Her şeyden önce ABD ve İsrail planlarına endeksli siyaset izlenmemelidir. Bu savaşta Türkiye İspanya’nın gerisinde kalmamalıdır. Türkiye’yi ve Azerbaycan’ı İran’a karşı savaş ortamına çekmeye yönelik provokasyonlara aldanmamalıdır.
harekat süresince Türk üslerini ve hava sahasını kullandırmamalıdır. İlave olarak Kürecik radarının İsrail tarafına sağladığı avantaj dikkate alınarak en azından “geçici olarak” susturulmalıdır.
İran’a saldırısı beklendiği gibi şaşırtıcı olmamıştır. Yinon planından ilham alan ABD Hristiyan Siyonistleri (Neocon ve Evangelistler) 2003 yılında Büyük Ortadoğu (BOP) kapsamında Türkiye dahil 22 ülkenin sınırının değişeceğini ilan etmişlerdi. Aynı yıllarda Pentagon’da geliştirilen gizli bir planda; 7 ülkede iktidar değişikliği veya parçalanma hedeflendiğini, bu ülkelerin Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve İran olduğunu ABD’li emekli bir orgeneral kamuya itiraf etmiştir. Söz konusu yedi ülkenin altısında işlem tamamlanmış, sıra İran’a gelmiştir.
Harplerin Sebebi İdeolojidir
İsrail “Arz-ı Mev’ud” hedefine ilerlerken İran’ı büyük bir engel olarak görmekte ve bu ülkeyi çökertmeyi ideolojik bir hedef olarak görmektedir. Küresel Siyonizmin kontrolündeki Hristiyan Siyonistler de aynı ideolojinin hizmetkarı olarak görev üstlenmektedir. Şimdilerde ABD’li Hristiyan Siyonistlerce seslendirilen “Armagedon” çağrısı ve İsrail tarafından İran için seslendirilen “Amelek” söylemi tamamen dini ve ideolojik nitelemelerdir. Diğer taraftan İran’ın bölgesel politikasının temeli de tamamen dini ve ideolojiktir. İran iki türlü ideolojik hedef belirlemiş bulunmaktadır. Birincisi Siyonizmi tehdit kabul ederek onu yok etmeyi amaçlayan ideolojik hedef, ikinci ise İslam alemi üzerinde mezhepsel hegemon bir güç olmaya yönelik ideolojik hedefidir. Bu yönüyle savaşan tarafların ana motivasyonları ideolojidir. Bu da “harplerin sebebinin ideoloji olduğu” gerçeğini ispatlamaktadır.
Elbette savaşan taraflar, savaş sonunda önemli ekonomik çıkarlara kavuşmak isterler. Bu nedenle savaşların sebebini ekonomi olarak izah edilmesi ise yaygındır. Nitekim bu savaşta öne çıkan en önemli ekonomik çıkar ABD’nin İran petrolünü kontrolü altına almasıdır. ABD bu sayede Çin’e giden enerjiyi bu ülkeye karşı silah olarak kullanabilecektir. Aynı Venezuela petrolünde olduğu gibi.
Harbin Hedefi Nedir?
Savaşın başından itibaren saldırganlar tarafından “harbin hedefi” açıkça ifade edilememiştir. Başlangıçta harbin hedefinin açık olarak belirlenmesi, icra edilecek askeri harekatın şeklini belirleyecektir. Saldırgan taraflar harbin hedefini bazen “İran’ın askeri gücünü yok etmek” şeklinde ifade etmiş, bazen de “İran’da rejim değişikliği” olarak ifade etmiştir. Akla gelen ilk soru şudur: mevcut hava operasyonlarıyla bu hedeflere ulaşabilecek mi?
İran Askeri Gücünü Yok Etmek Mümkün mü?
Sadece hava operasyonlarıyla “İran’ın askeri gücünü yok etmek” tam anlamıyla sağlanabilecek bir hedef değildir. Ancak daha ziyade, İran askeri gücünü “uzun süre için tesirsiz hale getirmenin” haftalar içinde sağlanabileceğini tahmin etmek güç değil. Çünkü saldıran Siyonistlerin sahaya sürdüğü hava gücü İran ülkesinin tümünde kesin hava üstünlüğü sağlamış ve ülkenin her noktasında engelsiz operasyon yapabilecek avantajı sağlamıştır. Elbette bu üstünlüğün sağlanmasında ABD ve İsrail’in sahip olduğu elektronik ve siber yetenekle takviyeli hava gücünün ezici üstünlüğü ve can alıcı istihbarat etkili olmuştur. Bunun yanında bölgesel güç olma iddiasındaki İran’ın hava gücü ve hava savunma alanını zayıf bırakması da aynı ölçüde etkin olmuştur. Saldıran taraflar savaşı uzun süre sürdürebilecek lojistik ve maddi desteğe sahipken, İran tarafının yegane gücü olan “füze stokunun” uzun soluklu bir savaşı idame ettirememesi ihtimali kuvvetlidir. Çünkü füze depoları ve atma rampaları da saldırganın hedefidir. Özetle bu harekat haftalar içinde İran silahlı gücünün etkisiz hale getirilmesi ile sonuçlanması sürpriz olmayacaktır. Ancak aynı zamanda kendi güçleri de önemli ölçüde yıpranacaktır.
İran’da Rejim Değişikliği Mümkün mü?
