İznik’in ziyaretin merkezine konulması, tesadüf değil, tarihsel emellerin stratejik eylemidir.
Bu girişimler aynı zamanda, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında tasarlanan etnik-dini parçalanmanın desteklenmesi, Hıristiyanlığın dünyada birlik olma hedefinin karmaşık ve değişik bir versiyonudur.
Ülkemiz, “Terörsüz Türkiye” süreciyle meşgulken, şimdi de Papa’nın ziyaretiyle, bazı gizli oyunlar sahnelenmeye çalışılıyor… Buradan bazı siyasiler reklam ve avantaj beklentisi içerisinde iken, milleti meşgul edenler “cambaza bak cambaza” örneği ile asıl amaçları gizlenmektedirler.
Katolik dünyasının ruhani lideri ve Vatikan’ın ilk Amerikalı Papası olan XIV. Leo’nun ilk yurt dışı ziyareti ülkemize oldu. Ankara ile başlayan, ardından İstanbul ve İznik’te devam eden ziyaret ve programları elbette tesadüfi olamaz. “Masum bir diplomatik, nezaket ziyareti”olarak görülmesinin safdillik olacağı bilinmelidir!.. Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyareti bir kültürel, turistik gezi değil Politik ve Teolojik, tarihi bir hesaplaşmadır…
Bu ziyaret vesilesiyle büyük resmi görmeye çalışırsak; Lozan delinmeye çalışılıyor, bağımsızlığımız tehdit ediliyor, Fener Rum Patrikhanesinde ikinci Vatikan kurulma çalışmaları yapılıyor.
Jeostratejik planlar devrede…Batı- Doğu kiliselerinin bin yıl önceki ayrışmasından önce, ekümenik konsüllerin ilki de sonuncusu da burada toplanmış. Ortodokslarla-Katoliklerin tarihi birliğini temsil ediyor. Bin yıllık ayrılık acısını iyileştirmek, dünya jeopolitiğine yön verme, kilise- siyaset ilişkilerini, dinler arası diyalogların acı gerçeklerini çağrıştırıyor…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Selçuklu Devleti ve Osmanlı devletinin devamıdır. Papa’nın 1700 yıl sonra konsül topladığı İznik ise Türk devletinin Anadolu’daki ilk başkentidir. Bu itibarla, İznik’te Hristiyanlığın köklerine atıfta bulunularak konsül toplanması, bu topraklardaki Türk egemenliğine meydan okumaktır.
Türkiye’nin ABD ziyaretinde Tramp; Ekümeniklik konusunda da bazı adımların atılacağını ve Heybeli ada ruhban okulunun açılmasını da beklediklerini belirtmişti. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi TomBarrack, Papa’nın gelişi sırasında, ‘Ruhban Okulu Eylül’de açılacak’ dedi. Bu adam hangi yetkiyle kararını dikte ettirmeye çalışıyor? Ruhban Okulu’nun açılması, Papa’nın ziyaretiyle birlikte, Fener Rum Patrikhanesi’ne ekümeniklik yani, dünya Ortodoksları üzerinde egemenlik kazandırmaya dönük bir çalışmadır. Bu da devlet içinde devlet demektir. Burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenliğinin kısmen devredilmesi söz konusu ve Lozan’ın anlaşmasının inkârı anlamını taşır…
Neden başka yer değil de İznik?
İznik ziyaretinin tarihsel, dini, ideolojik, siyasi ve politik boyutlar içerdiğini görmezden gelenler olsa da bu programı bir ziyaret, masum bir anma etkinliği olarak göstermek ve inandırmak ya tarih bilmezlikten ya da icazetli politikadan ileri gelmektedir. Bu ziyaretlerin tarihi, ideolojik ve inanç tarafı olduğu gibi bir de Hristiyan dünyasının kendi içinde birliktelik oluşturması hem de bizim kadim tarihimizle hesaplaşması düşünülmelidir…
Bu, yalnızca dini bir birlik çağrısı değil, bölgenin jeopolitik geleceğini yeniden belirleme hamlesidir.
İznik Kurucu Meclistir. Tarih, sadece ezberlenmiş kronolojik bir dizi değildir; bir semboller ve hafıza savaşıdır.
Tarihi ve dini sembollerin milletlere ve geleceğe yön verdiğini düşünürsek, şehit kanlarıyla sulanmış bu kadim topraklar üzerindeki düşman niyetlerini, görmek gerekir.
Ziyaretin arkasındaki strateji, üniter devletleri zayıflatma ve etnik, dini, mezhepsel ayrışmayı körükleme amacını taşımaktadır.
Bu girişimler aynı zamanda, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında tasarlanan etnik-dini parçalanmanın desteklenmesi, Hıristiyanlığın dünyada birlik olma hedefinin karmaşık ve değişik bir versiyonudur.
İznik’in 1700 yıl sonra konsül hafızasına açılması, Patrikhane’nin ekümeniklik iddialarının meşruiyet kazanmasıdır. 27 Kasım Haçlı Seferi başlangıç tarihi ve 28 Kasım İznik’in kurtuluş gününün bilinçli çakıştırılması, Türkiye’nin kutsal sembol ve değerlerinin suiistimali, protokole dekor yapılmasıdır. Bunların sorgulanmaması, Türkiye’nin bin yıllık devlet aklına karşı büyük bir ayıptır.
