Ev 20. Sayı Şiddetli Lodos

Şiddetli Lodos

Tarafından Ali Kamil YILDIRIM

İsrail’in Suriye hava sahasını serbest kullanmak istemesinin görünen üç gerekçesi bulunmaktadır. İlki İran’a karşı muhtemel hava harekâtı için serbest olmak, ikincisi Suriye askeri gücünü zayıflatmak için baskı kurmak, üçüncüsü ise Suriye kuzeydoğusunda dost YPG/SDF ile irtibatı muhafaza etmek.

İsrail, askeri gücü zayıf bir Suriye, bu ülke güneyinde serbest bir koridor, hava sahasında tahditsiz operasyon yetkisi, Türkiye’yi dışarıda, Rusya’yı içeride istemektedir.

Yine şiddetli Lodos rüzgarları. Bilindiği gibi Lodos, Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında yıl boyunca zaman zaman etkili olabilen kuvvetli güneybatı rüzgarıdır; sık sık deniz seviyesini yükseltir ve şiddetli fırtınalara neden olabilir. Son haftalarda güneyimizde, Suriye’de ve Kıbrıs Adasında esen fırtınalarınher biri Lodostan da şiddetli.İsrail’in Suriye’de Türkiye’yi dışarıda tutmak için yaptığı askeri hamleler veTürk Devletler Teşkilatından, Özbekistan, Kazakistan veTürkmenistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimini tüm Kıbrıs’ın meşru yönetimi olarak tanıması yeni bir şok dalgası oluşturmuştur. Kıbrıs konusunu sonraki bir yazıya bırakarak, bu yazıda Suriye’deki baş döndürücü değişimlere göz atmak gerekmektedir.

 14 yıllık savaştan sonra, Esad’ın firarı, şaşırtıcı şekilde HTŞ’nin haftalar içinde Başkent Şam’ı ele geçirerek iktidarı alması, ardından HTŞ ile YPG/SDF’nin anlaşması, Türkiye’de aniden PKK’nın kendini lağvetme çağırısı peş peşe geldi.Bunlar olurken İsrail bir hafta içinde Suriye’ye ait askeri ve stratejik noktalara 600 civarında hava saldırısı yaparak, bu ülkenin askeri gücünün tekrar doğrulamayacak ölçüde çökertmiştir. İlginç olanı İsrail’in bu pervasızlığına HTŞ yönetimi dahil tüm Ortadoğu’nun cılız seslerle kınama ötesine geçememiş olması ve tabii ki Batı’dan da hiçbir itiraz sesi yükselmemesidir. Son haftalardaki saldırıları ise Suriye’nin orta kesimindeki Hama-Humus-Palmiraüçgeni içindeki hava meydanlarına yoğunlaşmış ve açıkça Türkiye’nin burada üs kurmasını engelleme girişimi olduğunu ilan etmiştir.

İsrail Suriye’de ne istemektedir?

İsrail, Gazze, Lübnan ve Hizbullah sorununu hallettikten sonra, Suriye’ye yönelmiştir. İsrail, askeri gücü zayıf bir Suriye, bu ülke güneyinde serbest bir koridor, hava sahasında tahditsiz operasyon yetkisi, Türkiye’yi dışarıda, Rusya’yı içeride istemektedir. Bu bağlamda İsrail Suriye’nin düzenli ve güçlü bir askeri güce sahip olmasını önlemek için, kaotik günlerden yararlanarak, bu ülkenin mevcut tüm askeri altyapısını tahrip etmiştir. Güney koridor için İsrail, 1974 mutabakatı ile geçici olarak işgal ettiği Golan tepelerini (Trump’ın ilk döneminde İsrail, ABD desteğiyle ilhak etmişti) aşıp, Deraa ve Kuneytra ilerini de işgal ederek Suriye güneyinde ve kendi himayesinde yeni bir “Batı Şeria” yaratmak ve Suriye rejimini ülkesi güneyinden 65 Km uzak tutarak kendisi için güvenli bir alan yaratmak istemektedir.

