Saygıdeğer Uyanış Okuru,
Bu yazımız; farklı şekillere bürünerek devam eden ‘Terörsüz Türkiye’ aldatmacası ve kısaca da olsa siyasetin meselelerini ele almıştır. Ancak yazımız sayfa sınırlarının dışına taşınca, kısaltmaya çalıştık. Yararlı olmasını diliyoruz.
Terörsüz Türkiye Aldatmacası ve ‘Milletim Uyan’ Feryadı
‘Terörsüz Türkiye’ aldatmacası sürecinde, devletin bütün imkânları kullanılarak vatandaşın, özellikle şehit ve gazi ve ailelerinin, korucuların, doğu ve güneydoğuda kuşaklar boyu hayatları terör örgütüne karşı mücadele ile geçmiş ailelerin iradeleri iğfal edilerek, ikna edilmeye çalışılıyor. Bu sürecin tarafları olan siyasi iktidar ve ortağı ile İmralı Canisi ve uzantısı siyasi partilerin tv programları, haberler, köşe yazıları, yanlı anketler de kullanılmasına rağmen aziz milletimizin aklı, sağduyusu ve irfanı onların bu iğfal faaliyetlerine geçit vermiyor.
Burada özellikle Millet Partisi kadrolarının yapmış olduğu ‘Milletim Uyan’ feryadı, gerçekleri anlatma mücadelesi, tarihin altın harflerle yazacağı göz yaşartıcı fedakârlık, feragat ve destansı gayretle devam ediyor. ‘Hak ve Millet Davası’nın yiğit neferleri bir yandan vatan toprağını karış karış gezerek, bu aldatmacaya karşı Millet Partisi’nin tarihi nitelikteki uyarı mektubunu derneklere, vakıflara, aydınlara büyük bir titizlikle ulaştırmaya devam ediyorlar. Diğer yandan da birincisini Kütahya/Tavşanlı’da gerçekleştirdiğimiz ‘Milli Karar Toplantıları’ düzenliyorlar. Allah izin verirse Eylül sonunda Konya ile devam edeceğimiz bu çalışmalarda görev alan, hayatlarını Türk milletinin varlık ve bekasına adamış; aziz milletimizin yiğit, kahraman ve cesur vatan evlatlarına yürek dolusu selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz.
Hani hiçbir pazarlık söz konusu değildi
Bugüne kadar meydana gelen gelişmeler, ilk günden beri ifade ettiğimiz gibi bütün savunucularının bazen barış güvercini bazen tehditkâr edayla organize ettikleri sürecin, topyekûn bir aldatmaca olduğunu teyit etmektedir. Milletin dikkatini anayasanın ilk dört maddesine çevirip, kırmızıçizgi naraları atanlar; bu maddeler muhafaza edilse bile 42. ve 66. maddelerde yapılacak değişiklikle bu maddelerin değerini yitirecek olduğunu görmezden gelmektedirler. Hani, hiçbir pazarlık ve beklenti olmadan terör örgütü bütün unsurları ile lağvedilecek, teröristler silah bırakacaktı?
Anayasanın 10. Maddesine göre bütün vatandaşlar ırk, renk, cinsiyet, din, mezhep vb. yönlerden eşit kabul edilmişken, anayasal vatandaşlık veya eşit vatandaşlık talepleri ile anayasada “Kürt” ismine yer verilmesi istenmekte ve kendi akıllarınca ikiz yasalardaki çekince de kaldırılınca plebisit yolu açılmış olacaktır.
ABD büyükelçisinin PYD/YPG’ye, “size devlet sözümüz yok” sözüne sevinenler, “federasyon değil de biraz altında bir yapı düşünülmeli; PYD/YPG, PKK değildir, merkezi bir hükümet kurulması olasılığının zayıf olduğu” sözleri ile acaba akıllarını başlarına devşirmişler midir? Sayın büyükelçinin daha bu görev için ismi geçerken, Amerikan Senatosu’nda “hizadan çıkan Türkiye’yi, küçük bir çekiç gibi hizaya getireceğini” söylediğini unutmuşlar mıdır? Veya dışişleri bakanlığı sözcülerinin başlarda ABD’nin, “özerk ya da yarı özerk hiçbir bölgeyi tanımayacağı” açıklamasının nerelere evirildiğini görmezler mi?
