Ev 29. Sayı Ortadoğu’da Yeni Düzen

Ortadoğu’da Yeni Düzen

Tarafından Ali Kamil YILDIRIM

Türkiye İbrahim Anlaşmasına katılmamalı, İsrail’in ve GKRY’nin ileride gündeme gelebilecek NATO üyeliğine şiddetle karşı durmalıdır.  Türkiye’nin stratejik istikameti dış buyruklarla belirlenemez.

Ortadoğu’da Türkiye’nin bekasına yönelik olarak gelişmekte olan risklerin başında Suriye’deki durum, diğeri ise İsrail-GKRY- Yunanistan arasında sağlanan savunma İttifakıdır.

Ortadoğu günümüzde küresel ölçekte krizlerin en yoğun olduğu ve her an yeni bir güvenlik tufanının kopmasının yüksek olduğu bölgedir. Şüphesiz krizlerin ana kaynağı İsrail’dir. Diğer yandan ABD’nin Aralık 2025 tarihli yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi; Ortadoğu’yu “önceliği azaltılmış ama istikrara kavuşturulması gereken” bir bölge olarak göstermektedir. Peki çok bilinmeyenli bir denkleme dönüşen Ortadoğu’da “istikrar” nasıl sağlanacak? İşte Ortadoğu’da Yeni Düzen stratejisinin çıkış noktası da bu sorunun cevabında yatmaktadır.

Ortadoğu’da İstikrar İçin Nasıl Bir Yeni Düzen?

Ortadoğu’da yeni düzen projesinin mimarı ise yine ABD ve İsrail’dir. Şüphesiz bu yeni düzenin yegâne amacı da İsrail’in güvenliğidir. Hristiyan Siyonist güdümündeki ABD İsrail’in güvenliğini sağlamayı vazife bilmekte ve bu amaçla Tüm Ortadoğu ülkelerini “Abraham Accords/İbrahim Anlaşması” ile İsrail’in güvenliğini garanti altına almak istemektedir. Abraham Accords Nedir? Genelde amacın İsrail’in ve güvenliğinin tanınmasını sağlamak olmakla birlikte, özünde İsrail’e yönelik tüm direniş eksenlerinin kırılması yatmaktadır. İbrahim Anlaşması, Hz. İbrahim soyundan gelen “amca çocuklarını!” barıştırmak gibi bir hülya ile de süslenmiştir.

Günümüze kadar bu anlaşmayı imzalayan ülkeler, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan, Fas, Kosova, Mısır ve Ürdün’dür. Tel Aviv sokaklarını süsleyen yukarıdaki pano potansiyel katılımcıları göstermektedir. Buna göre, ABD, Suudi Arabistan, Filistin, Umman ve Suriye de yukarıdakilere ilave olarak potansiyel Abraham Accords katılımcısı ilan edilmektedir. Bu listede dikkat çekenler S. Arabistan ve Suriye’dir. S. Arabistan Filistin devletinin tanınmasını ön şart olarak ileri sürmektedir. Bu ülke söz konusu anlaşmaya taraf olursa diğer tüm Ortadoğu ülkelerinin de taraf olacağı beklenmektedir. Suriye ise ABD zoruyla bu düzenlemeye katılmak zorunda kalacak gibi görünmektedir. Son dönemde Somali’den koparak bağımsızlık iddiasında bulunan Somaliland’i ilk tanıyan İsrail oldu ve İbrahim Anlaşmasına katılacağını beyan etti. 

Türkiye Bu Düzenin Neresinde?

Ortadoğu’daki yeni düzenin en önemli odak noktası Türkiye’dir. Türkiye’nin ise bu düzenlemeye katılması şimdilik mümkün görünmemekte birlikte ABD’nin Ortadoğu Genel Valisi (!) ve Türkiye Büyükelçisi Barrack öyle düşünmemektedir.  “Türkiye, İsrail, Körfez, Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, Ermenistan ve Azerbaycan. Göreceksiniz bunları birleştirdiğinizde dünyanın en güçlü bölgesi ortaya çıkar” diyor. Yapılmak istenen Türkiye’yi Ortadoğu ülkesine dönüştürmektir.