Söz konusu alan, Suriye güneyinden uzanan “Davut” koridoru olarak bilinen Siyonist projeyi anımsatmaktadır.  İsrail’in Suriye hava sahasını serbest kullanmak istemesinin görünen üç gerekçesi bulunmaktadır. İlki İran’a karşı muhtemel hava harekâtı için serbest olmak, ikincisi Suriye askeri gücünü zayıflatmak için baskı kurmak, üçüncüsü ise Suriye kuzeydoğusunda dost YPG/SDF ile irtibatı muhafaza etmek. İsrail buamaçlara ulaşmak için Suriye’nin radar, uçak ve SAM sistemleri dahil tüm hava gücünü imha etmiştir. Çünkü İsrail’in amaçlarına yönelik en büyük engel, HTŞ Yönetiminin daveti ve meşru anlaşmalar çerçevesinde Türkiye’nin Suriye’de askeri üs kurma ihtimalidir. İşte Netenyahu’ nun Trump’a şikâyet ettiği konu ve ABD’nin “karşılıklı sevişiyoruz, hallederiz” tavrının odak noktası budur. O halde bu noktada, Türkiye ne yapmak istiyor veya ne yapmalı konusuna geliyoruz.

Türkiye Bugüne Kadar Ne Yaptı?

En başta komşuda yükselen kriz karşısında iki hareket tarzı vardı; gelişmelere tarafsız kalması veya komşudaki krizin ülke güvenliği ve çıkarlarınaetkisi düşünülerek müdahil olunması. Türkiye ikinci hareket tarzını seçerek, krize müdahil olmuş, 5-6 milyonluk göçmen kabul etmiştir. Bu bağlamda Türkiye’nin attığı adımlar üç ayrı safhada cereyan etmiştir.Türkiye’nin attığı ilk adım, Suriye krizi süresince ülkenin kuzeyinde Akdeniz’e uzanan PKK/YPG kontrolündeki bir terör veya garnizon devletinin kurulmasını önlemek olmuştur ki doğru bir hamleydi. Muhaliflerden oluşan Özgür Suriye Ordusunu eğitip donatarak Fırat’ın batısından sözkonusu yapılanmayı uzaklaştırmıştır. Aynı sonucu Fırat’ın doğusunda da sağlamak istemiş, ancak taşeron YPG’nin hamisi ABD tutumu nedeniyle bu hedefe tam ulaşamamıştır.Türkiye’nin ikinci adımı, Suriye iç savaşı esnasında Halep civarındaki Muhalif grupların İdlib bölgesine intikal etmesinde etkin olmuş ve bu bölgenin terörden arındırılması ve güvenliği sorumluluğunu üstlenmiştir. Bu hamle ile Türkiye Suriye krizinin tüm sorunlarını kendi sorunu haline getirmiştir ki gereksiz bir hamleydi.

Türkiye üçüncü adımı bu safhanın devamında görülmüştür. Nitekim İdlib örgütlenmesini mucizevi! tarzda tamamlayan Heyet Tahrir el-Şam(HTŞ) birkaç hafta içinde Şam’ı ve Suriye iktidarını ele geçirmiştir. Trump dahil uluslararası kamuoyu bu sürecin gerisinde Türkiye’nin olduğunu ilan etmiştir. Nitekim bu iddiaları doğrular tarzda derhal Şam’a Türkiye’den üst seviye ziyaretler başlamıştır. Türkiye’nin ikinci safha adımı ile özellikle üçüncü safha adımları Türkiye’nin milli çıkarlarına uygun mu, değil mi, ya da “oyun kurucu mu” yoksa “vekil mi” tartışmalarını gündeme taşımıştır. “İş neticesi ile belli olur”. Engellemeye çalıştığımız “terörün devletleşmesini” önleme amacı tam olarak başarılamamış, üstüne ülke 5-6 milyonluk mülteci kampına dönüşmüş bulunmaktadır. Bu sonuç oyun kuruculukla asla bağdaşmamaktadır.

Türkiye Bugün Ne Yapıyor?

