PKK ‘fesholdum’ diyor ama KCK altındaki PYD, YPG, HPG, PJAK, PCDK gibi yapılar yerinde duruyor! Bu bir kelime oyunudur! Kongre PKK ‘yı feshedecekmiş, peki kongreyi kim feshedecek? Bunu kimse sormuyor! Sadece “PKK” adını kâğıttan silip KCK yapısı aynen bırakılıyor!
Dünya, Türkiye ve insanlık son derece karmaşık, adlandırılması kolay olmayan bir süreç içerisine girdi. Değişik gizli planlarla,GOP ile dinler, coğrafyalar, ülkeler ve insanlar bölündü ve parçalandı. Tüm hızıyla ülkemizi, Ortadoğu’yu ve İslam coğrafyasını ilgilendiren can yakıcı olaylar;vahşetler, zulümler ve gelişmeler devam ederken, ülkemizde terör örgütüyle pazarlığa girilmesi devletimizin, milletimizin varlık ve bekasını da yakından ilgilendirmektedir.
Türkiye bir süre önce, terörist, çocuk katili ve silahlı çetenin başı olarak, bazılarının ağızlarını yayarak sözünü ettikleri, Türkiye’ninise Güneydoğu Anadolu meselesi demekte ısrar ettiği, bazılarının da Kürt meselesi demekte bir beis görmediği bir milli meselenin çözümü ile ilgili olarak teklifler sunduğunu duyurdu.Devlet, terör örgütüyle pazarlığa girer mi ve anlaşma yapar mı? Yapacaksa, neden yıllar evvel yapmadı da binlerce insanın kanı, canı gittikten sonra yapılıyor, denmez mi?
PKK kongresinin sonuç bildirgesi ve düşündürdükleri
Terör örgütü PKK, 12. Kongre sonuç bildirisini açıkladı. Örgüt, silahlı mücadelenin sonlandırması kararlarını aldı.Bildiride, “Kongremizin aldığı PKK’nin fesih ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırma kararı kalıcı barışa ve demokratik çözüme güçlü bir zemin sunmaktadır. Söz konusu kararların uygulanması Önder Apo’nun süreci yürütüp yönlendirmesini, demokratik siyaset hakkının tanınmasını ve sağlam bütünlüklü bir hukuki güvenceyi gerektirir. Bu aşamada Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihi sorumlulukla rolünü oynaması önemli olmaktadır.” denildi.Yani kararın uygulanması, Abdullah Öcalan’a siyaset yapma hakkı verilmesiyle ilgili Meclis kararı alınmasına bağlanmış durumda denebilir…
Bildiride “Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı.” denilerek, Sevr şartlarına dönmek arzusu ifade edilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri reddedilmiş olmadı mı?
Yine metni kaleme alanlar “Uluslararası güçleri halkımıza yönelik yürütülen yüzyıllık soykırım politikalarındaki sorumluluklarını görerek demokratik çözüme engel olmamaya ve sürece yapıcı katkılarını sunmaya davet ediyoruz” “PKK, Kürt inkârının, buna dayalı imha siyasetinin, soykırım ve asimilasyon politikalarının egemen olduğu koşullarda şekillendi.” Denilerek, Cumhuriyet’in ilk döneminde, ülkenin kendi vatandaşlarına ‘soykırım’ uygulanmıştır, demek istenmiyor mu? Türkiye soykırımla suçlanmış olmadı mı? Ayrıca,Lozan Antlaşması ve ondan bir yıl sonra 1924 de kabul edilen T.C. Anayasası’nın, Kürtler ’in ‘inkarına’ ve hatta ‘imhasına’ yol açtığı ileri sürülmüyor mu? Bu bildiri Lozan’ı, Cumhuriyeti reddediyor, Sevr’in geçerli olduğunu belirtiyor. Bunu hangi devlet yapısı ve aklı kabul edebilir?Bu, ABD ve PKK dayatması ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, dolayısıyla Türk Milleti’nin Türkiye üzerindeki egemenlik hakkı ortadan kaldırılmak istenmiyor mu?.. Ekim ayından bu yana süreci devlet adına yönetenler tarafından, bu bildiriler acaba nasıl karşılanmıştır?Bu açıklamalardan huzursuz olmamak endişelenmemek mümkün mü?
