefet kayyum atamalarında DEM Partisinin yanında durdu. İktidar ise yargıyı ve İçişleri Bakanlığını harekete geçirerek CHP’li belediye başkanlarını da tutuklamaya ve yerlerine kayyumlar atamaya başladı. Üstelik iki dönemdir seçim iptalleriyle bir türlü kazanamadığı İBB’sini kazanmak için kendini cumhurbaşkanı adayı ve CHP’nin Genel Başkanı (!) gibi; partisinden bağımsız bir şekilde Anadolu’yu gezen Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını tartışmaya açtı ve yargıya taşıdı.

Erdoğan’ın diplomasının tartışmaları bitmemişken; Ekrem İmamoğlu’nun yatay geçişle okuduğu okuldan aldığı diploma aynı okul tarafından beraberinde 50’ye yakın insan ile birlikte iptal ediliverdi. Yetti mi? Elbette yetmedi ve Ekremİmamoğlu yolsuzluk soruşturmaları ile bir gün sabah erken vakitlerde evinden gözaltına alınarak tutuklandıve Marmara Ceza evine gönderildi. Ekrem İmamoğlu denilen işleri yapmış mıdır? Elbette bunu bizim bilmemiz şu an mümkün değildir. Lakin İktidarın kendisine ait belediyelerde bugüne kadar görevden alınan; dört büyükşehir belediye başkanı hakkında en küçük bir soruşturma yapılmamıştır. Üstelik bakanlığını zarara uğrattığı için görevden alınan bakanlar hakkında da bir soruşturma açılmamışken; bugüne kadar şaibeye bulaşmış birçok AKP’li belediye başkanları hakkında da herhangi bir takibat yapılmamıştır. Bunun için de yargının muhalefet ile ilgili yaptığı soruşturma ve tutuklamalar vicdanları yaralamıştır. Muhalefet içinde yolsuzluğa ve suça bulaşmış insanlar yargılanmasın mı? Elbette her kim suça bulaşmışsa hukuk işletilmeli ve yargılanmalıdırlar. Lakin yargı herkes için hem iktidar hem muhalefet için eşit çalışmalıdır. O zaman adalet olur ve adalet yerini bulur.

Esas Olan Hukuk ve Rahatsız Vicdanlar

Milletin vicdanı rahatsız olduğu içindir ki tasvip etmediği, oy vermediği halde millet; kendince haksız kabul ettiği icraatlar için, değersizleştirildiğini düşündüğü değerler için, kendisini fakirleştiren, kuru ekmeğe muhtaç hale getiren iktidarın karşısında CHP’nin yanında durdu.1960 yılından itibaren de CHP’nin karşısında durmuştu. Hem de kahir bir ekseriyetle! Son olaylardan sonra vatandaş tepkisini her gün meydanlara toplanarak gösteriyor. CHP ve yöneticileri de vatandaşın kendileri yanında durduğunu, desteklediğini zannederek %70 oy oranına ulaştığını sanıyor. İşin aslının bu olmadığı elbette görülecektir. Acı olan ise yatarı olmayan suçlar için bile yapılan tutuklamalar neticesinde gençler, öğrenciler ve insanlar günlerini cezaevlerinde geçirmektedir. Üstelik en küçük muhalefetler bile karşılığında tutuklama veya görevlerinden kovulma ile karşılık bulmaktadır.

Masaya Kiminle Oturuyorsunuz?

Muhalefet yapanlara karşı yargı silahını kullanan iktidar;“Terörsüz Türkiye” diyerek ülkenin içinde,devletin yıkımına dair terör ve teröristin kalmadığı geçmişİçişleri Bakanları tarafından ilan edilmesine rağmen; ülkenin doğu ve güneydoğusunda da gerçekten herhangi terör tehdidi kalmadığı herkes içinaçıktır.Bu halde kim, nereden ve ne için hangi düşünce ile elinde millet evlatlarının ve çocuklarının kanı bulunan adamı-katili cezaevinden çıkarmaya teşebbüs eder? Hangi düşünce ile bitmiş ve marjinalleşmiş PKK ile masaya oturur? Üstelik PKK’nın Suriye ve İran’dakigrupları göz ardı ederek!  Devletler Terör teşkilatları ve liderleri ile masaya oturur mu? 

