Ev 19. Sayı Cinsel Terör Yasası, Hem de hemen

Cinsel Terör Yasası, Hem de hemen

Tarafından Ahmet KARATAŞ

           Vahşi kapitalizmin ve onun işgale dönüşmüş açılımı olan emperyalizmin dayattığı yaşam tarzının dünyayı cehenneme çevirdiği gerçeği ve öğrenilmiş çaresizliği ile karşı karşıyayız.

          Siyonist aklı ve stratejisi ile hayat bulan neokapitalist emperyalizm, yani modern vampir düzeni; sosyal, ideolojik ve ekonomik sömürü sistemlerini kalıcı kılmak için toplumların önce midelerini, sonra da beyinlerini esir aldı, insanları mankurtlaştırdı. Sistemin devamı ve kendi refahları için dünyayı kana buladı, insanları vatanlarından etti. Nedense bu operasyonların tamamına yakını da maalesef Müslüman coğrafyalarda yapıldı.

           Tüm bu insanlık dışı zulüm ve katliamlar yetmezmiş gibi toplumların millî ve manevi değerleriyle oynadılar. Yapay zeka, bilişim teknolojileri ve iletişim hızı bu süreci daha vahşileştirdi. İnsanın varoluş kodları emperyal emeller doğrultusunda yeniden formatlandı. İnsanı insan yapan, aileyi aile yapan, milleti millet yapan tüm mahremlere girildi. İnsan adeta ekonomik hayvana dönüştürüldü.

        Peki Türk toplumu bu işin neresinde? Topun tam ağzında, tüm tuzakların ana hedefi Müslüman Türk milletidir dersek abartmamış oluruz. Devletimizin otuz yılı aşkın süredir uğraştığı ve maliyeti trilyon dolarları bulan PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütleri de bu projenin bir parçası olarak hala görevlerine devam ediyorlar. Emellerine boyun eğecek dünya vatandaşı kıvamında milliyetsiz, kimliksiz, kişiliksiz, kültürsüz hatta cinsiyetsiz veya eşcinsel bir güruh oluşturmak için tam iki yüz yıldır üzerimizde çalışmaktalar.

         Felaket tellallığı yapmak istemezdim, ama durumun aciliyetini görmezden gelirsek millet olarak yok oluşa giden bir girdabın içine düşmüş olacağız. Çünkü gayretullaha dokunan, Batı tabiriyle (haşa) Tanrı’yı kıyamete zorlayan, şeytanın bile aklına gelmeyecek o kadar kirli ve sinsi tuzaklar var ki; sıkı, kalıcı ve caydırıcı önlemler almazsak bunlar pek hayra alamet gelişmeler değil.

            Z Kuşağı diyerek ayrıştırdıkları yeni nesilde; devlet, millet, vatan, bayrak, aile, ahlak ve ALLAH kavramları her geçen gün ışık hızıyla erozyona uğruyor. Bunun ne demek olduğunu, Türk milletine nelere mal olacağını düşünmek bile insanın uykularını kaçırıyor. Yani göz göre göre bizi bitiriyorlar, haberiniz olsun. Böyle giderse, tahminim odur ki elli sene sonra Türkiye kalmayacak. Sadece biz değil küresel örümceğin ağına takılan tüm devletler yakın gelecekte beka ve istiklal sorunu yaşayacaklar.

         Bu tehlikelerden sadece biri bile uykularımızı kaçırmaya yeterli. Şimdilik küçük azınlık gibi görünseler de yakın gelecekte henüz bıyığı terlememiş gençlerin; LGBT çatısı altıda toplanıp ‘’Kahrolsun millet-devlet! din-iman! yok olsun aile…!’’ naralarıyla sokaklarda nümayiş yapacağı günlere ramak kaldı. Hatta mesajları bu kadar net olmasa da ufaktan başladılar bile.  Kalıcı, köklü ve samimi önlemler alınmazsa göreceğimiz manzara bu. Cinsiyet eşitliği ve özgürlük maskesi altında Lut Kavmine bile taş çıkartacak cinsten sapkınlığın her türlüsünü sergileyen sokaktaki eylemciler kimin çocukları? Aliler, Ayşeler, Fatmalar, Fatihler… uzaydan gelmediklerine göre, bizim evlatlarımız değil mi? Onları yadırgamadan ve yargılamadan önce kendimizi, eğitim sistemimizi sorgulamamız gerekmez mi? Sayıları on binleri bulan bu masum çocuklar küresel sapkın örgütlerin ağına düşerken DEVLET neredeydi? Allah aşkına cevap verin. Şimdi saçını başını yolan, sokağa çıkamaz hale gelen AİLELER bu evlatları için ne yaptılar? Bilsinler ki kazandıkları makamlar, kariyerler, kazandıkları servet, son model arabaları, katları ve yatları artık o çocukları geri getiremeyecek. Olan oldu, hiç olmazsa ocaklara daha fazla kor düşmesin, neslimiz artık heba olmasın diyorsak sil baştan yapılabilecekleri konuşmakta biraz geç kalmadık mı?

