28 Aralık 2025’te Tahran’daki meşhur Kapalı Çarşı’da başlayan esnaf protestoları, başlangıçta enflasyon ve hayat pahalılığına karşı ekonomik tepkiler olarak görülüyordu. Ancak kısa süre içinde bu hareketler rejim karşıtı eylemlere dönüştü. Rejim değişikliğini hedef alan bu protestoların arkasında İsrail ve ABD yanlısı bazı örgütlü grupların bulunduğu yönünde ciddi iddialar ortaya atıldı.
İran yönetimi, güvenlik gerekçesiyle ülke genelinde internet kesintisi uygulamaya başladı. Bu gelişmeler yaşanırken ABD Başkanı Donald Trump da İran’a yönelik askeri müdahale tehditlerini sürdürüyordu. Trump, Tahran yönetimini uyararak şu ifadeleri kullandı:
“Şu anda İran’a doğru giden çok büyük ve çok güçlü gemilerimiz var. Onları kullanmak zorunda kalmasak çok iyi olur.”
1979 Devrimi’nden bu yana ABD’nin İran’a yönelik hasmane tutumu kesintisiz devam etmektedir. Washington’un Tahran’dan temel olarak üç talebi bulunmaktadır:Nükleer anlaşma kapsamında uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmak ve mevcut zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmek, Balistik füze programını sona erdirmek, İran’ın bölgede desteklediği ve vekil güç olarak görülen terör örgütlerine (PJAK, PKK Uzantılarına) zarar vermemek.
Sonuç olarak BOP ve BİP kapsamında gerçekleştirilecek rejim ve sınır değişikliği projesini kabul etmek.
İran’daki yönetim yapısı dışarıdan bakıldığında karmaşık bir görünüm sergilemektedir. Bir tarafta devleti ayakta tutan güçlü bir ruhani liderlik, diğer tarafta cumhurbaşkanlığı ve yürütme organları bulunmaktadır. Bu ikili yapı nedeniyle dış müdahale ile devlet mekanizmasını yönlendirmek kolay değildir.
ABD, 1979’dan bu yana İran rejimini zayıflatmaya çalışmış; ancak bugüne kadar kesin bir sonuç elde edememiştir. Bu nedenle Washington’un en güçlü seçeneğinin askeri müdahale olduğu düşünülmektedir.Trump’ın tehditlerine karşı İran Ordusu Genel Komutanı Hatemi şu açıklamayı yaptı:
“Düşmanı dikkatle izliyoruz. Ellerimiz tetikte.”
Umutla başlayan müzakereler
ABD’nin nükleer anlaşma teklifine Tahran yönetimi olumlu yanıt verdi. Washington, Arap ve Müslüman ülkelerin de davet edileceği geniş kapsamlı bir toplantının 6 Şubat’ta İstanbul’da yapılmasını istiyordu.
İran ise bu öneriye temkinli yaklaştı. Tahran yönetimi, Arap ülkelerinin ABD lehine tavır alabileceğini düşünerek toplantının Umman’da yapılmasını ve görüşmelerin yalnızca ABD ile ikili formatta gerçekleşmesini talep etti. Ayrıca müzakerelerin sadece nükleer programla sınırlı kalmasını istedi.
Bu tablo, olası bir savaş durumunda İran’ın uluslararası destek açısından oldukça yalnız kalabileceğini gösteriyordu.
Öte yandan İran lideri Ali Hamaney yaptığı açıklamada şu uyarıda bulundu:
“ABD bir savaş başlatırsa bu savaş bölgesel bir savaşa dönüşür.”
Bu sırada ABD’nin Abraham Lincoln uçak gemisi Körfez yakınlarında konuşlanmıştı. Nükleer enerjiyle çalışan USS Gerald R. Ford uçak gemisinin de bölgeye doğru hareket ettiği haberleri geliyordu.
ABD ile İran arasındaki barış görüşmelerinin, İran’ı gaflete sürüklediği anlaşılmaktadır.
Şah Mat
28 Şubat Cumartesi günü erken saatlerde İran tarihinin en büyük güvenlik kırılmalarından biri yaşandı. ABD ve İsrail’in ortaklaşa düzenlediği dev bir operasyon sonucunda İran’ın dini lideri Ali Hamaney, evinde gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybetti.
İsrail bu operasyonu “Kükreyen Aslan” olarak adlandırdı.
ABD Başkanı Trump, saldırıdan kısa süre sonra yaptığı açıklamada Hamaney ile birlikte 48 üst düzey İranlı yöneticinin öldürüldüğünü duyurdu ve şu ifadeyi kullandı:“Şah mat.”