Beyler! Terörle masaya oturmanız için ne gibi bir sebebiniz vardı? Yahut kimle hangi anlaşmanın karşılığın da terör ve teröristle masaya oturma ihtiyacı duydunuz? Bunu size kim zorladı? Ülkenin ve milletin hangi bekası için teröristle anlaşmaya oturuyorsunuz veya kendinizi oturmak zorunda hissediyorsunuz? Ülkenin dışımızdan kuşatılması için yapılan çalışmalar konusunda sesiniz çıkmazken ve İsrail’in Suriye’de ve bölgede Türkiye’ye için tespit edilmiş askeri bölgelere ve diğer askeri bölgelere saldırılarına rağmen; “İsrail’le Suriye de karşı karşıya gelmek istemiyoruz”diyorsunuz. Membiç’de Fırat’ın doğusuna geçemiyorsunuz! Suriye’de zafer kazandığımız(!)halde kabinede %10’dan fazla nüfusa sahip Türkmenlerin bir tek Türk bakanı yok!  Bunlar sizi rahatsız etmiyor mu? Ülkenin ve milletin en çok birlik olması gereken zamanda muhaliflerinizi yüreklerdeki bütün şüphe ve tatminsizliğe rağmen tutukluyor ve görevden alıyorsunuz. Ülkemiz “demokratik hukuk devleti” değil mi? Öyle ise bu ne lahana turşusu?

Milleti Dışlayarak iktidar olunamaz!

Esas olan; devlet adamlarının devlet adına, devletimizin ve milletimizin geleceği adına alacağı her karar ve yaptığı her anlaşma ve görüşme milletten gizli olamaz, olmamalıdır. Abdullah Öcalan ile devlet bu görüşmeler öncesinde görüşmüş müdür? Yahut Abdullah Öcalan’dan önce onu üzerimize salanlarla mı görüşmüş anlaşmıştır? Görüşmüşse ne görüşmüş ne anlaşmıştır? Eğer görüşmemişse elinde şehitlerin ve çocukların kanı olan katil Abdullah Öcalan’ın meclise daveti nereden çıkmıştır? Bu olayların millet vicdanını yaralayacağını devlet adamlarımız bilmez mi?

Yeni Bir 32. Paralel mi?

Devletimizi idare edenler, iktidar sahipleri Irak’ın kuzeyinde olanların Suriye’nin kuzeyinde de yapılmak istendiğini bilmez veya görmez mi? Suriye’nin kuzeyinde Irak’ın Kuzeyinde olduğu gibi bir oluşumun Türkiye’nin lehine olmayacağını görmüyor olmaları ya gaflet ya ihanettir. O halde bu bölge ile ilgili ABD ve sair güçler ile iktidar bir anlaşma yapmış mıdır? Yapmışsa hangi şartlarda ve ne için yapmıştır. Yapmamışsa neden gerekli tedbirleri almak için çaba harcamaz? Üstelik bölgede Türkiye’nin elini güçlendirecek Suriye Hükümeti içinde Türk bakanların olması gerekirken bunun için iktidar ne yapmıştır ve ne yapmaktadır? Ülkenin içinde yapılan kavgalardan buralara sıra ne zaman gelecektir. Üstelik bölgede en büyük yük Türkiye’nin olduğu halde, Türkiye neden olaylardan dışlanmaktadır ve İktidarın bunun için çabası, tedbiri nedir?

Ülkemiz ne yazık ki, iktidar ve ana muhalefet çatışmaları(diğer bir değişle top çevirmeleri) ile ülkenin enerjisi tüketilirken, bölgemiz degüçsüzleşmektedir. İradesini icraya kadir bir ülkeden çok, sahip olduğu siperleri tek, tek kaybeden bir ülke olmaya doğru gittiği halde etrafına muzaffer kumandan havası veren devlet görünümündedir. İktidar ve Ana Muhalefet yorgan kavgası yaparken; iktidar icraatları ile ilgili kimseye bilgi vermediği için bırakın ana ve yavru muhalefetin iktidarın icraatlarından bilgisi olsun, iktidar partisinin milletvekillerinin bile haberinin olduğu söylenemez.

Yeni Bir Anayasa mı?

Ülkenin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı? Elbette var.Fakat Cumhur İttifakının, DEM’in ve CHP’nin üzerinde ittifak ettiği;değiştirilmesini istediği devletin üniter yapısı, İstiklalMarşı, bayrağı ve vatandaşlık tanımı, devletin resmi dili ile ilgili maddelerinin kim vurduya getirilerek ortadan kaldırılması; ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğüne konulmuş en büyük bombadır ve bu talepler asla kabul edilemez. Milletten saklayarak, milletin bilgisinin ve rızasının hilafına yeni bir anayasa yapılamaz, yapılırsa ülkenin birlik ve dirliği iç barışı bozulur. Bunu da kimse istememektedir.