İşte ABD hükümeti, kongrelerine sunduğu 2026 bütçesinde YPG/PYD terör örgütüne 130 Milyon dolar yardım öngörmektedir. Hani bunlar Suriye hükümeti ile entegrasyon sözleşmesi imzalamışlardı. Hani terörist başı bunların önderi idi. Bu yapılar lağvedilecek ise bu yardım neden yapılmaktadır? Yoksa terörist başı, onların değil de bizdeki bazı siyasilerin mi kurucu önderidir?
Türkiye, ‘PYD/YPG’nin taleplerini kabul etmezse İsrail ile anlaşır’ tehdidine pabuç bırakmamalıdır. (hele hele İsrail’e karşı görünüşte ağır kelamlar eden bir terörist başı aktör olarak kabul edilmişse…) Eğer Suriye’nin kuzeyindeki yapı, İsrail ile anlaşıyor ise o takdirde oyun içinde oyun var demektir. Asla unutulmaması gerekir ki terörist başına da evladı gibi olduğu söylenen Mazlum’a da Muhsin’e de itibar edilmez.
Bu terörist yapının sözde liderlerinden Mazlum Abdi, “Suriye’nin artık eski merkeziyetçi yapısına dönemeyeceğini ve âdemimerkeziyetçi bir sistem kurulacağını” söylemekte… Salih Müslim ise “Yeni Suriye hükümeti âdemimerkeziyetçiliği tanımayı reddederse, bağımsızlık talep etmek zorunda kalacağız”, “SDG’nin dağıtılması kabul edilemez” demektedir. PKK’nın Avrupa yapılanması Kongra-Gel sözde yöneticisi Remzi Kartal, “Rojava’ya yönelik bir saldırı olursa bütün Kürtlerin kendi güçlerini, askeri güçlerini ‘özerk yönetim’de birleştirmeleri söz konusu olur” demekte. PKK’nin sözde üst düzey yöneticisi Murat Karayılan, “Çözüm için iki önemli adıma ihtiyaç var. Önder Apo fiziki olarak özgür olmalı, Kürt dili ve kültürü özgür olmalı.” ifadeleri açıktır. Mesut Barzani’nin ise “Cezaevi dışında görüşmek isterim. Bir Kürt liderini zindanda görmenin kendisini huzursuz edeceğini” ifade ederken; “serbest bırakılması barışın kalıcılığı için önemli bir adım olur, Rojava’ya saldırırlarsa, tüm peşmerge güçleri Kamışlı’ya giden yolu açacak ve ben de o peşmergeler arasında olacağım…” sözleri yoruma gerek olmadan oldukça nettir. Dem heyeti üyesi Pervin Buldan, aslında baklayı ağzından çıkarmıştır. Terörist başı ile yaptığı son görüşmede, İmralı’daki Canisinin “Suriye ve Rojava kırmızıçizgimdir. Benim için orası ayrıdır.” dediğini aktarmıştır. Öte yandan yayın organlarının verdiği haberlere göre Suriye’nin kuzeyinde, Kamışlı’da bütün Kürt partilerinin katılımı ile yapılan kongrede otonomi talebi üzerinde anlaşmış bulunuyorlar.
Millet Partisi’nin gerçekleri anlatan afişlerine tahammül edemeyen siyasi iktidar; terör uzantısı parti yetkililerinin her türlü hukuk dışı eylemlerini görmezden gelmeye devam etmekte… Tıpkı Mehmetçik’e sıkılan ilk kurşunu bayram ilan ederek, kutlamalarına ses çıkarılmadığı gibi, sokak toplantılarında terörist başının dev posterlerinin taşınmasını, onun lehine slogan atmalarını, ikinci resmi dil taleplerini ve özgürlük(??) çağrılarını da görmüyor ve duymuyorlar.