Bunları okuduğumuzda aklımıza gelenler; ekim ayından başlayan,Mayıs ayına gelinen çabalarla elde edilen “Terörsüz Türkiye” diye adlandırılmış sürece destek çıkmaya hazır bir kitle beklenirken, bildirgeden sonra, acaba “Bugün kazanan barış ve kardeşliktir” sözünün doğruluğu ne kadar inandırıcıdır. Keşke dendiği kadar kolay ve güzel olsa…Kim terörsüz, huzurlu bir ülke istemez. Ancak vatan ve millet düşmanları bunu istemezler!
DEM Partili Pervin Buldan’ın açıklamalarına bakarsak;
2013 yılında, söz konusu açıklamasında “Kürtler statüsünü elde etti artık. Suriye’de elde edilen statü çok yakında Türkiye’de de Kürt halkının mücadelesiyle elde edilecektir” demiş, açıklamasında şunları söylemişti;“Geçmiş olsun AKP’ye. Kürtler statüsünü elde etti artık. Suriye’de elde edilen statü çok yakında Türkiye’de de Kürt halkının mücadelesiyle elde edilecektir.
İkinci aşamada, Kürt halkının beklentileri var. Birinci şartımız sayın Öcalan’ın özgürlüğü. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü Kürt halkının özgürlüğüdür. AKP hükümeti eğer adım atacaksa, ikinci aşamayı başlatacaksa işte buradan başlayabilir. Milletvekillerimizi serbest bırakabilir. KCK’li tutukluları serbest bırakabilir. Hasta tutukluları acilen tahliye edebilir.
Yeni anayasa yapım sürecindeyiz. Bu süreçte Kürt halkının statüsü belirlenmek durumundadır. Anadilinde eğitim ve öğretim mutlaka anayasada yerini almak durumundadır. Sadece Kürtler değil, Türkiye’de yaşayan bütün halklar, herkes anayasada kendisini görebilmelidir.
1 Ekim tarihine kadar bu paketin geçmesi gerekiyor ve genel kurulda yasalaşması gerekiyor. Eğer bunlar dikkate alınırsa ikinci aşama da ekim ayı ortalarında tamamlanmış sayılacaktır. Ondan sonrası üçüncü aşamadır. Kandil’deki dostlarımız, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, yoldaşlarımız Türkiye’ye gelmelidir. Türkiye’de siyaset yapmalıdır.”
Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, PKK’nın fesih tartışmaları hakkında ve Türkiye’nin barış süreci olarak adlandırılan süreç ve yaptıklarıyla ilgili önemli açıklamada şöyle dedi;“Kongresi var, yasaması var, yürütmesi var, yargısı var. Adeta bir devlet gibi yapı oluşturmuşlar. PKK diyerek tüm yapı gizleniyor! Bu bir aldatmadır!” dedi.Terör örgütü PKK’nın 55.600 kişinin katili, uyuşturucu baronu ve bebek katili bir yapı olduğunu hatırlatan Yaycı, “Meşru bir siyasi yapıymış, hatta devletmiş gibi topladığı “kongreyi” ve açıklamalarının tartışılması züldür! Bu devletin düşürüldüğü en utanç verici manzaradır!” ifadelerini kullandı.
Teröristlerin etkisiz hale getirilmesine “şehit” diyenler, öğretmeni, polisi, sivili katledenleri “kahraman” ilan edenler… Biz, sizden değiliz! PKK’yı meşru bir aktör gibi gösterip kamuoyunu kandırıyorlar! PKK’nın fesholmasının bir anlam ifade etmediğini, KCK altındaki birçok yapının yerinde durduğuna dikkat çeken Yaycı, “PKK ‘fesholdum’ diyor ama KCK altındaki PYD, YPG, HPG, PJAK, PCDK gibi yapılar yerinde duruyor! Bu bir kelime oyunudur! Kongre PKK ‘yı feshedecekmiş, peki kongreyi kim feshedecek? Bunu kimse sormuyor! Sadece “PKK” adını kâğıttan silip KCK yapısı aynen bırakılıyor!