“İran’da rejim değişikliği” hedefini salt hava harekatıyla sağlamayı düşünmek yanlış hesaptır, gerçekçi değildir. Böylesi bir hedefi gerçekleştirmek için hava harekatı dışında ilave metotlara baş vurmaları gerekecektir. Bunlar; iç ayaklanma, ayrılıkçı iç savaş çıkarma veya doğrudan ABD/İsrail kara harekatıdır. Saldırganlar İç ayaklanma şansını kaybetmiş bulunmaktadırlar. Yanlış hesap Tahran’dan dönmektedir. Rejim muhalifleri dahil İran halkı Siyonist saldırganlığın bu amacına hizmet etmeyecek bilince sahiptir. Siyonistler ve Haçlı Seferi! çağrısında bulunan eski Şahın oğlu şimdiden İran halkının iç ayaklanmasına dair ümidini kaybetmişlerdir.
İç Savaş Olabilir mi?
İran’da rejim değişikliği isteyen saldırganlar çok önceden iç çatışmayı organize etmeyi planlamışlar ve elan harekete geçmiş bulunmaktadırlar. Ayrılıkçı İç Savaş çıkarmak amacıyla ABD ve İsrail İran’da Kürtleri, Belucileri (Beluçlar) ve Azerileri hedef olarak seçmiştir. 93 milyonluk İranda yaklaşık 17 milyon Azeri, 8 milyon Kürt ve 8 milyon Beluciler bulunmaktadır. Azerilerinin ayrılıkçı hareketi mümkün görülmediğinden, Siyonist güçler suni kökenli Kürtler ve Beluciler üzerine plan yapmaktadır. Her iki kesim kendi coğrafyasında yoğunlaşmıştır. Kürt kesiminde beş ayrılıkçı grup ittifak yapmışlardır. Bunlardan en silahlı grup PKK uzantısı olan PJAK’dır. ABD ve İsrail açıkça Kürt gruplarını isyana çağırmakta ve silah desteği sağlamaktadır. Zaten teröristbaşı İsrail’in 30 yıldır PKK içinde olduğunu itiraf etmektedir. Beluci tarafı ise Pakistan ile sınır komşusudur. Pakistan-Afganistan çatışmasının bu bölgeye de sıçraması ve İran rejimi ile iç savaşa dönüşmesi pekala mümkündür. Ayrılıkçı grupların desteklenerek iç savaşa teşvik edilmesi, ABD/İsrail’in İran’da kara harekatı başlatması uzak ihtimal olarak gözükmesine rağmen, muhtemel iç savaşın başlatılması bu tür müdahaleyi kolaylaştıracaktır. Gerek iç savaş ve gerekse kara harekatı yıllarca sürecek bir bölgesel krizin başlangıcı olacaktır. Suriye krizi gibi yıllarca sürecek bir kaosa yol açabilecektir. Kara harekatı ile İran’ın işgali bölgesel ve küresel etkileri olacak ve hatta üçüncü dünya savaşının kapısını aralayabilecektir.
Türkiye Ne Yapmalı?
Her şeyden önce ABD ve İsrail planlarına endeksli siyaset izlenmemelidir. Bu savaşta Türkiye İspanya’nın gerisinde kalmamalıdır. Türkiye’yi ve Azerbaycan’ı İran’a karşı savaş ortamına çekmeye yönelik provokasyonlara aldanmamalıdır. ABD’yi kızdırmamak adına, diyalog çağrıları gibi tarafsızlık sergilemek yerine “aktif tarafsız” olmalıdır. İlk adımı olarak bu harekat süresince Türk üslerini ve hava sahasını kullandırmamalıdır. İlave olarak Kürecik radarının İsrail tarafına sağladığı avantaj dikkate alınarak en azından “geçici olarak” susturulmalıdır. İran’ın akılsızca bölge ülkelerine yaptığı füze saldırıları nedeniyle oluşabilecek “savaşın yayılmasını” önleyecek bölgesel birliktelikler sağlamalıdır. Bu bilinçle bölge ülkeleri ile savaşa karşı sıkı dayanışma sağlamalıdır.
İran’da iç savaş için tezgahlanan Kürt ayaklanması, gerçekleşirse, sınırımızın hemen ötesinde cereyan edecektir. Bu iç savaşın en çok Kürtlerin aleyhine olacağı, kendilerine iyi anlatılmalıdır. Zira bu Emperyal güçler Kürtleri Sevr’den itibaren onlarca kez kullanmış ve yüzüstü bırakmışlardır. Son olarak Suriye’de aldatılmışlardır. Kürtler artık kendilerini kullandırmamalıdır.PKK uzantısı PJAK Terör Örgütü, Türkiye’yi ve kısmen de Suriye’yi terk etmiş olan PKK teröristleri ile desteklenebilecektir. Çünkü ne ABD ne de İsrail PKK ile ilişkisini sonlandırmış değil, onları bu kez İran’da kullanacaklar. Böylesi bir gelişme ise Türkiye’de yürütülmekte olan sözde “Terörsüz Türkiye” sürecinden bağımsız düşünülemez. Zira dört ülkede yayılmış Kürt nüfusuna yönelik KCK projesi hedefi asla değişmemiştir. Türkiye, ABD ve İsrail’in İran’da PJAK/PKK’yı desteklemesine şiddetle karşı çıkılmalıdır.
Savaşın enerji ithalatçısı Türkiye’yi etkilemesi kaçınılmazdır. İran, Azerbaycan, Rusya ve Irak üzerinden petrol/doğalgaz ithal süreci sağlama alınmalıdır. Temiz enerji dahil alternatif enerji kaynaklarına ağırlık verilmelidir. Diğer yandan Çin’in Kuşak Yol Projesi ve Irak Kalkınma Yolu projelerinin önü tıkanmamalıdır. Caydırıcılık bağlamında son savaşlardan dersler çıkarılmalı, bu bağlamda hava ve deniz gücümüz, hava savunma yeteneklerimiz güçlendirilmelidir. Unutulmamalıdır “zorluklar ve kolaylıklar iç içedir” görmesini bilene.
