Anadolu’yu İslamlaştırmak ve Türkleştirmek…İşte bütün mesele bu… Bu yüzden 1071’den bu yana seni bu topraklardan atmak, emperyalizmin baş meselesi olmuştur. Asırlardır başımıza gelen felaketlerin yegâne müsebbibi bu kindar zihniyetin kendisidir. Cephelerde yok edemedikleriTürk milletini,geldiği Orta Asya bozkırlarına sürmek için 20. Yüzyılda başına ördükleri etnik ayrımcılık çorabı olmuştur. Büyük maddi kayıplar ve manevi acılar yaşatan bu can yakıcı ve kan dökücü proje Türk milletine çok pahalıya mal olmuştur. 100 bin Anadolu çocuğunun hayatına mal olan bu felaketin maddi kaybı hem milli eğitimin hem sağlığın bütün sorunlarını çözmeye yetecek ve yeni bir GAP projesi yapacak büyüklüktedir. Maddi bedeli 3,5 milyar dolar…
Sana, böylesine büyük bedeller ödetmek için içimizden ayarttıkları maşaları örgütleyen ona akıl veren, lojistik destekler sağlayan eli kanlı emperyalizm, uzun yıllar verdiği desteklere rağmen sonuç alamamış, “Şark Meselesi” adını verdiği ihanet stratejisini gerçekleştirmek için taktik üstüne taktik uygulamıştır. Son taktiği (bana göre) en tehlikelisi. Yıllardır şehit cenaze törenlerinde attırdığı sloganlarla, terör örgütünü şiddetle kınayan yapı ve yapıların görüş değiştirmesiyle iş yeni bir boyut kazanmıştır. Bu durum eli kanlı emperyalizmin maşası terör örgütünün siyasi uzantılarını umutlandırmış, onlara kış ortasında bahar sevinci yaşatmıştır. Bu şaşırtıcı çıkış, ne yazık ki kendi taraftarları da dâhil olmak üzere bütünmilletimizi, milliyetçileri, vatanseverleri, şehit ve gazi yakınlarını şaşkına çevirmiştir.
Yıllardır bir adada tecrit hayatı yaşayan terörist başına, itibarlı mahkûm muamelesi yapılarak, kendisinin bile hayal edemeyeceği fırsatlar teklif edilmiştir. Kırk bin askerin, kamu görevlisinin ve sivil vatandaşın katilinden terörü bitirmesi için medet ummak akıl tutulması değilse başka bir şey mi var işin içinde, bilmiyoruz. Araya ulaklar konularak yüz kırk iki günün sonunda yazdığı mektubun okunması içinİstanbul’da bir toplantı düzenlenerek eşkıya salona indirilmiştir. Bu toplantıda devletin resmi diline ikinci sırada yer verilerek Türkçe horlanmış, terörist başına “Sayın Önder” denilerek iltifat edilmiş, şehit yakınlarının ve aziz milletimizin gözü önünde ayakta alkışlanmıştır. Hâlbukiasıl yapılması gereken terör örgütünün kendini feshederken evvela aziz milletimizden, şehit ve gazi yakınlarından özür dileyip silahlarıyla birlikte devlete teslim olup hak ettiği cezaya razı olması gerekirdi. Oysa kendisine bir entelektüelmiş havası veren bir sürü beylik laf edip asıl maksadını satır arlarına sıkıştırma kurnazlığı yaparak göz boyamıştır. Federasyon ve özerklik gibi ifadelerle gerçek niyetini açığa vurmuştur. Adeta mücadelesini tuzak kavramlarla diplomatik bir dille sürdürme seviyesine yükseltmiştir. Bu kabul edilemez bir durumdur. Devlet, suçluya nasıl davranmasını herkesten iyi bilen milletin teşkilatlanmış şeklidir. Her kurum ve organ doğasına uygun davranmak mecburiyetindedir. Yoksa zafiyet geçirir.