Enerjisi tükenmiş bir ülke, eli ayağına dolanmış ve iktidara mahkûm bir iktidar partisi ve yandaşları; iktidar deneyimini kaybetmiş bir ana muhalefet ve başını iktidar ve ana muhalefete çevirmiş, duruma göre tavır almaya çalışan, projesiz bir yavru muhalefet kümesi! Böyle bir halde ülkenin varabileceği bir yer yoktur. Ülkeyi idare edenlerin, iktidarın, öncelikle memnun etmesi gerekenin millet olduğunu bilmesi gerekir. Sonrasında hukuku bütün vatandaşlara eşit, adil bir şekilde dağıtımını sağlamalı. Suç işleyen kim olursa olsun hukuk, adalet, yargı; adaletle yakasına yapışabildiği zaman yargıdan kimse rahatsız olmaz, olamaz. Yargı kimine çalışır, kimine çalışmazsa işte o zaman vicdanlar rahatsız olur. Milli birlik ve dirlik bozulur. Milletin kardeşliği yara alır.

Ülkeyi ve Milleti Ayrıştırmadan Sakınmalıdır

İktidar, milli birlik ve barışı, milletin ve ülkenin bütünlüğünü bozacak, ayrıştıracak, ötekileştirecek ve milleti katmanlara ayıracak; ırk, dil gibi söylemlerden ve yapılaşmalardan sakınacak, milleti ve devleti koruyacak. Ülkeyi idare edenler, her konuştuklarında bir sürü zenginliğimizi ayrışma sebebi haline getirecek konuşmalardan sakınmalıdır. Ülkenin bir ulus devleti, üniter bir devlet olduğunu asla unutmamalıyız. Yapılan kanun, nizam, yönetmelik ne varsa bunlara dikkat edecek, uyulacaktır. Uluslar arası anlaşmalarda bu tür anlayışların meydana gelmesini temin edecek söylemlerden kaçınılmalıdır. Ülkenin batısında ayrı ağız, doğusunda ayrı ağız kullanmayacaktır, çünkü ülke bir bütündür. Mülkün asıl sahibi millettir ve milletten gizli ve saklı hiçbir iş yapmayacaktır, yapılmamalıdır. Devlet olmanın, devlet adamı olmanın gereği buludur.

Muhterem devlet adamları, düşmanlarınız ve muarızlarınızın sizi övmesi sizi yanıltmamalıdır. Nitekim Trump-Netanyahu görüşmesi sırasında ABD Başkanının Tayyip Erdoğan’ı övmesi, “o çok zeki bir adam Suriye’de kimsenin yapamadığını yaptı” gibi esasta hiçbir değeri olmayan, Netanyahu’ya “Erdoğan ile ilgili her sorunu çözerim”gibi sözler birilerinin koltuklarını kabartmış görünse de işin aslına baktığınızda ABD hala ne size F35 veriyor, ne F16!Üstelik PYD-YPG’yi de korumaya devam ediyor. ABD’nin bize uyguladığı ambargolar ise devamediyor. Trump İsrail Başbakanına “makul olursanız Türkiye ilgili her sorununuzu çözerim” derken, bizim İsrail ile hangi sorunumuzu çözecek açıkça bilmemiz gerekir? Mesele İran’a karşı Türkiye’yi kullanma hesabıdır. Türkiye’nin bölgemizde engellenmesi olayların dışında tutmak esastır.

 Türk Cumhuriyetlerinden Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde büyükelçiliklerini açtılar. Üstelik KKTC’yi tanımadıkları halde! Bunu kim ve nasıl sağlıyor,devlet adamlarımız biliyor mu? KKTC’de kimsenin giremediği İsrail’in kurduğu kamplar Türkiye’nin bilgisi içerisinde mi kuruldu, yoksa o konuda da ülkenin bilgisi yok mu veya ne adına, neye karşılık izin verildi? Devlet adamı kendini tanıyacak, dost ve düşmanlarını tanıyıp, bilecek, gücünü bilecek ve politikalarını geliştirip, tedbirler alacaktır. Neyi ne için feda edebileceğini değil; milleti için neleri göze alabileceğini iyi bilecek, gereksiz yere milletin kazanımlarını çarçur etmeyecektir. Giden önce kendinden gidecek, milletten gidecekse millete soracaktır. Tıpkı oğuz Kaan gibi! Devlet adamı koltuğa mahkûm olmayacaktır. Aksi halde ne devlet kalır ne millet!

 

 

 

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00