Görüldüğü kadarıyla Türkiye’yi bundan sonraki sürece müdahil olmaya çeken ana etkenlerinden biri Suriye kuzeyindeki YPG’nin devletleşme ihtimali, ikincisi ise yeni Suriye yönetiminin ideolojik nedenle desteklenmesi motivasyonudur. Birinci konu Türkiye’nin haklı bir davasıdır, ancak “oyun kuruyorum” derken oyuna gelinmemelidir. Bu süreç bir bakıma Türkiye’de PKK’yı sonlandırma hamleleri ile de ilişkili olup, özellikle ABD etkisiyle hem Suriye yönetiminin hem de Türkiye’nin YPG yapılanması ile el sıkışmasını sağlama sürecine evirilebilir. İkinci motivasyonda ise yeni Suriye yönetiminin ekonomik ve askeri bağlamda güçlendirilmesi ön plana çıkmaktadır. Komşu bir ülkenin istikrarlı olması her zaman tercihe şayandır. Ancak bunu ideolojik, yani “ihvan” ve benzeri akımların hülyası ile yapmak ayrı bir şeydir. Böylesi bir hülyayı Suriye gibi etnik, dini ve mezhepsel karışımı olan bir ülkeye uygulamak istikrardan çok kaosa hizmet eder.

Suriye Ordusunun Eğitilip Donatılması

Suriye’nin eğitimli ve düzenli bir orduya ihtiyacı olduğu bir gerçektir. Bu da “eğit-donat” çerçevesinde sağlanabilir. Bu konuda Türkiye’nin önünde iki seçenek vardır; herhangi bir rol üstlenmemesi veya etkin rol üstlenmesi. Bu konuda üçüncü bir seçenek görülmemektedir. İsrail düzensiz ve zayıf bir Suriye ordusu istediğinden, Türkiye’yi uzak tutmak istemektedir. Ancak eğitimsiz ve düzensiz bir komşu ordusu, teröre dönüşme riski nedeniyle bizi de etkileyecektir. Bu nedenle Türkiye’nin rol üstlenmesi normaldir. Bu eğitim ve donatım işi iki safhada yapılabilir. İlk safhada eğitim-öğretim Türkiye’de yapılabilir. Bu eğitim; subay ve astsubay kadrolarının eğitimi ile donatım için öngörülen silah ve teçhizatın teknik eğitimini de kapsamalıdır.

Suriye’de Üs Kurulması

İkinci safhada Suriye’de Üs kurulabilir. Bu Üssün amacı şeffaf bir tarzda ortaya konulmalıdır. Söz konusu Üs Suriye’yi korumak için mi, yoksa Suriye Ordusunu eğitmek için mi? Doğru olanı İkinci seçenek olmalıdır. Bu süreç kaçınılmaz olarak, yerli savunma sanayiiürünlerinin Suriye Ordusu envanterine girmesine neden olacaktır. Bu aktarım için Suriye’de Üs kurulması mantıklı olmaktadır.

Bu rolün ifası için İsrail dahil kimse ile muhasamat istenmediğine dair iyi niyet beyanı yeterli olmayacaktır. Bu bağlamda maalesef esas “oyun kurucu” ABD’nin olurunun alınması gerekecektir. Elbette sürece Ancak ABD dahil olduğunda söz konusu Üs konuşlanmasının şartları ortaya çıkacaktır. Bunların; İŞİD ve Hizbullah ile mücadelede Türkiye’nin rol alması, aynı zamanda HTŞ’nin tanıdığı YPG/SDF’ yi tanıma ve İsrail’e muhasamat yapılmaması gibi şartlar olması şaşırtıcı olmamalıdır.

Bu şartlarda yapılacak bir mutabakat Türkiye ile İsrail’in el sıkışması ile sonuçlanabilecektir. Zaten ABD’nin nihai isteği de budur. Önce Türkiye ile İsrail’i tekrar buluşturmak, akabinde Türkiye-İsrail- GKRY üçgenini NATO bağlamında ortak ülkeler haline getirerek, ABD namına Ortadoğu bekçiliği yapmalarını sağlamaktır. Böylesi bir geleceği tahayyül etmek zor gibi gözükse de Suriye’deki ve dünyadaki şaşırtıcı gelişmeler ve liderliklerin “U” dönüşleri dikkate alındığında ihtimal dahilinde olduğu görülecektir.

 

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00