Peki, Batı’nın hafızasında özel bir yeri olan bu kadim Anadolu şehri, neden tam da şimdi ve bu kadar vurgulu bir şekilde hatırlatılıyor?
Milli Egemenliğimize dokunulamaz ve egemenlik hiçbir şekilde paylaşılmaz!
Papa’nın İznik ziyareti planı, Türk milleti için tarihî, hukuki ve siyasi bir kırılmadır. Padişahların ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği millî egemenlik kırmızı çizgisine yapılacak her türlü müdahale, Türk Devleti’nin bağımsızlık iradesini hedef almaktadır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1925 yılında Fener Rum Patrikhanesi’nin İznik’te anma ayinini düzenleme girişimini derhal ve kesin bir dille yasaklamıştır. Bu yasak, Türk Devleti’nin bekası için alınmış, tartışmaya kapalı millî bir karardır. Atatürk, bu kararıyla Lozan Barış Antlaşması’yla tesis edilen millî dengeyi korumuş ve yabancı müdahaleyi kökünden kesmiştir.
Milli egemenliğimize karşı yapılacak her türlü operasyonlar engellemeli ve egemenliğimiz kayıtsız şartsız korumalıdır.
Ekümenikliğin kabul edilmesi, Türkiye’nin üniter yapısını parçalayacak, Patrikhanenin devlet içinde devlet (Vatikan benzeri bir yapı) kurmasına yol açacak ve başka ülkelerin iç işlerimize karışmasını meşrulaştıracaktır. Bu, millî egemenliğe yönelik açık ve hukuki bir tehdittir.
Papa’nın bu ziyaretle gerçekleştirmeye çalıştığı en tehlikeli siyasi hamle, Fener Rum Patrikhanesi’nin yasadışı Ekümeniklik (Evrensellik) iddiasını uluslararası alanda tescillemektir.
Papa’nın İznik ziyareti, bir uyarı fişeğidir. Atalarımızdan miras kalan bu kutsal toprakların, modern Haçlı seferlerinin, silahsız ama tehlikeli bir üssü haline gelmemesi için, içimizdeki ahlaki ve zihinsel çöküşü durdurarak, milli iradeyi güçlendirmemiz zaruridir. Milli iradeye güven, kültürel erdem ve ahlak, en güçlü kalkanımız olmalıdır…
Bu ziyaret, Türkiye’nin egemenliğine, Lozan’ın statüsüne, İstanbul’un anlamına, Türkiye’nin jeopolitik konumuna, İslam dünyasındaki ağırlığına gölge düşüren ve Fener Rum Patriği’nin hukuki konumunu güçlendiren çok katmanlı bir kazanım mücadelesidir.
Papa’nın İznik ziyareti; diyalog, barış, birlik kelimeleriyle cilalanmış, ama arka planında Hristiyanlığın 1700 yıllık jeopolitik hafızasıyla Batı’nın güncel stratejik aklının buluştuğu bir adımdır.
Günümüzdeki yapılacaklar, derin millet aklıyla ortaya konmalıdır!
Yapılan yanlış ve hatalar devam etmemeli!Milli iradeyi hâkim kılmak esas olmalıdır!.. Milletin temsilcileri ve devletin yöneticileri tarihi olaylardan ders çıkararak, geleceğe yön vermelidir. Yapılan yanlışlar, geleceğimizi karartır ve ipotek altına sokar. Bu hatalardan biri de günümüzü kuşatan kararları birini kapsar.
“Tam da Cumhuriyetimizin kuruluş Yıldönümünde, 29 Ekim 2004 tarihinde; Cumhuriyetimize ve Ulus Devlet yapımıza kurşun sıkarcasına, Roma ‘da, dördüncü Haçlı seferini başlatan Papa III. İnnocent’in heykelinin altında dönemin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı tarafından Avrupa Devleti Anayasası’nın imzalanmasıyla birlikte TC Devletinin tapusu olan Lozan yok sayılmıştır. Yine aynı tarihte Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB’ye alınmasına Türkiye onay vermiştir.”
Dışarıdan gelebilecek kuşatmalara karşı verilecek en büyük cevap ne siyasi hamaset ne de gereksiz söylemlerdir. Asıl büyük mücadele içerisinde; değerler, zihniyet, siyasi ve ahlak cephesinde kayıpların yaşanmamasıdır. Yarınsız yaşayan, zihinsel bulanıklık ve dağınıklık içindeki günü kurtarma derdiyle meşgul olanlar zarara uğrayacaklardır…
Milli irade, Milli akıl ve Stratejik Savunma kalkanı içerisinde verilecek mücadele, başarıya götürür. İcazetli siyaset ülkeyi, toplumu geleceğe, huzur ve mutluluğa taşıyamaz. Bu topraklar, ruhuyla, kanıyla, canıyla vatan yapan yüce Türk milletinindir. Anadolu’nun ve Yüce Türk milletinin medeniyet taşıdığı yerler, tüm medeniyetlerin ortak mirası olarak korunmalı ve bu sahiplik kararlılıkla uygulanmalıdır.