PKK’nın gerçek çatısı KCK’dır! Kongresi var, yasaması var, yürütmesi var, yargısı var. Adeta bir devlet gibi yapı oluşturmuşlar. PKK diyerek tüm yapı gizleniyor! Bu bir aldatmadır! İşte bu KCK yapısında sadece PKK, uluslararası terör örgütü sayılıyor. Biz operasyonları bu zeminde yapıyoruz. “PKK feshedildi” dersek, PKK ile aynı yapı olduğunu bildiğimiz ama farklı isimlendirilen ve sınırlarımızda ve hatta İstanbul’da dahi birçok kanlı saldırı gerçekleştiren Suriye’deki YPG’yi ne yapacağız? Nasıl mücadele edeceğiz? Türkiye’nin meşru operasyon hakkını elimizle baltalıyoruz!” dedi.
Yaycı, açıklamalarının devamında şunları söyledi,
Barzani’nin geçtiğimiz günlerde Suriye’de toplanmasını sağladığı kongre, PYD’nin “güçlendirilmiş yerel yönetim” çağrısı, “demokratik konfederalizm” hayali…
Hepsi APO’nun planıdır!4 devlette (Irak, Suriye, İran ve Türkiye) parça parça “Kürdistan” kurma hayalinin adımlarıdır!
Türkiye’de duyacağınız bu kavramlara dikkat edin!“Güçlendirilmiş yerel yönetim” demek, federasyon demektir!Bu yapıların hedefi budur!
Uyan Türk Milleti!“PKK feshedildi” yalanıyla Türkiye’ye büyük bir oyun kuruluyor!
PYD, YPG, SDG, PJAK…Bu yapıların tümü, yani KCK tümden tasfiye edilmeden bazılarının dediği barış olmaz!Hepsi dağıtılmadan bu mesele bitmez!
Son sözüm şudur;Devletin muhatabı terörist olamaz!Barış teröristle değil, savaşılan başka bir devlet ile yapılır! Türkiye ne savaş ne de iç savaş halindedir.
Devletimiz, terörü zaten bitirmiştir.Türkiye zaten, şehitlerin canları, gazilerin kanları ve devletimizi yönetenlerin iradesi ile, “Terörsüz Türkiye’dir”PKK’lı teröristlere şehit diyenle, denmesi sindirenlerle bizim hiçbir ortak yanımız yoktur! (SZC TV, Youtube)
Silah bırakma mı Yeni Sevr dayatması mı?
DEM Partililer ve CHP çözüm mecliste diyor. PKK gereğini yapmış; onlar da çözüm mecliste diyor! Çözümün mecliste olması demek, yeni bir anayasa demek. Ulus devletin yerine birden çok millet kavramının mecliste kabulü ve “Türkiye Halkları” teriminin yerleşmesive yeni anayasada ayrı dil, federasyon, özerk bölge, Türk Milleti tanımının değiştirilmesi, demektir!..