Bugüne kadar bütün kırmızıçizgilerini ayaklar altına alan siyasi iktidar, Suriye’nin kuzeyindeki özerk bir terörist yapılanmaya karşı askeri operasyon dâhil, gerekli tüm tedbirleri almalıdır. Türkiye, Suriye politikasında baştan beri yaptığı hataları terk etmeli, şimdiye kadar eline geçen fırsatları değerlendirmemenin tarihi pişmanlığını, en azından bundan sonra yaşamamalıdır. Dışişleri bakanının, AKP sözcüsünün, Devlet Bey’in “Ankara ve Şam’ın ortak askeri müdahalesi kaçınılmaz olacak” sözünün gereği, Dem’lilerin bütün tepkisine rağmen, yapılmalıdır. Suriye’de Şara’ya rehberlik yapılarak, ‘merkezi hükümet ekseninde ademimerkeziyetçiliği konuşabilecekleri’ fikrinin geri dönüşü mümkün olmayacak tarihi bir hataya sebep olacağından, vazgeçirilmelidir.
Komisyonun Çalışmaları ve Devlet Adamı Kıtlığı
Tüm bunlar yaşanırken hâlâ TBMM Başkanı Kurtulmuş, sürece ilişkin, “Özerklik, ayrı bir bölge tartışması, farklı ana dillerin resmi dil olması şeklinde en ufak bir talep yok. Örgüt liderinin dışarıya çıkarılması, serbest bırakılmasıyla ilgili de bir talep söz konusu değil” sözü devlet adamlığı ile örtüşür mü?
Komisyondaki konuşmalarında eski meclis başkanlarının teröristler için; “Umut hakkının tanınması, silah kullanarak insanları öldürmüş olanlar, yargılanacaklar ama onların da zamanı geldiğinde affedileceklerini bilmesi gerekir.” ifadeleri asla kabul edilemez.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Milli Dayanışma Komisyonu’nun, Abdullah Öcalan’ın beyanlarını almak üzere 3-4 kişiyi görevlendireceğini açıklaması tam bir gaflet ve dalalet örneğidir. Genel Başkanını da alıp kendisi gidebilir. Değilse Kurtuluş Savaşı’nı vermiş Gazi Meclis’in mirasçısı olan TBMM’nin hiçbir üyesinin böylesine vahim bir hataya düşmemesi gerekir.
Çare, İbadet Temizliğinde Siyasette
İktidarı ve ana muhalefet partisi ile mevcut siyasi anlayış, Türkiye’nin kangrenleşmiş sorunlarını çözmekten acizdir. Siyasetin Türk Milletinin varlık ve beka davasının hizmetinde, 21. Asrı Türk asrı yapma hedefinde, devleti yönetme ilim ve sanatıın, çözüm bulma sanatı haline getirilmesi elzemdir.
Hakka ve millete dayanmayan siyaset anlayışının mutlaka değişmesi, tarihi kısır döngünün kırılması, millete dayanan özgür ve bağımsız hukuk devletinin ve demokrasinin inşası zaruretini haykırmaya devam ediyoruz. Elbette bu çileli, fedakârca, feragatle yürütülecek mücadele için milli kadroların görevlerini hakkıyla yapması kaçınılmaz bir zorunluluk. Aksi halde, kendine göre önemli hizmetlerde bulunmuş vehmi ile kendi kendini kandıran, hevalarını ilah edinen, süslü hayatlara dalan ve aldanan, artık ölümü bekleyen, vaziyeti idare etmeye çalışan, ümitsizlik çukurundaki hissiz, heyecansız, hareketsiz kişilerden bir farkı kalmayacaktır. Ne kadar şükretsek azdır ki ülkenin karşılaştığı sorunlara teslim olmayan, ümitsizlik çukuruna düşmeyen; bu kötü gidişi, ulvi davası için ilimle, hikmetle, akılla, istişareyle, büyük değişim stratejisiyle, siyasetin ıslahını milli, insani, ahlaki zaruret olarak gören; uluslararası ilişkilerin ve teknolojik yeniliklerin belki asırlarca sürecek değişimi işaret ettiği gelişmeler karşısında ulusal egemenliğini koruyacak ve insanlığa yeni bir barış medeniyeti hediye edecek Millet Partisi kadroları var. Rahmetli Bilge Lider’in dediği gibi dürüstlükle, doğrulukla, siyaseti ibadet temizliğinde ve ibadetin öz kardeşi olarak görüp ona göre siyasi çabasını sürdüren bu topluluk, ‘erdemliler topluluğu’dur. Her birini muhabbet ve hürmetle selamlıyorum. Milli Karar Toplantılarının ikincisini gerçekleştireceğimiz Konya’da buluşmak dileğiyle…
