Ev 31. Sayı Ortadoğu’yu Kuşatan Amerikan Üsleri

Ortadoğu’yu Kuşatan Amerikan Üsleri

Tarafından Hüseyin TOPTAŞ

“Bütün dünya milletleri için olduğu gibi, İslâm milletlerinin de millî mücadelesi ancak haklı bir doktrin, sağlam bir metod ve gerçekten millî kadroların rehberliğinde mümkündür.”

Ortadoğu’da kalıcı barışın yolu, emperyalist üslerin gölgesinden değil; bilinçlenen ve iradesine sahip çıkan bir İslam dünyasından geçmektedir.

BOP ve Ortadoğu’da Değiştirilen Dengeler

Amerika’nın 2000’li yılların başında ilan ettiği Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), bölgeye demokrasi ve özgürlük getirme söylemiyle tanıtılmıştı. Bu projenin sahadaki uygulaması ise “Arap Baharı” adı verilen süreçle başladı. Fas’tan başlayarak dalga dalga yayılan bu hareketlerin bölgede meydana getirdiği yıkımı bugün bütün dünya açıkça görmektedir.

Irak’ta Saddam, Libya’da Kaddafi, Suriye’de Esad devrildi. Ülkeler yıllarca süren bir iç savaşın içine sürüklendi. Bölge halklarına vaat edilen demokrasi yerine, parçalanmış devletler, milyonlarca mülteci ve kronik bir istikrarsızlık miras kaldı.

Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında belirlenen hedeflerin tamamına henüz ulaşılmış değildir. Gazze’de yaşanan ve soykırıma dönen saldırılar sonrasında bölgedeki gerilim daha da tırmanmıştır. Bugün ise İran’ın nükleer programı ve İsrail’in güvenliği gerekçe gösterilerek İran’a askeri müdahale yapılmış ve Hamaney başta olmak üzere üst düzey devlet yetkilileri toplu olarak katledilmişlerdir. İran için yeni askeri müdahale senaryoları gündeme getirilmektedir.

Eğer diplomatik çözümler devreye sokulmazsa bu gerilimin yalnızca belirli ülkelerle sınırlı kalmayacağı, tüm bölgeyi içine alan daha geniş bir çatışma riskini doğuracağı açıktır.

İsrail’in Kuruluşu ve Süregelen Müdahale Politikası

Ortadoğu’nun ortasında İsrail devletinin kurulması, bölgedeki güç dengelerini kökten değiştiren bir gelişme olmuştur. Bu devlet yalnızca bir ülke değil, aynı zamanda Batı’nın bölgedeki stratejik projesi olarak ortaya çıkmıştır.

İsrail’in arkasındaki destek yalnızca Amerika ile sınırlı değildir. İngiltere’den Fransa’ya, Almanya’dan diğer Batılı ülkelere kadar geniş bir siyasi ve askeri destek ağı bu politikaların devamını sağlamaktadır.

Bu destek sayesinde bölgede sürekli krizler ve çatışmalar üretilmektedir. Bunun sonucunda yüz binlerce insan hayatını kaybetmekte, milyonlarca insan ise yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalmaktadır.

Ortadoğu’da yaşanan birçok savaş ve krizin önemli bir bölümü yalnızca yerel anlaşmazlıkların sonucu değildir. Bu çatışmalar aynı zamanda küresel güçlerin enerji kaynakları, ticaret yolları ve stratejik hakimiyet için yürüttükleri mücadelelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Ortadoğu’yu Çevreleyen Amerikan Askeri Üsleri

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Ortadoğu’daki en belirleyici güçlerden biri Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. İslam ülkelerinin başında bulunan ve makamlarını emperyalistlere borçlu olan ve onlara hizmet eden bir avuç insan kendi istikballeri için bölgeyi ateşe atmaktadırlar. Bu liderler sayesinde Amerika çoğu zaman bölgeye doğrudan işgalci olarak değil; güvenlik iş birlikleri, savunma anlaşmaları ve askeri ortaklıklar yoluyla girmiştir.

Bu süreçte kurulan askeri üsler zamanla yalnızca askeri tesisler olmaktan çıkmış, bölgedeki siyasi dengeleri belirleyen stratejik merkezlere dönüşmüştür. Ortadoğu’da meydana gelen pek çok savaşın lojistik destek merkezleri de bu üsler olmuştur.