Bu açılım sonuçta, çok önemli kararlara gebedir. Yerinden yönetimler, doğal zenginliklerin kullanım ve tüketimi! Bir millet kavramından, etnik ayrışma ile parçalanmaya hazır birçok yeni kimliğin kabulü isteniyor. Etrafından kuşatılmış, zayıflamış, federasyonlara bölünmüş, özerk bölgeleri olan ve Sevr’de tarifi yapılan bir Türkiye isteniyor! Bu gidiş çıkmaz sokaktır…Milleti, devletimizi bekleyen tehlikelerdir.…
Büyük Ortadoğu Projesi, servin devamıdır.Irkçılık ve pozitif ayrımcılık; İslami ve insani olmayan, toplumları bölme ve parçalamada kullanılan, batının aparatlarıdır.Türkiye’yi parçalamak ve yok etmek büyük sömürgecilerin, başta ABD’nin ve Batı’nın meselesi olduğu unutulmamalıdır. Türkiye yüz yıldır bu oyun ve planlarla uğraşıyor, bunları bozmağa çalışıyor, hamleler yapıyor, artık karanlıktan aydınlığa yol almalıyız…
Hazırlıklar yıllar öncesinden… BOP ve GOP’ da bu işin tuzu biberi… Eş başkanlık ise; taraflar arasındaki işbirliğinin tescili… Müjdesini taa22 Şubat’ın 2011’inde vermişti dönemin bakanı…TBMM çatısı altında; ‘ne isterlerse vereceğiz’ demişti de Leyla Zanada“Özerklik yetmez, biz devlet kurmak istiyoruz!” deyivermişti… Gelecekte ülkeyi hangi tehlikelerin beklediğinin delili değil mi? Ülke; otoriter ve totaliter bir eyaletler sisteminin kucağına doğru hızla itilmekte…
BOP Projesi anlaşılmadan Orta Doğu değerlendirilemez
İsrail’in etrafındaki tehdit oluşturacak bütün ulusların ortadan kaldırılması” bir BOP projesidir… Günümüzde başlatılan BOP (Büyük Ortadoğu projesi) bir ABD, İsrail yapımıdır. Tasarlanan bu hedeflerin hayali asırlara, kararı ise senelere dayanır…
Orta Doğu’da olup bitenleri anlayabilmek için, ABD tarafından devreye sokulan ‘Büyük Orta Doğu Projesi’ni’ iyi bilmek ve iyi analiz etmek gerekiyor. Bu proje hakkında tam bilgi sahibi olursak bölgemizde cereyan eden olayları daha iyi değerlendirmiş oluruz. Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) dediğimiz bu projenin tam adı; “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık İnisiyatifi” dir.Projenin amacı ise; petrol zengini Müslüman ülkelere demokrasi ihraç etmek, bölgenin kontrolünü ele geçirmek ve bu zengin pazarların serbest rekabete açılmasını ve sömürülmesini sağlamaktır.
Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili en çarpıcı açıklama, ABD’nin güvenlikten sorumlu danışmanı (sonradan Dışişleri Bakanı oldu) Condoleezza Rice’ın 7.8.2003 Washington Post gazetesinde yayınlanan, Ortadoğu’yu Dönüştürmek yazısında “Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu vurgulamıştır.”BOP Projesinin yürürlüğe girdiğinden bu tarafa Fas, Tunus’tan başlayıp Libya,Irak ve Mısır ile, şimdi Suriye de devam ederek sınırımıza dayanmıştır. Büyük Kürdistanın hayali de bu projenin parçasıdır.
Kimse kendini kandırmasın, aldanmasın. Uyanık ve milli olmak zorundayız.Bu coğrafyada beraber yaşama mecburiyetinde olduğumuz herkesle, hiçbir olumsuz mülahazaya iltifat etmeden istişare eder ve mecbur olduğumuz ortak geleceğimizi, ortak akılla tartışır, müzakere ederiz. Bu topraklarda ortak kaderi yaşadığımız, fakat benden farklı kanaat ve düşüncelere sahip olanların inanç ve değerlerinin de dikkate, hak ve hukuklarının garanti altına alındığı bir düzenlemeyi savunmak her şeyden önce inancımızın gereğidir.
“Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşları!..Soy, sop, kavim ve bölge farklarınız ne olursa olsun, iyi biliniz ki gücünüz, itibarınız, tarihi birliğinizden gelmektedir! Allah korusun, Türkiye’nin birliği, bir saniye sarsılsa, Türk Milleti’nin ayrılmaz ve şerefli birer organı durumundaki kavimlerinizi, soylarınızı, soplarınızı kopkoyu bir esaret, din değiştirme ve yokluk bekler!Asırların, kayıpların ve muhteşem tarihin ve muhteşem gelecek umudunun ve imanın kardeş kıldığı, kaynaştırdığı bu birliği zayıflatacak her hareket, gaflet değilse eğer, ihanettir!”(Aykut EDİBALİ)
Zamanımızda küreselleştirme politikaları adı altında tarihte olduğu gibi devletimiz aleyhine kutsal ittifaklar başlamıştır. Küresel tehdidin merkezinde Türkiye vardır. Bugün görünmese de asıl amaç, Tanrının krallığı için savaşan, sömüren, avangelist (Hıristiyan Siyonist) bir batı var. Bu krallığın kurulması için her yolu deneyen, zorunluluğu gören Armagedon savaşı var… Bu savaş bu topraklarda asırlarca sürmüş, sürmeye de devam edecektir. Çünkü Siyonizm’in esasında, eski ahitte bu vardır. Bu hedef “Nil’den Fırat’a” kadar olan yerlerin, onların kutsal kabul ettikleri topraklar olmasıdır. Bunun mücadelesi onlar için sürecektir. Çünkü Avangelistler Türkiye’nin bölünmesini amaç edinmişlerdir! Hatta avangelist inanca göre Türkiye’nin parçalanması ve kuşatılması Tanrının emridir! Asırlardır uygulanan bu plana göre, bu coğrafya tanrının işçilerinin tarlasıdır. Tarlayı kim sürerse ürün onundur.
Bugün terör örgütlerini kuran, besleyen CIA ve MOSSAD’dır. Teröre yatırım yapan, terörden beslenenlerin başında ABD ve İsrail gelir. Bölgedeki DEAŞ, PYD, YPG, El Nusra, El Kaide gibi örgütlerin bir kez olsun İsrail’e saldırdığını duydunuz mu? Bırakın saldırmayı bu militanların birçoğu İsrail’de tedavi görüyor.
Bugün orta doğudaki yapılanma ve terör örgütleriyle hedefe yürüme işi, ABD’nin başına bela olabilir. Ya da ABD bu gidişle tüm insanlığı 3.dünya savaşına sürükleyebilir. İşin merkezinde ABD, İngiltere, İsrail eksenli bir savaş vardır. Bunun yanında karşımızda kimliklerini gizleyen dost ve müttefik görünen devletler. Amaç; İsrail’in tehdit oluşturan ülkelere karşı korunması ve Siyonizm’in hedefleridir…
Türkiye Muhteşem Türkiye olmalıdır!
Türk milleti medeniyet taşıyıcısı barış sevdalısı adalet dağıtıcısı mazlumun umut kaynağı olmuş ve olmaya devam edecektir. Türk milleti tarihinden değerlerinden aldığı ilham ve enerjiyle gönülleri ve kıtaları yeniden fethe amadedir.Türkiyesiz bölge barışı sağlanamaz!
Eski Başbakanlardan Sadi Koçaş’ın, “Atatürk’ten 12 Mart’a Anılar” kitabında naklettiğine göre: “Amerika, CIA’nin klasik mücadele yolları ile 1965’te Adalet Partisini ve Sayın Demirel’i iktidara getirdiği zaman, karşılık olarak yeni Türk hükümetinden şöyle bir istekte bulunmuştur: “İran-Irak ve Türkiye Kürtlerini Federe bir cumhuriyet haline getirelim. Bunu Türkiye’ye bağlayalım. Hem de büyük toprak kazanmış olursunuz.” (Sadi Koçaş, Atatürk’ten 12 Mart’a Anılar, 4.Cilt, s: 1917-1918) Bunlar bize, ülkemiz üzerindeki planların yıllar evvel hazırlandığını gösteriyor…
Türkiye bütün coğrafyasıyla kardeştir ve millettir. Her konuşmanın başında; Türküyle, Kürdiyle diye başlayıp devam eden ve ayrılıkları tetikleyen her tür konuşmalar tehlikelidir, vaz geçilmelidir.Bunlar tuzaklardır. Bunlar, bizim tarihimizde hiçbir zaman problem olmamıştır.
Biz evvela kardeşiz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız.Türkiye tüm unsurlarla bir ve beraber olursa, bölge için teminat olacaktır. Bütün dünya, dev birlikler oluşturmak için savaşırken; birliği bozacak her davranış gaflettir, dalâlettir, ihanettir! Devletin bağımsızlığı ise ancak toprakla, yani vatanla mümkündür.Bu vatan topraklarında, egemen bir tek millet yaşamaktadır. Bu topraklarda yaşamak isteyen bütün insanlar bu iradeye saygı göstermek mecburiyetindedir. Türkiye’yi birlikte inşa etmenin şartları bellidir. Kardeşlik hukuku içerisinde din, devlet, vatan millet bayrak saygınlığı ve birliğidir.