          Burada gerçek din alimlerine, bilim insanlarına, araştırma kuruluşlarına, vakıf ve derneklere çok büyük görevler düşüyor. Vatanı korumak için yapay zekalar, ihalar, sihalar, toplar, tanklar, uçaklar, zırhlılar yapıyoruz değil mi? Bunlarla gurur duyuyoruz elbette. Lakin o teknolojiyi kullanacak sağlıklı imanlı, vatansever evlatlarımız olmayınca ve ortada savunacak bir vatan kalmayınca Allah aşkına söyler misiniz; o savunma teknolojileri, ihalar, sihalar, uçaklar, tanklar ne işe yarayacak?

         Biraz daha açalım. Milleti yok etmeye, devleti yıkmaya yeminli çeşit çeşit bölücü-ideolojik terör örgütleri, Anadolu’yu Haçlı yurdu yapmaya yeminli misyoner faaliyetleri ve her karışı mübarek şehit kanıyla sulanmış vatanımızı parçalamaya ve aziz milletimizi Allahsız, dinsiz toplum yapmaya yönelik sinsi stratejik projeler bizi yok etmeye yetmemiş olmalı ki, şimdi de LGBT’yi devreye soktular. En yıkıcı, en tehlikeli silahları da buydu. Velhasıl Lut Kavminin çağdaş piçleri iş başında. Aileyi ve evlilik kurumunu bitirmek, dolayısıyla devleti çökertmek, milleti yok etmek için ellerindeki son kozu kullanıyorlar.

         Tehlike kapıya dayanmadan acil önlemler hususunda geç kalınmamalıdır. Belki de tüm depremlerin en yıkıcısı ve yakıcısı büyük TÜRKİYE DEPREMİ bizi bekliyor ama aileler ve devlet olarak hala tehlikenin boyutlarını kavramış değiliz.

        Görünen o ki, ekonomik, ideolojik, sosyal ve ahlaki tuzaklar milletimizin geleceğini tehdit etmektedir. Gençliğimizi ve geleceğimizi korumak için topyekûn bir seferberlik ruhuyla kısa, orta ve uzun vadeli plan ve stratejilerimizin devlet tarafından çoktan hazırlanmış ve hayata geçirilmiş olması gerekirdi.

         Yerli ve millî ne varsa, yani bizi biz yapan maddi, manevi, kültürel, sanatsal, tarihi ve geleneksel değerlerimiz evrensel pozitif kazanımlarla harmanlanıp çocuklarımızın ve gençlerimizin özümseyebileceği kıvamda yaş gruplarına göre müfredatlara serpiştirilmeli ve eğitim sistemimiz yeniden buna göre formatlanmalıdır. Yeni nesillerimizi kurda kuşa yem etmemek için buna mecburuz. Eğitimde usulden önce esasına, yani içeriğine el atmalıyız. Tekrar belirteyim ki bunun başka yolu yok. Ya hep birlikte ‘’biz’’ olacağız, ya da YOK olacağız. Üçüncü şık yok.

          Mevcut çatışmalar defterimizi dürmeye yetersiz kalmış olmalı ki, şimdi de anne- baba ile ergen gençlerimizin arasına bir de ‘’ Z KUŞAĞI’’ hançerini sapladılar. Ne demek Z kuşağı, hiç düşündünüz mü? Genç kuşak, en körpe kuşak, ergenlik dürtüleri gereği aile ile en çok çatışan kuşak…Evet, bunlar doğru tespitler, ama yetersiz. Buradaki Z kuşağından kasıt; artık alfabenin son harfine geldiniz. Sizi bitirmek için altın vuruşu yapıyoruz. Ey Müslüman Türk Milleti, yolun sonundasın, artık direnmen fayda vermeyecek, seni içerden kuşatmak ve bitirmek üzereyiz, demek istiyorlar. Z kuşağı kavramının sinsi açılımı budur.

        Tekrar hatırlayalım, peki kim bunlar? Tarihte defalarca vatanımıza, namusumuza göz dikmiş emperyalist Haçlı-Siyonist ittifakı. Bunu böyle bilelim ve düşmanı tanıyalım. Bunlar sadece bizim değil, tüm insanlığın baş belası, insanlığın insan olmayan numuneleri, kan emci, soykırımcı katiller. Tarihte çok örnekleri var; bu katillerden medet uman, bunların merhametine(!) sığınan yok olmaya mahkumdur.

