Ev 19. Sayı Emperyalist Rüzgarlar

Emperyalist Rüzgarlar

Tarafından Ali Kamil YILDIRIM

Emperyalizmin en çirkin yüzünü bütün dünya gördü. Beyaz Saray’da Netenyahu onurlandırılırken, Ukrayna’nın Başkanı kovuldu. Bu iki örnek küresel dünya için ciddi değişimlerin habercisi gibi. Savaş ve insanlık suçlusu bir Siyonist baş tacı edilirken, üç yıldır Rus saldırısı altındaki mazlum Ukrayna’nın lideri, güvenlik garantisi istedi diye azarlandı ve kovuldu. Trump ABD’si, savaşın başında kullandığı ve yaptığı yardımların karşılığı olarak Ukrayna’nın tahmini 500 milyar dolar değerindeki Titanyum, Zirkonyum, Grafit, Lityum gibi madenlerin yanı sıra Nadir Toprak Elementlerine (Akıllı Telefon, Bilgisayar ve tıbbi Cihaz üretiminde kullanılan 17 Elemente) de konmak istemektedir. Yani Rusya’yı zayıflatmak için kullandığı Ukrayna’yı aşina olduğumuz Düyun-ı Umumiye sistemi ile sömürmek istemektedir. Bu ülkenin güvenlik sorununa da sırtını dönerek bu işi Avrupa’ya adreslemiştir.

Ukrayna’daki bu senaryo Emperyalizmin en soğuk ve çirkin yüzünü sergilerken, Gazze’de de diğer çirkin yüzünü sergilemektedir. Hiçbir insani duygu ve değer taşımayan Gazze’yi insansızlaştırma projesi peşindedir. Trump ABD’si bununla da yetinmemektedir. Bu amaca uygun olarak NATO’nun alışılmış düzeninde köklü değişiklik yapmaya çalışmakta, emperyalist zorbalıkla Kanada’yı 51. Eyalet yapmayı, Grönland’ı satın almayı, Panama Kanalına çökmeyi, Kongo’nun madenlerine sahip olmayı ve İsrail’in güvenliği için İran’ı teslim almayı hedeflemektedir.

Risk içeren Küresel değişim rüzgarları

Görüleceği üzere değişim ve risk içeren küresel rüzgarlar yer küreyi sarsmaya devam ediyor. Bu rüzgarlar Türkiye’ye kuzeyden, güneyden, doğudan ve batıdan eserek ülkenin geleceğini tehdit edecek ölçüdedir. Bu güzel ve özel ülkenin geleceğine talip olan kadroların küresel dengelerdeki radikal değişimi ve bunun ülkemize olası etkilerini önceden görüp, hazırlıklı olmak zorundadır. Unutulmamalıdır ki dünya haritasında fevkalade bir yer işgal eden Türkiye’deki iç sorunların çoğunluğu, dışarıdaki radikal değişimlerin etkisi ile yön bulmakta ve bulmaya devam edecektir. Risk içeren değişim rüzgarları ekonomik olduğu kadar güvenlik bağlamında da Türkiye’ye etkilerini gözden geçirmek, gelecek vizyonu sahibi her millet evladının görev alanındadır.

Batıdan ve Kuzeyden esen değişim rüzgarları ve Türkiye

Batı’dan esen değişim rüzgârı, NATO’nun yeniden yapılanması ve bu kapsamda AB’nin yeni stratejik arayışlarıdır. ABD NATO’nun ilgi alanını daha küreselleştirerek, iş birliği ortakları adıyla GKRY, İsrail, QUAD (Avustralya, Japonya, Hindistan ve ABD) hatta Orta Asya gibi alanlara kaydırmak istemektedir. Söz konusu yeni anlayışın Türkiye’nin Ortadoğu ve Doğu Akdeniz politikaları ile uyuşmadığı aşikardır. Diğer yandan ABD NATO’ya sağladığı güvenlik garantisini askıya alarak, AB gelecekteki güvenlik tehditlerine karşı adeta yüzüstü bırakılmıştır. Bu nedenle AB, ABD garantisinin olmadığı yeni bir savunma ve güvenlik yapılanması peşine düşmüştür. Üstelik Rus tehdidine karşı hem Ukrayna’yı korumak gibi bir misyon üstlenmek zorundadır. ABD’ye sırtını dayayan Avrupa savunmaya az kaynak tahsis ederek zenginleştirmeyi hedeflemiş,  Ukrayna savaşında savunmada ne kadar zayıf durumda olduğunu görmüştür. Bu kapsamda AB ülkeleri savunma bütçe payını artırarak yıllık yaklaşık 800 milyar dolara çıkarma hesabı yapmaktadır.

Tam bu esnada AB nezdinde Türkiye yeniden önem kazanmıştır. İşte bu da Kuzey rüzgarı nedeniyledir. Trump boşuna “Türkiye’nin yıpranmamış güçlü bir ordusu var” demedi. AB nezdinde Türkiye savunma alanı için gereklidir. Soros’un dediği gibi “Türkiye’nin en iyi ihraç markası Mehmetçiktir”. AB, ABD’nin darmadağın ettiği Ukrayna’nın güvenliği için Mehmetçiğe ihtiyaç duymaktadır. Türkiye’nin AB tam üyeliği olmadan, bazı ara çözümlerle bu taleplere olumlu yaklaşması ciddi bir hata olur. Ukrayna güvenliğinde yer verilmek istenen Türkiye Rusya ile devam eden denge politikası aksine hareket etmemelidir. Bu çerçevede Ukrayna güvenliği konusunda bağımsız hareket etmesi en doğru yol olacaktır. Üstelik Ukrayna güvenliğinin deniz boyutu da bulunmaktadır. Olası bir güvenlik koalisyonu ile deniz boyutunda Montrö Boğazlar Sözleşmesi aşındırılmak istenebilir. Böylesi bir aşındırmaya yer verilmemesi için sadece kıyı devletlerle özel bir rejim sağlanmalıdır.