“Ne etnik ne bölge ne din ne kavim ne mezhep milliyetçiliğine, ırkçılığına Türkiye itibar etmemelidir. Bizim birliğimiz zaafa uğrarsa ne Türk’ten hayır gelir ne Kürt’ten hayır gelir ne Arap’tan hayır gelir parça parça ederek bölerler bizi! Kendini Türk sayanlar da Kürt sayanlar da vatandaş olarak, Kürt-Türk olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrımsız, eşit vatandaşları, devletin ve vatanın müşterek sahipleri olduklarını hiçbir zaman unutma hakları yoktur. Türk’ü-Kürt’ü ayırt etmeyen, hepsini kardeş gören, bu devletin tüm manevi, maddi, beşerî müktesebatını, zenginliğini, kazanımlarını bunlar benim hakkımdır diyecek düşüncelere ve iradelere ihtiyaç vardır.” (A.Edibali)
Devleti Milli İrade Kurar; Kirli İrade Yıkar!…
İradeler kirlendikçe; siyaset kirlenir… Siyaset kirlendikçe de önce vicdan ve millet kaybeder hasletini…İhanetlerin tehlikelisi içtedir!.. Hukuk, adalet ve demokrasinin olmadığı yerde ise; ihanet, durumdan cesaret alır!..
Türkiye’nin güçlenmesini, genişlemesini önlemek, durdurmak ve de ertelemek isteyenlerce her gün değişik hesaplar, tuzaklar kurulmuş ve kurulacaktır! Önemli olan bunları iyi sezip tedbirlerle, projeler üretmek de bizim görevimiz olmalıdır. Artık mesuliyetler artmıştır. Ortadoğu’nun yapılanması, Türkiye’nin, bölgesel güç merkezi ağırlığının hissedildiği dönemde, dünya büyük değişimlere gebedir!
Gelecek için bölgemizde “Büyük İsrail” hedefinde, yayılmacı, sömürgeci stratejileri izleyen İsrail ile, yarım asrı geçen bir zamandır gerçekleştirilen, gizli ve açık tüm anlaşmalar yeniden gözden geçirilmelidir.
Bu ülke bizim. Otobüs de bizim, direksiyondaki de biz olmalıyız…
Öyle bir zihin kontrolü yapmışlar ki Türkiye’ de ki terör sorunu,Kürt sorunu haline gelmiş, doğu meselesini, Kürt meselesi haline getirmişler. Bunun arka planı bölünmedir!..“Kürt sorunu” söylemi, Batı’nın bölgede böl-yönet stratejisinin bir argümanıdır!…
“Barış istiyoruz… Bu ülkeyi seven herkes barışı çok istiyor… Herkes teröriste, terörist denmeyi istiyor… Lütfen artık kan akmasın! Silahlar sussun! Gençler ölmesin. Çocuklar yetim,aileler dul kalmasın, vatanımız parçalanmasın, şehitlerin emaneti korunsun istiyor…İyi de nasıl olacak dersek;küresel demokrasi havarilerinin, emperyalizmin tuzaklarının yanında olmakla değil. Çözüm; barışın, ebedi formülü olan İslamkardeşliğininşartları olan doğrunun yanında olalım. Dengelerin ve haritaların değiştirilmek istendiği bir dünyada yaşadığımızı,düşman projelerini asla unutmayalım. Mesele etnik değil, ideolojik ve siyasaldır.PKK, Kürtleri temsil etmeyen, Türkiye’yi parçalamayı hedefleyen bir dış aparattır.Kürt-Türk ayrımı suni bir projedir; gerçek olan inanç, medeniyet birliğidir.Bu birlikteliği güçlendirmektir.
Gelin bu güzelim yurdumuza hep beraber sahip çıkalım.