Ismarlama akılla kurulan ve yönetilen terör örgütünün attığı her adım kuklacının iradesiyle gerçekleşir. Meseleye böyle bakmadıkça, bizi izleyen herkesi hayal kırıklığına uğratır, kendimiz de zalimin elinde oyuncak oluruz. Bu maşa örgütün kullandığı dil, dikkatli, ferasetli ve basiretli insanların gözünden kaçmamıştır. Yıllardır, barış, halkların kardeşliği, demokratikleşme gibi laflar ederek işlediği cinayetlere masumiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Terör örgütünün dili ve terörist başının mektubunda geçen tuzak kavramlara dikkatlice bakarsak asıl niyetin ne olduğunu anlamak kolaylaşır:
Barış
Ne kadar güzel bir sözcük değil mi? Barışı kim istemez ki. Peki, ne mahsuru var barış demenin? Düşünebiliyor musunuz, katil barış diyor. Kurnazlık yaparak kendince bir anlam yüklemeye çalışıyor. Devlet, hiçbir zaman teröriste bu mübarek kelimeyi kullandırmamalıydı. Çünkü barış iki devlet arasında yapılabilecek bir muameleydi. Burada, barış kavramını kullanan örgüt, biz farkında değilsek şayet kendini devlet yerine koyuyor ve kendine devlet muamelesi yapmayan devleti barış karşıtı göstererek, zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkıyor. Burası kesin. Bu nedenle, terör örgütünü muhatap almak deyim yerindeyse onu adam yerine koymaktır. Hâlbuki iki ayak üstünde duran her canlı adam değildir. Hele hele acımadan insana kıyanlar hiç değildir.
Silah Bırakmak
Devletin askerine, polisine, korucusuna, öğretmenine, masum vatandaşına, kundaktaki bebeğine kurşun sıkanlardan silah bırakmasını istemek de kurnazca oynanan bir kelime oyunudur. Hâlbuki devletler silah bırakır. (Osmanlı İmparatorluğunda yaşanan mütareke anlaşmasını hatırlayalım.) Sen kimsin ki silah bırakmaktan söz ediyorsun. Sana düşen gelip devlete teslim olmaktır. Teslim olmak da yetmez bütün bir milletten, özellikle de şehit ve gazi ailelerinden özür dilemek zorundasın. Onların razı olmayacağı bir hukuki işlem asla yapılamaz.
Terör Örgütü Çağdaş Cemiyetmiş
Terörist başının hazırladığı mektupta daha birçok satır arası mesajları var ki onları dikkatten kaçırmak bu yılan çiyan başının tuzağına düşmek olur. Bu da bu millete yapılacak en büyük kötülük olur. Terörist başı, terör örgütünü, “Çağdaş cemiyet” kavramı altında masum bir kisveye büründürerek, adeta aklımızla alay etmiştir. Örgüte “demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınması gerekir” diyerek alenen eli kanlı örgütünün yasallaşmasını, meclise girmesini ve mecliste konuşmasını istiyor. (Bu size bir şeyler hatırlatmış olmalı.)
27 Şubat 2025 kara bir gün olmuştur. Vücudu hasta eden virüsleri ortadan kaldırmak yerine onlarla masaya oturmak çok düşündürücüdür. Hayal bile edemeyecekleri bu sonuçtan örgüt mensuplarının etekleri zil çalmıştır. Toplantı masası etrafında bulunan terörün siyasi uzantısı (bu nasıl oluyorsa?) mensuplarının gözlerinden sevinç ışıkları saçılıyordu. Çünkü az şey başarmamışlardı. Yıllardır fakir milletin çocuklarının cep harçlıklarından ayırdığı paralarla kitaplarını okunan sözde aydınların da mutluluğuna diyecek yoktu. Onlar kendilerine verilen ev ödevlerini en iyi şekilde yerine getirmişlerdi. İcazetli aydınlar, icazetli politikacılar ve icazetli örgütler… Türkiye yakalandığı bu kronik hastalıktan kurtarılmadıkça biz gün yüzü göremeyeceğimiz kesindir. Bu ulvi görev de milli kadrolara düşmektedir.
Sözün özü, terör örgütü kullandığı kavramlarla Türk milletine tuzak kurmuştur. Barış barış diye tutturarak, teslim olmak ifadesi yerine silah bırakmak ifadesini kullanarak kendisine devlet statüsü vermeye çalışmıştır. Hâlbuki hiçbir devlet, terör örgütüne hak ettiği muameleyi yapar, onun kurmuş olduğu bütün tuzakları parçalayıp atar.
Çare: Muhteşem Türkiye
İnanıyorum ki Millet Partisinin Muhteşem Türkiye’sinde hiç bir emperyalist güç at oynatamayacaktır. Yüce milletimizin onun sesine kulak vermesi, ona yetki vermesi tek çaredir. Yaşasın millet kahrolsun millet düşmanları!