Güneyimizden esen değişim rüzgarları ve Türkiye

ABD’nin tüm dünyayı şaşkına çeviren ve azılı Siyonistlerin alkış tuttuğu Gazze politikası, NATO’nun ilgi alanının bu bölgeye genişletme çabaları, Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi yerine Ortadoğu ülkesi olduğunun tescillenmesi çalışmaları, Suriye’deki HTŞ mucizesi, hemen ardından PKK’yı bitirme girişimleri ve YPG’nin Suriye yönetimindeki HTŞ ile anlaşması kaçınılmaz olarak  Türkiye’nin hem dış hem de iç politikasının ana gündemi haline gelmiştir. Türkiye’nin Gazze’nin tahliyesine yol açan her türlü girişime direnmesi esas olmalıdır. NATO’nun ilgi alanını Ortadoğu’ya genişletme çabası Türkiye’ye ağır faturalar yükleyebilir. Öncelikle GKRY ve İsrail’in NATO’nun öncelikli ortağı statüsüne kavuşması, milli menfaatlerine aykırıdır. GKRY’nin, kurallarına aykırı olarak AB üyesi olması yetmiyormuş gibi, NATO’nun ortağı olması, D. Akdeniz çıkarlarımızı hançerlemek demektir.

Yetmedi, ABD İsrail’i de NATO’nun iş birliği ortağı olarak görmekte ve desteklemektedir. Nihai hedef Türkiye ile İsrail’i yakınlaştırarak, NATO şemsiyesi altında Ortadoğu bekçisi yapmaktır. ABD Senatosunda her iki partinin ortak olarak teklif ettiği yasa tasarısı muhtemelen bu amaca hizmet etmektedir. Adı geçen yasa tasarısı, bugüne kadar kurumsal ABD dış politikasında Avrupa grubu içinde yer alan Türkiye’yi Yakın Doğu/Ortadoğu grubuna alma girişimidir. Trump “Türkiye’nin yıpranmamış güçlü bir ordusu var” derken belki de Ortadoğu’da bize rol biçiyordu. Ne GKRY ile ne de İsrail ile ortaklık Türkiye’nin hayati çıkarlarına uygun değildir. Bu oyuna gelinmemelidir.

HTŞ mucizesinin, PKK’yı bitirme iddialarının ve YPG ile HTŞ anlaşmasının baş döndürücü bir hızla gelişmesinin, kuşku ile karşılanması yanlış olmayacaktır. Bu her üç sürecin arka planında ABD’nin yeni Ortadoğu politikası yatmaktadır. ABD, NATO ve AB dahil birçok ülkenin “terör örgütü” olarak tanıdığı PKK’nın görünürde de olsa lağvedilmesi, Suriye Kuzeyindeki YPG yapılanmasının özerk/federatif statüsünün garantisi olacaktır. Zira YPG’yi “terör örgütü” olarak tanıyan tek ülke Türkiye’dir. Bu nedenle Suriye’deki bu yapılanmaya karşı bir operasyon giderek zorlaşmakta, özellikle HTŞ-YPG anlaşması sonrası imkânsız olmaktadır. ABD’nin istediği de bu değil miydi?

Doğudan esen rüzgarlar ve Türkiye

Sırada İran var. 2013’teki “çözü sürecinde” PKK’nın yurt dışına çıkarılması gündemdeydi. Yurt dışına çıkan PKK, YPG adıyla Suriye’deki ABD’nin kara ordusuna dönüşmüştü. Şimdi sözde bitirilen PKK nerede taşeronluk yapacak? Muhtemeldir iki İran’da. İran üzerinden başlatılacak yeni süreç bu ülke ile ilişkilerimizi köklü olarak değiştirebilecektir. Ayrıca Nükleer silah programı kapsamında İsrail’in güvenliğine tehdit görülen İran’a ekonomik yaptırımların yanı sıra dehşetli hava operasyonları kuvvetle muhtemeldir. Her iki nedenle Türkiye yeni bir İran stratejisi geliştirmek zorunda kalacaktır. Bu stratejinin temelini, terör ve nükleer silah karşıtlığı, enerji ortaklığı oluşturmalıdır.

Sonuç olarak, her yönden risklerle dolu olarak esen değişim rüzgarlarına karşı en doğru duruş, kendin olmak ve güçlü olmaktan geçmektedir. Değişime açık olmasına rağmen NATO asli üyeliğimizi korunmak, değişim ortamında AB tam üyelik sürecimizi müşahhas hale getirmek, Ortadoğu bekçiliğine soyunmamak ve Türk Devletler Teşkilatı ile bağlarımızı savunma güvenlik alanına da taşıyarak güçlendirmek hayati hedefler olarak izlenmelidir. Muhteşem Türkiye’ye yakışanı budur.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00