          Konumuza dönelim; Z kuşağı üzerinde oynanan en büyük oyun cinsellik üzerine kurgulandı. Ergen bireyin dikkatini çekmek ve cinsel dürtülerini sapkın eğilimlerle şekillendirmek için LGBT’yi devreye soktular. Hayvanlarda bile asla göremeyeceğimiz yeryüzünde cinsellik adına ne kadar sapkınlık varsa işte hepsinin toplandığı tuzak, çatı örgüt; LGBT. Nasıl ırksal, dinsel ve ekonomik terör örgütleri varsa, bu da düpedüz CİNSEL TERÖR örgütüdür. İktidar, dış destekli bu sapkın örgütü acilen terör örgütü kapsamına almalıdır. LGBT’nin terör örgütü olduğuna dair yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

             Sadece yasal değil, medeniyetimizin yeniden inşası ve milletimizin asli misyonuna dönmesi için topyekûn önlemler konusunda çok geç kalındı. Bu zavallı kuklalar, aslında ideolojik ve ahlaki cephe savaşlarında kaybettiğimiz çocuklarımız sokağa indiklerinde on binleri buluyor, yarın yüzbinler olacaklar. O nedenle tehdit çok büyük, tehlike kapıda diyorum. Dönülmez akşamın ufkuna belki de bir adım kaldı. Vakit geçmeden cinsel terör konusunda gençler ve ailelerin özne olacağı millî bir seferberlik projesi için daha niye bekliyoruz? Cinsel terör yasası konusunda Aile Bakanlığı’nı, Millî Eğitim Bakanlığı’nı ve Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırmalıyız. CİMER’i şikâyet yağmuruna tutmalıyız.

         Nasıl endişe etmem ki, çığ üstümüze geliyor. Cinsel terör tuzağı ile iki yüz yıldır çökertemedikleri aile yapımızı, ahlak ve inancımızı hedef aldılar. Lut Kavmini ve Sodom-Gomore’yi bile aratmayacak türden insan zekasını bile zorlayan cinsel sapkınlıklarını normal bir hayat tarzıymış, kişisel tercihmiş gibi cilalayıp, allayıp pullayıp gençlerimize dayatıyorlar. Böylece hem İslam inancının temel ilkelerine saldırıyorlar, hem de toplumumuzu kısırlaştırarak taammüden soykırım yapıyorlar. Öyle ya, erkek erkeğe, kadın kadına birlikteliklerle ve diğer sapkın ilişkilerle aile nasıl kurulacak? Yaşam pınarımız, göz nurumuz evlatlarımız nasıl doğacak? Bunca büyük tehlike karşısında devletimizin hâlâ caydırıcı ve özellikle eğitime dayalı köklü önlemler almamış olması ne kadar ürkütücü değil mi? Bunun adı cinsel terör değil de nedir?

         Örnekleri çoğaltıp daha fazla midenizi bulandırmak istemiyorum ama bu ulusal tehdidin boyutu başka nasıl anlatılabilir ki? Düşünmek bile insanın uykularını kaçıracak cinsten. Ama başımızı kuma gömmekle tehlikeden kurtulmuş olmuyoruz. Vatana, millete, ailesine hayırlı evlat olsun diye titizlikle büyüttüğünüz, ‘’aslan oğlum, yiğidim’’ diye sevdiğiniz oğlunuz bir gün (affedersiniz) cinsel organını kestirmiş, hormon ilaçlarıyla göğsünü, dudaklarını kabartmış, kıllarını yoldurmuş ve makyajlı bir vaziyette kapınızı çalsa ve ‘’ben cinsel tercihimi böyle yaptım, artık kadın oldum’’ dese ve koluna da şakulü kaymış bir erkek bozuntusu takmış olsa n’aparsınız? Dünyamız kararır, belki de oracıkta kalpten yığılıp kalırız değil mi? Bu şoktan sonra sağ kalabilirsek insan içine çıkamayız ve kahrımızdan yine de ölürüz değil mi? Aynı durum kız evlatlarımız için de geçerli. Kocaman bir ALLAH KORUSUN diyelim ama ateş düştüğü yeri yakıyor. Lakin Müslüman Türk yurdu vatanımızda bu olaylar sıklıkla yaşanmaya başlandı.

          Pedagojik, psikolojik, teolojik ve çevresel önlemler alınmazsa bu tehlike çığ gibi büyüyecek. Kalıcı tedbirler almadan bunu geçiştirme şansımız yok, çünkü kendiliğinden oluşan geçici bir salgın değil bu. Üzerimize abanan bu tehlike siyasi, ideolojik ve ekonomik alt yapısı olan küresel bir tuzak. Hem bizim gençlerimizi kısırlaştırarak soykırım yapacaklar, hem aileyi yıkacaklar, hem de önce milletimizi, sonra da devletimizi yok edecekler. Başta aileler olmak üzere ilgili ve yetkili herkes acil koduyla üzerine düşeni yapmalıdır.

         Ey Millet!!! Onun bunun kölesi değil, kendin olman için, özüne dönmen için bu sapkınlıklara, bu saçmalıklara dur demelisin. Yol ayrımındasın, vesselam.

         

        

         

         

        

 

    

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00