Bugün Ortadoğu’nun büyük bir bölümü Amerikan askeri üsleriyle çevrilmiş durumdadır.

“Katar’da bulunan El Udeyd Hava Üssü, yaklaşık 10 bin Amerikan askerinin konuşlandığı ve bölgedeki operasyonların önemli bölümünün yönetildiği bir merkezdir.

Kuveyt’te Arifjan Kampı, Ali El-Salem Hava Üssü, Buehring Kampı ve Doha Kampı olmak üzere dört ayrı askeri tesis bulunmaktadır.

Bahreyn’de bulunan Amerikan deniz üssü, İran’a yakın konumu nedeniyle ABD’nin deniz operasyonlarının en kritik merkezlerinden biridir.

Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü ve Eskan Köyü Üssü de Amerikan hava kuvvetlerinin bölgedeki önemli konuşlanma noktalarıdır.

Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Ez Zafra Hava Üssü ise keşif ve istihbarat faaliyetlerinin yürütüldüğü stratejik bir merkez olarak kullanılmaktadır.

Umman’da Masirah Adası, Thumrait Hava Üssü ve Duqm Limanı Amerikan askeri varlığının diğer önemli noktalarıdır.

Ürdün’de bulunan Muvaffak Salti Hava Üssü ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın operasyon merkezlerinden biri olarak faaliyet göstermektedir.”[1]

Bu üsler sayesinde Amerika, Ortadoğu’nun neredeyse tamamını askeri açıdan gözetleyebilecek ve müdahale edebilecek bir konuma gelmiştir.

Kalıcı Barışın Önündeki En Büyük Engel

Ortadoğu’nun sahip olduğu enerji kaynakları ve stratejik konumu, bölgeyi küresel güç mücadelesinin merkezine yerleştirmiştir. Dünya petrol rezervlerinin önemli bir bölümü bu coğrafyada bulunmaktadır.

Bu nedenle küresel güçler Ortadoğu üzerindeki askeri ve siyasi etkilerini sürdürmek istemektedir.

Bölgede kalıcı barışın sağlanabilmesi için İslam ülkelerinin öncelikle siyasi, ekonomik ve askeri bağımsızlıklarını güçlendirmeleri gerekmektedir. Ayrıca bölgeyi sürekli çatışma alanına dönüştüren dış müdahalelerin ve askeri üslerin varlığı ciddi şekilde sorgulanmalıdır.

ABD öncülüğünde imzalanan İbrahim Anlaşmaları gibi bölgesel dengeleri etkileyen politikaların da yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Gerçek barış; dış güçlerin askeri üsleriyle değil, bölge halklarının kendi iradeleriyle kuracakları adil ve bağımsız bir düzenle mümkün olacaktır.

Tarih nice güçlü imparatorlukların ve liderlerin geride bıraktıkları kalıntılarla doludur. Batıl ideolojiler ne kadar güçlü görünürse görünsün, insan fıtratına aykırı olan hiçbir sistem kalıcı olamamıştır. Yeter ki insanlar batıl ideolojilerin gücü karşısında çaresiz olmadıklarının farkına varsınlar. Batıl ideolojiler karşısında sözde kalan değil fiiliyata geçecek dua yapsınlar.

Aykut Edibali yıllar önce emperyalizme karşı verilecek mücadelenin temel şartını şu sözlerle ifade etmişti:

“Bütün dünya milletleri için olduğu gibi, İslâm milletlerinin de millî mücadelesi ancak haklı bir doktrin, sağlam bir metod ve gerçekten millî kadroların rehberliğinde mümkündür.”

Bugün Ortadoğu’da yaşanan acılar, işgaller ve bitmeyen krizler bizlere açık bir gerçeği yeniden hatırlatmaktadır: Emperyalizme karşı dağınık tepkiler değil, bilinçli ve ortak bir irade gereklidir. Tarihî ve kültürel sorumluluklarımızın bilinciyle İslam dünyasının yeniden uyanması, Müslüman toplumların ortak bir hedef etrafında bilinçlenmesi artık ertelenemez bir zarurettir. Aksi halde bu coğrafya, dış güçlerin kurduğu senaryoların sahnesi olmaya devam edecektir.

Ortadoğu’da kalıcı barışın yolu, emperyalist üslerin gölgesinden değil; bilinçlenen ve iradesine sahip çıkan bir İslam dünyasından geçmektedir.

 

 

 

 

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00