Bu gelişmenin ardından İran, misilleme olarak İsrail başta olmak üzere Bahreyn, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve Ürdün’e füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi.
Bu durum satranç tahtasında ikinci turun başladığını gösteriyordu.
Üçüncü Cumhuriyet
Ali Hamaney’in ölümünden sonra 8 Mart itibarıyla oğlu MüctebaHamaney İran’ın yeni dini lideri olarak seçildi.
İran’da “İslam Cumhuriyeti” olarak tanımlanan bir sistemde lider değişimi son derece hassas bir süreçtir. Ancak savaş koşulları bu süreci hızlandırdı.
Anayasaya göre dini liderin ölümü halinde 88 üyeli Uzmanlar Meclisi’nin toplanması gerekiyordu. Fakat yoğun bombardıman nedeniyle bu mümkün olmadı. Tahran’daki bazı resmi binalar da saldırılarda ağır hasar gördü.
Bu nedenle geçici olarak üçlü yönetim formülü uygulandı ve ardından MüctebaHamaney dini lider olarak ilan edildi.
Bu gelişme İran tarihinde ciddi bir ideolojik tartışmayı beraberinde getirdi. Çünkü 1979 devrimi, monarşik ve kalıtsal yönetim anlayışına karşı yapılmıştı. Buna rağmen bugün babadan oğula geçen bir liderlik modeli ortaya çıkmıştır.
Bu kararın arkasındaki en güçlü unsur ise Devrim Muhafızlarıdır.
Böylece İran’da ikinci cumhuriyet dönemi fiilen sona ermiş ve askeri gücün daha belirgin olduğu yeni bir dönem başlamıştır.
Rusya’nın tutumu
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer gelişme ise Rusya’nın pasif tutumudur.
Moskova’nın İran gibi müttefiklerini yalnız bıraktığı yönünde yorumlar yapılmaktadır. ABD’nin Venezuela’da Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik operasyonları ve İran’daki gelişmeler karşısında Rusya’nın etkili bir karşı hamle geliştirememesi dikkat çekicidir.
Bir zamanlar küresel güç dengesinde önemli rol oynayan Moskova’nın bugün müttefiklerine sağlayabileceği kaynakların sınırlı olduğu görülmektedir.
İran halkı ne istiyor?
Siyasi analizlerin ötesinde asıl önemli soru şudur:İran halkı ne istiyor?
Ekonomik kriz, ideolojik baskı ve yıllardır süren yaptırımlar toplumda ciddi bir yorgunluk oluşturmuştur.
Protestolar sırasında 15 yaşındaki oğlunu kaybeden bir babanın sözleri bu ruh halini açıkça ortaya koymaktadır:
“Biz sadece normal bir hayat yaşamak istedik. Ama bize kurşunlarla cevap verdiler. Eğer ABD saldırırsa oğlumun intikamını almak için tekrar sokağa çıkarım.”Bu sözler İran’da biriken toplumsal öfkenin boyutunu göstermektedir.
Halkın önemli bir kesimi ekonomik refah ve normal bir yaşam vaat eden güçlü bir lider arayışı içindedir.
Türkiye nasıl bakmalı?
Türkiye açısından en önemli mesele güvenliktir.Türkiye jeopolitik ve jeostretejik konumu gereği öncelikle sınırlarının güvenliğini tahkim etmek mecburiyetindedir.
İran’da yaşanabilecek bir iç savaş;büyük bir mülteci dalgası, enerji arzında kesintiler, sınır güvenliği sorunlarıgibi ciddi riskler doğurabilir.Türkiye bu nedenle sınır güvenliğini güçlendirmek ve bölgesel gelişmeleri dikkatle izlemek zorundadır.
Son soru
Yıllarca İran’ın bölgesel müttefikleri olan Hizbullah, Hamas ve diğer milis yapılar Ali Hamaney’e güçlü bir dini bağlılıkla bağlıydılar.Peki şimdi aynı bağlılığı, askeri destekle başa geçen MüctebaHamaney’e gösterecekler mi?
İran’ın Ortadoğu’daki geniş etki alanı, ruhani bir liderliğin yerine askeri ağırlıklı yeni bir yönetim modelini kabul edecek mi?
Bu soruların cevabı, bölgenin geleceğini belirleyecek.

0 Yorum
Değerlendirmeleriniz için teşekkürler. Bir noktada görüş belirtmek isterim:
“Olağanüstü olağanüstü” bir süreçte İran’ın vakit kaybetmeden dini liderini seçmesi, İran açısından bir dezavantaj değil, aksine avantaj olmuştur. Sürecin uzaması, çözüm olması bir yana, sorunlar yumağına yol açardı.