Türkiye’nin ve bölgenin zarar görmemesi için, milli birlik ve kardeşliği tesis edecek, Türkiye’nin kazanımlarına sahip çıkacak bir iradeye, mutabakata ihtiyaç vardır. Temelde Türkiye’nin en önemli ve acil işi, bu iradeyi ortaya koymasıdır. Bu iradeye sahip değilseniz, sizin aklınızı sürekli karıştırırlar. Siz de bu düşünceler içinde yanlışlara girersiniz.
Şayet öneriler siyasi, sosyal yaşam şartlarını iyileştirmek, düzeltmek, birleştirmek ve barış adına değilse fayda sağlamaz. Siyaset akıl ve ilim işidir. Siyaset: “Milleti tespit edilen hedeflere götürme sanatıdır.” “Siyaset, belli bir toplumda çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir.” İşte başta meclis ve siyasetçiler üzerine düşen görevleri yerine getirmelidir!
Suriye konusunda içine düşürüldüğümüz ayrışmayı hem terör belasının çözümü ve hem de Kürt meselesi addedilen konunun halli noktasında yaşamamalıyız.
Artık, ayakları üzerinde durmaya başlayan Türkiye’ye ve insanlarına güvenme vakti gelmiştir,gelmelidir!1984’den beri başlayan proje kritik döneme girdi. DEM’liler ortak vatan demeye başladılar. Bir vartanda bir millet olur, iki millet bölünmedir! “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletine aittir “ilkesini kabul etmeme ayrışmadır…
Açılımın son kertesi… Öcalan, yıllar evvel hiç ayrıntıya girmeden, süreci şöyle özetlemişti: ‘Büyük bedel ödedik, ama kimliğimizi yeniden kazandık. Artık sınır ötesine çekilme vakti…’ Çözüm; çözme, çözülme mi? işte Türkiye’mizdeki politikanın akıl almaz çukurluğu!
Planın diğer parçası, Türkiye’yi Kürdistan kurulması için öncü yapmak. PYD ve Kuzey Irak himayenize girsin. Siz de anayasanızda değişiklik yapıp federal yapıya geçin. Halka Misak-ı Milli’ye erişiyoruz dersiniz. Bu aldatma, Türkiye’yi bölünmeye götürür. Çok uyanık olmak lâzım. PKK, ordulaşmasını Suriye’de tamamlamıştır, artık Türkiye’de statü elde etmeye çalışıyor…
Bölge Türkiye’nin barış elçiliğine muhtaç. İsrail’in Filistinlilere yaptıklarını desteklemekle ABD, yavaş yavaş yalnızlığa gidiyor. ABD, her zaman menfaat ister ve aktörleri kullanırken sömürür. Amma bir taraftan dünyadaki dost ve yandaşlarını da kaybetmeye başladığını görmelidir!
Bu coğrafyada, barışın sağlanması için ABD’den, Batıdan, Rusya’dan yahut Çin’den medet ummanın milli duruş ve irade ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu iklimde barışın sağlanmasının şartı; bu iklimin çocuklarının, bu coğrafyanın kaderi üzerinde karar vermesi ve birliği oluşturmasıdır…
Yeni dünya düzeni, demokrasi adı altında bir sömürü ve vahşet diktatöryasına dönüşmüştür…Oyun bittiğinde şah ve piyon aynı kutuya konulur… Zaman ne alır ne verir bilemeyiz. Umarım doğrudur gittiğimiz adres.
Unutmayalım ki, yükümlülükler ve görevler, başarılar kadar büyüktür. Ülkemizdeki değişim, milleti millet yapan hasletlerde değil, dünyaya yeniden düzen kurmadaki siyaset ve stratejilerde olacak olan değişimdir… Ülkemizin varlık ve bekasından sorumlu olan yöneticilerimiz, sözünü ettiğimiz sorunların üstesinden gelmede, milli iradeye ters düşmeyerek, ortak karar ve istişare prensiplerini asla unutmamalıdırlar.Türkiye kritik döneme giriyor, tehlikeli dehlizlerden geçiyor.Küreselleşme rüzgarına karşı milli duruş; güçlü ‘muhteşem Türkiye’ ile olmalıdır…