ABD 2025 Güvenlik Stratejisinde Ortadoğu’yu “önceliği azaltılmış ama istikrara kavuşturulması gereken” bölge olarak tanımlarken, bu bölgedeki istikrarın Türkiye ve İsrail’in işbirliğiyle sağlanabileceği, Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak ABD’nin boşaltacağı Ortadoğu’da belirleyici ve düzenleyici bir rol üstlenmesi gerektiği dahi söylenegelmektedir. Oyuna gelmemek gerekmektedir. Zira ABD Ortadoğu İstikrarını İsrail merkezli bölgesel düzenlemede görmektedir. ABD’nin bölge siyasetini Türkiye destekli ve fakat İsrail merkezli yürütme isteği gizli değil. Bu birlikteliğin sağlanması için en iyi adres İbrahim Düzenlemesidir. Ancak Türkiye’nin Ortadoğu’daki öncelikleri böylesi bir düzenlemeye katılımını imkânsızlaştırmaktadır. Çünkü Türkiye için ciddi tehlikeler içermektedir. Yine de sürprizlere açık bir ihtimaldir. Bilindiği üzere Türkiye-İsrail resmi işbirliği 1996 yılında başlamış 2009 Yılına kadar devam etmiştir. ABD bunun tekrarının mümkün olabileceğini düşünüyor olmalı.

Yeni Düzende NATO, İsrail ve GKRY

ABD/İsrail’in Türkiye’yi içine çekmek istediği sorun bununla da sınırlı değildir. Buzdağının görünmeyen kısmında İsrail’in GKRY ile birlikte NATO’ya girişi hedefi yatmaktadır. Aşağıdaki “The Economist” kapağı bunu kısmen ima etmektedir. NATO mensubu birçok ülkenin ve AB’nin buna sıcak baktığını da gözlemlemekteyiz.

NATO ülkelerinin çoğunluğu Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine “hayır” demesini ve sonrasını hafızalarında tutmaktadırlar.  Türkiye’nin İbrahim Anlaşmasına katılımı ve İsrail’in NATO üyesi olma şansının çok az, ya da oldukça uzak ihtimal olduğu düşünülebilir.  ABD’nin “Beyaz, Anglo Sakson, Hristiyan Siyonist” damarı ile Allah’ın kendilerine üstünlük bahşettiğine inanan İsrail “geleceği tahmin etmenin en doğru yolunun, onu şekillendirmekten” geçtiğini çok iyi bilmektedirler. O nedenle çok uzak ihtimal olarak görülen bu düzenlemeler bölgesel değişimlerin doğal bir sonucuymuş gibi Türkiye’nin önüne konulabilecektir.

 

Türkiye Ortadoğu Ülkesi Olmamalıdır

Küresel değişimler karşısında vizyonsuzluk  milli güvenlik için tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Türkiye’nin bir yüzü Ortadoğu’ya bakmakla birlikte, Orta Asya, Kafkaslar, Karadeniz, Akdeniz, Balkanlar, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve NATO ile bağlantılı bir ülkedir. O nedenle Türkiye “kendisi” olmalıdır. Türkiye İbrahim Anlaşmasına katılmamalı, İsrail’in ve GKRY’nin ileride gündeme gelebilecek NATO üyeliğine şiddetle karşı durmalıdır.  Türkiye’nin stratejik istikameti dış buyruklarla belirlenemez.

Ancak Türkiye’nin Ortadoğu’daki önceliğini, bekasını gözeten milli stratejisi belirleyecektir.  Ortadoğu’da Türkiye’nin bekasına yönelik olarak gelişmekte olan risklerin başında Suriye’deki durum, diğeri ise İsrail-GKRY- Yunanistan arasında sağlanan savunma İttifakıdır. Son derece önemli bu riskler karşısında Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik izole politika izlemesi imkânı ortadan kalkmıştır. Bu durumda Türkiye’nin önünde iki seçenek bulunmaktadır. İlki bölgesel bir dayanışma ile (Örn. Türkiye-Mısır-S. Arabistan vs.) hareket etmek, ikincisi ise ABD/İsrail ile işbirliği içinde hareket etmek.

Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarı hem bölge ve hem de Türkiye için hayati değerdedir. Bunu bozmak isteyen “Siyonist” girişimler bunun aksine cereyan etmektedir. Suriye’nin dörde parçalanması (Şam, Lazkiye/Nusayri, SDG ve Süveyda/Dürzi) bu ülke için felaket olduğu kadar, Türkiye için tehdit, İsrail için büyük kazanç olacaktır. Bu nedenle Türkiye’nin sadece SDG odaklı yaklaşımı eksik olacaktır. Doğrusu Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarı için bölge ülkeleri ile kurumsallaşmış dayanışmayı sağlamaktır. Siyonist ve Hristiyan/Siyonist şımarıklığı dizginleyecek en önemli yöntem budur.

 İsrail-GKRY-Yunanistan savunma ittifakı ise bu üçlünün fırsatçılığının bir yansımasıdır. Ancak ciddiye alınmalıdır. Üstesinden maddi ve teknolojik güç üstünlüğü sağlayarak gelinebilecektir.  Türkiye’nin potansiyeli asla küçümsenmemelidir. Yeter ki bu potansiyel emperyalist dış buyruklara  heba edilmesin.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00