Bir milletin dili elinden alınırsa, o milletin düşünme yetisi ve geleceği de elinden alınır. Türk dilini korumak; yalnızca yabancı kelimeleri Türkçeleştirmek değil, yabancı kuralların etkisinden kurtulmaktır. Kurallarını başka dillerden ödünç alan bir dil, zamanla kendi kimliğini kaybeder.
Özcan KARTAL
Bir milletin hafızası, kültürü ve varoluş iradesi onun kelimelerinde gizlidir. Ünlü dil bilimci Peyami Safa’nın da vurguladığı gibi, bir dil başka dillerden kelime alabilir; bu bir zenginleşme olarak görülebilir. Ancak bir dil, başka bir dilden kural almaya başladığında, o dilin omurgası kırılmış demektir. Türkçe, tarih boyunca büyük medeniyetlerle temas kurmuş, kelime alışverişinde bulunmuş; ancak zaman zaman kendi dil mantığının dışına çıkan kuralların istilasına uğramıştır.
Günümüzde Türkçeyi korumak, sadece yabancı kelimelere savaş açmak değil; aynı zamanda dilimizin matematiksel dehasını ve kurallarını yeniden egemen kılmaktır.
Dilin Yapısal İstiklal Mücadelesi
Dilimizdeki yozlaşma, yalnızca tabelalardaki yabancı kelimelerle sınırlı değildir. Asıl tehlike, Türkçenin işleyişine aykırı yapıların “doğru” kabul edilmesidir. İşte dilimizin özünü bozan ve düzeltilmesi gereken temel yanlışlar:
- Fonetik Uyum ve Yazım Kuralları
Türkçe, yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi yazılan bir dildir. Batı dillerinden giren kelimelerdeki sessiz harf yığılmaları (st-, sh-, tr-) dilimizin ses yapısına terstir.
Yanlış: Star, Show, Tren
Doğru: Sıtar, Şov, Tiren
Özel isimler dışında, dilimize giren her kelime Türkçenin ses yapısına uyarlanmalıdır.
- Tamlamalardaki İyelik Karmaşası
Arapça ve Farsça etkisiyle dilimize yerleşen çift “i” kullanımı, halkın söyleyişine de dilin doğasına da aykırıdır. Türk insanı konuşurken “camii” demez, “camisi” der.
Örnek: Maltepe Camii veya Telefon Bayii yerine; Maltepe Camisi ve Telefon Bayisi kullanımı hem sadeleşmeyi sağlar hem de dilin mantığını korur. - Cinsiyet Ayrımı ve Dilin Eşitliği
Türkçenin en önemli özelliklerinden biri, kelimelerde cinsiyet ayrımının bulunmamasıdır. Fransızca veya Arapça etkisiyle türetilen “müdür / müdire” gibi ayrımlar, dilimizin yapısına aykırıdır. Türkçe, cinsiyetsiz yapısıyla eşitliğin dilidir ve bu özellik korunmalıdır. - Yer Adlarındaki Tutarsızlık
Yabancı şehir ve ülke isimlerini çevirirken ortaya çıkan çelişkiler, bir standart eksikliğini göstermektedir. London için Londra, München için Münih derken; diğer pek çok şehri orijinal hâliyle bırakmak bir tutarsızlıktır. Dil, bir sistemdir; bu isimler ya olduğu gibi bırakılmalı ya da Türkçeye uyarlanmalıdır. - Yabancı Tamlama Yapıları
Farsçadan geçen ve “Fasl-ı muhabbet”, “Aşk-ı memnu” gibi örneklerle yaşayan tamlama yapıları, Türkçenin sondan eklemeli yapısını zayıflatır. Türkçenin gücü, kelimeleri eklerle kurmasında gizlidir; araya giren yabancı yapılar bu akışı bozar.
Bir Milletin Yeniden Doğuşu
Mustafa Kemal Atatürk, bağımsızlığın sadece askerî ve siyasî alanda değil, dilde de olması gerektiğine inanıyordu. Onun, “Dil bayramı, Türk dilinin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulduğu gündür.” sözü, dil devriminin bir hürriyet mücadelesi olduğunu açıkça ortaya koyar.
Atatürk, 1932 yılında Türk Dil Kurumunu kurarak Türkçenin kendi kaynaklarından beslenmesini sağlamış ve dilde özleşme hareketini başlatmıştır. Geometri kitabını bizzat Türkçe terimlerle yazarak (üçgen, kare, açı gibi), dilin bir bilim dili olabileceğini göstermiştir.
“Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
Sonuç: Dil, Kalbe Giden Yoldur
Bir milletin dili elinden alınırsa, o milletin düşünme yetisi ve geleceği de elinden alınır. Türk dilini korumak; yalnızca yabancı kelimeleri Türkçeleştirmek değil, yabancı kuralların etkisinden kurtulmaktır. Kurallarını başka dillerden ödünç alan bir dil, zamanla kendi kimliğini kaybeder.
Türkçe, asırların imbiğinden süzülüp gelmiş bir cevherdir. Bu cevheri korumak ve geliştirmek bizim sorumluluğumuzdur. Dilimizi kendi öz akışında bırakmalı, kendi kaynaklarından beslemeliyiz. Yabancı dillerden kelime almak yerine mümkün olduğunca üretmeli; alınması gerekiyorsa da dilimizin kurallarına uygun hâle getirmeliyiz.
Unutmamalıyız ki; dilini kaybeden bir millet, her şeyini kaybeder.
